Ahmet Hakan da öğrendi!

Haberin Devamı

Polisler sabah’ın 5’inde Ahmet Hakan’ı da ‘göz altına’ almışlar, dün duyduk. Cem Uzan’la ilgili bir dava nedeniyleymiş ama neden ne olursa olsun burada önemli iki mesele var; birincisi tabii ki ‘demokratik ve insan haklarına saygılı hiç bir ülkede’ başta toplumun temsilcisi, gözü-kulağı gazeteciler olmak üzere yasalara saygılı vatandaşlar sabahın köründe kapıları çalınarak “kaçma ihtimali olan bir ağır suçlu” gibi gözaltına alınamazlar.

Hele de katilinden tecavüzcüsüne kadar en ağır suçları işlemiş olanların, “gerçek, somut şekilde” terör örgütü üyesi olduğu bilinen insanların ya “bir mazeret bulunarak seçim öncesi” tahliye edildiği veya hiç ceza almadığı bir ülkede hiç alınamazlar. Ama Türkiye öyle bir hale getirildi ki artık ne polise, ne hakime hesap soramıyorsunuz. Ahmet Hakan’ın daha iki üç gün önce yazdığı gibi “içeri alınmasına (ulu birileri tarafından) karar verilen kişiler” alınıyor, arkalarından bir medya korosu onlara anında “gazeteci oldukları için değil, çetecilikten alındılar vs” şarkısı diziyor ve hoop olay kapanmış, o kişiler unutulmuştur.

GAZETECİNİN SİLİVRİ RÜYASI

Neyse ki Ahmet Hakan’ın “göz altı”sında konu farklıymış da çabuk kurtulmuş. Ama yine de “kendisine ikram edilen sıcak poğaçaların filan ‘yaşadığı şoku unutmasına’ yardımcı olacağını” hiç sanmam, hayatı boyunca unutmayacağı bir deneyim yaşadı ve kim bilir kaç gece aynı duygularla huzursuz olacaktır.

Bu olayda göze çarpan ikinci nokta Hakan’ın aklına ilk gelen şeyin “Sanırım Silivri konulu bir rüya görüyorum” düşüncesi olması, “içimden mahpushane çeşmeleri aktı” demesi.. Ülkenin tanınmış, demokrasiye saygılı olduğu bilinen gazetecilerinin dahi o dakikada “Silivri”yi düşündüğü bir ortam oluşmuşsa artık o ülkeyi yönetenlerin “Bizim siyasetimizde korku yoktur” demesinin anlamı olabilir mi?

Polisin ve tüm kurumların hükümetin emrinde olduğu bilinirken özellikle, olabilir mi? Son zamanlarda adı ‘en alakasız şekilde bir iddianameye iliştiriliverilen’ yazarların durup dururken, hiçbir mecburiyetleri yokken “kendini savunma, olayı açıklayıp duyurma” zorunluluğu hissetmesi, bu durumda bırakılmaları olacak iş midir, bugüne kadar herhangi bir dönemde böyle bir tablo görülmüş müdür? Bazı davalar, bazı konular “top secret” olarak, en gizli konu gibi korunur ve tek kelime edilmezken “Ergenekon soruşturması” adı geçer geçmez bütün iddialar, daha ‘doğru-yalan-yanlış ayrılmadan’ neden ve nasıl o dakikada gazetelere geçiyor ve masum insanları zan altında bırakıyor?

TOPLUMUN SABRINI SINAMAK!

Üstelik gazeteci olduğu söylenen ama tutumlarıyla daha çok ‘zebani’ye benzeyen birilerinin ‘keyfine göre’ çeşit çeşit yorumlarla masum insanları ‘suçlu gibi’ göstermesine izin veriliyor? Nasıl ve kimler tarafından anında servis ediliyor bu bilgiler, polise, savcılara “vatandaşa illallah dedirtecek” yetkiler nasıl veriliyor, açıklanması gerekmez mi?

Hükümet en kısa zamanda Türkiye’deki bu “demokrasiye, insan haklarına, vatandaşa saygıya” aykırı duruma son verilmesini sağlamalı, gazetecilere ve herkese korku salınmasını önlemelidir artık. Bu onun görevidir ! Aksi takdirde bu akıl dışı olayların “AB standartlarına uyduğu” masalına kimseyi inandıramaz, böyle istemekle kalır, kendimiz söyler kendimiz dinleriz. Ve ayrıca “toplumun sabrını sınamak” da hiçbir hükümete yakışmaz.

*****


HSYK ve ‘gerekli şartlar’

Yargıtay ve Danıştay’a “büyük çoğunluğunu referandumdan sonra tek başına iktidar partisinin, özellikle Adalet Bakanı’nın seçtiği” HSYK tarafından 211 yeni üye atanmış.

Böylece HSYK ile Anayasa Mahkemesi’nin tamamen iktidar yönetimine girerek işlevini kaybetmesinden sonra Yargıtay ve Danıştay’a aynı operasyon tamamlanmış oluyor. Bir başka deyişle, artık gerçekten hiç kimse Türkiye’de ‘demokrasiyi korumanın en önemli unsuru olan kuvvetler ayrılığı’ ndan söz edemez. Daha önce zaten “hükümet ile Meclis” yani “yürütme ve yasama” tek elde toplanmıştı, şimdi yargı da tümüyle aynı grubun içine girdi.

Bu durumda “hükümeti ve Meclis’i denetleyecek yüksek yargı” ortadan kalkmış oluyor. Yine daha önce hiçbir iktidar döneminde “tüm mahkeme üyelerini tek bir partinin seçmesi” görülmüş bir durum değildi ama habere göre bu çok hayati değişikliğe doğal olarak gösterilen tepkilere HSYK sert cevap vermiş ve “Seçilen üyeler gerekli şartları taşımaktadır” demiş.

Şimdi “kendi üyelerinin çoğu Adalet Bakanlığı bürokratlarından seçilen” HSYK ’ya sorulur tabii; “Nedir bu gerekli şartlar”, acaba gerekli şart “iktidar tarafından seçilen HSYK’nın seçmesi” midir üyeleri? Bu mudur aranan özellik?

Hepsi bir yana “kadın erkek eşitliğinde yaptığımız atılım”ı dünyaya anlatıp duruyoruz, atanan 211 üye içinde sadece 6 kadının olması “atılım”ı ne kadar iyi anlatıyor değil mi?

Bence hep böyle ‘atıla atıla’ gidecek kadınlar!

DİĞER YENİ YAZILAR