Çarşamba günü Abdurrahman Dilipak’ın yazdığı akıl, mantık almaz, vicdanlara sığmaz yazıyı (bir hukukçu uyarısı üzerine) okur okumaz bu konuya değinmek istedim ama yer nedeniyle mümkün olamadı.
Aslında Ali Bulaç’ın “Almanya’daki Deniz Feneri yardım skandalı ve Türkiye bağlantıları” konusunda susmamak gerektiğini, özeleştirinin öneminden söz ederek “kim olursa olsun yanlış yapanın yanında yer almayız demek gerektiğini” yazdığı günlerde Abdurrahman Dilipak’ın da -kenarından köşesinden bile olsa- benzer bir vurgu yapması beni hiç değilse “yolsuzlukta, haksızlıkta, yanlışta” taraf tutmaması açısından ümitlendirmişti.
“Allah, kendi adına ve kendi dinini kullanarak ahlaksızca yollara sapanların foyalarını çabuk çıkartır (...) Bizimkiler hakkında olumsuz bir olay önüme gelince ‘böyle bir şey olmaması gerekmez mi’ diye düşünüyorum” diyordu.
Ama maalesef fena halde yanıltıcı bir açıklamaymış bu...
Dilipak, kendi gazetesinde çalışan Hüseyin Üzmez’in “14 yaşında bir kız çocuğuna, üstelik “yoksul ve annesine para verdiği” bir çocuğa tecavüzü olayında” dini de suçuna alet edip Kur’an’dan, sünnet’ten, Hac’dan söz eden bu tecavüzcüyü savunarak o sözlerinin gerçek düşüncelerini yansıtmadığını anlatmış oldu.
Sadece 5 Kasım Çarşamba günü yazdığı “Üzmez bu defa üzdü” başlıklı yazı, çocuk tecavüzü gibi cinayetten sonra en ağır cezayı gerektiren bir vahşet suçuna ve suçlunun serbest kalmasının sağlanmasına karşı çıkanlara bile “okurlarının dinî ve ahlakî duygularını istismar yoluyla” saldırabileceğini gösteriyor.
Sanki bu çocuk tecavüzcüsünün serbest kalmasına tepki verenler: Ankara’daki kasklı-motosikletli sapığa, öz çocuklarına tecavüz eden alçak yaratıklara, kendi kızlarını nişanlısıyla odaya kilitleyip tecavüz etmesine neden olan aileye, bugüne kadar “çocuğa, kadına karşı işlenmiş tüm suçlara” karşı çıkmamış ve bir tek buna tepki göstermiş gibi.
“80’ine merdiven dayamış bir pedofilin çocuk tecavüzü”, Adli Tıp ve Mahkeme’nin onu kurtarma çabaları, mağdur çocuğa ifade bile değiştirten baskılar ve son günlerde çocuk tecavüzlerinin hızla artması toplumun sabrını taşırdığı, vicdanları kanattığı için bu olayın üzerinde duruldu. Dilipak bunu pekalâ biliyor.
HAKARETİN PÜSKÜLLÜSÜ
Herkes birbirini eleştirebilir, eleştiriyor da ama Vakit gazetesini eleştirdiniz mi arkadan her türlü saldırı, hakaret geliyor. Bunlara susuldukça dayanma sınırını fena halde zorluyorlar.
İnsanların bulaşmamak, uğraşmamak için dava açmamasının, tekzip etmemesinin, bunları önleyecek bir basın kuruluşunun olmamasının verdiği özgürlükle onların sınırı yok...
Örneğin dün Ahmet Hakan’a “Bize hakaret etti” diye tekzip göndermişler, sabredip okudum, tekzip değil reklâm yazısı adeta... Dörtte üçü reklâm, dörtte birinde yazdıkları ve “hakaret olduğunu” iddia ettikleri sözler ise kendilerinin “Ana Muhalefet Partisi’ne, siyasetçi ve gazetecilere, gazete sahiplerine” kısacası kime sinirleniyorlarsa ona yaptıkları hakaretlerin yanında devede kulak bile sayılmaz (Dilipak’ın yazısının hemen bitişiğinde de CHP’lilere cellat deniyor). Mahkemeler bu durumu bilmiyor mu ki tekzip istediklerinde “Siz önce kendi gazetenizdeki sınırsız hakaretlere, saldırılara son verin” diyemiyor anlaşılır gibi değil.
GRUP SEKS BİLE VAR
Abdurrahman Dilipak meselâ yaşlı tecavüzcüye gösterilen tepkinin bir “medya linçi” olduğunu iddia ederken (bir de halka sorsunlar, köşe yazılarının altındaki yorumları okusunlar. Gelen tepkiler okunamayacak kadar fazla) aklını kaçırmış gibi TV’de program yapan sanatçılara ve tepki gösteren herkese “pornocu, grup seks yapıp ensest ilişkiye giren, homoluğu, lezbiyenliği meşrulaştırmaya çalışan, Uzakdoğu’ya çocuk seksi için giden... Matild hanım yaşasa ve İffetli Hanımlar Derneği kursa ancak bu kadar şaşırırdı, bunlar mı bize ahlak dersi verecek” gibi en ağır hakaretleri aynı yazıda sıralıyor.
Arkadan da “Üzmez’e haksızlık yapıldığını” iddia ediyor.
Basın özgürlüğünü böyle anlayan bir basın kesimi ancak Türkiye’de bulunur.
Yargının bağımsız (!) ama yalnızca Adalet Bakanı’na yani iktidara bağımlı olması, mahkemelerin son günlerde verdiği garip kararlar, Adalet Bakanı’nın anlamsız açıklamaları, araştırmadan kolayca yazılan tekzipler mi bunlara cesaret veriyor acaba?
(Not: “Üzmez madem ki suçlu neden dışarda” sorusunu soranlar var. Beraat etmedi, sadece “hukukçuların da büyük hayretle karşıladığı tutuksuz yargılanma kararı” çıktı.)
Ahlaksızlığa karşı çıkanları sindirme operasyonu
Haberin Devamı

