Mustafa Mutlu’nun dün açık ve net şekilde anlattığı; SHÇEK’e bağlı Bahçelievler’deki Şeyh Zayed Çocuk Yuvası’ndaki 12 yaşında çocuğa tecavüz olayı artık kepazeliğin had safhasıdır.
Bu yuvada yaşanan benzer skandallar (diğer bazı yuvalarda olanlar da) defalarca haber olmasına rağmen binada inşaat yapıldığı, işçilerin, çalışanların bulunduğu günlerde çocukların hâlâ onların yakınında yaşamlarını eskisi gibi sürdürmesine izin verilmesi, böylece tecavüze imkan verecek ortamın yaratılması önce sözüm ona “Sevgi Evi” yönetiminin, sonra da ilgili Bakanlığın hesap vermesi gereken bir konudur.
Veya önce Bakanlık diyelim... Bu olay Kadın ve Aileden Sorumlu Bakanlığı ve Bakan Nimet Çubukçu’nun gazetecilerin olduğu kadar ilgisini çekti mi acaba? Çektiyse Nimet Çubukçu davet edildiği toplantılarda konuşma yapmaktan fırsat bulamadığı için mi konuşmuyor?
Yuvalarda devletin, yani şu anda kendilerinin koruması altında bulunan, onlara emanet edilmiş çocukların bu kadar başıboş ortamlarda yaşatıldıklarını duymak dehşet verici doğrusu... Bu dehşeti daha ne kadar süre ve kaç kez yaşayacağımızı, kaç çocuğun daha hayatının mahvolacağını ve psikolojik tedaviye muhtaç hale geleceğini açıklamak zorundalar.
O çocukların psikolojisi artık tedaviyle filan düzelmez, hayatları boyunca alçak, aşağılık “YARATIK”ların, pis sürüngenlerin bıraktığı izi, bunalımları ruhlarında taşıyacaklar. SHÇEK yuvalarında bu olayları daha önce görmüş, izlemiş, o çocukları kurtarmaya çalışmış isimlerden duyduk, aynen böyle oluyor.
Şimdi tecavüzcü YARATIK, arkası sağlam olduğu için bu olaydan bin çeşit yalanla kurtulur ve hemen serbest bırakılır. Anında bırakılmazsa “iyi hal”den bırakırlar onu.
Türkiye’deki adalette (!) katil ve tecavüzcülerin “iyi hal”i söz konusudur çünkü...
İSTİFA ETSİN!
Mustafa Mutlu aynı yuvada geçen yıl yine 12 yaşında bir kızın tecavüze uğrayıp hamile kaldığını ve kürtaj yapıldığını hatırlatıyor. Muhakkak o zaman da bu yazdıklarımızı yazmıştık, o kıza tecavüz eden YARATIK şimdi nerelerde dolaşıp kimlere kötülük ediyor acaba?
Kadın ve Aileden Sorumlu Bakan bu olayların önlenmesini sağlayamıyor, doğru dürüst yönetim ve çalışanlar bulamıyorsa (5 yılda 4-5 kez SHÇEK İl Müdürü değişmiş) istifa etsin. Veya daha da iyisi onun istifasıyla birlikte başta Şeyh Zayed olmak üzere sevgi yuvacıkları (!) kapatılsın. Sokakta bundan daha güvenli olabilir çocuklar çünkü...
Bakan’dan açıklama bekliyoruz, susunca üstü örtülmüyor bilmiş olsunlar!
(Not: Dün bir de lise öğrencisi kızın içkisine ilaç koyarak tecavüz eden 5 kişiyle ilgili haber vardı. 5 sanıktan 3’ü tutukluymuş. Yakında “iyi hal” veya “yetersiz delil”den onların da serbest kalacaklarına hiç şüphe yok. Türkiye bu nedenlerle çocukların bile kurtulamadığı bir “tecavüzcüler, sapıklar cenneti” olmuştur. Böyle adalet sistemi kutlanmayı hak etmez mi?)
Baykal yine mi aday?
Çok önemli olaylar arka arkaya gelince diğer “çok önemli” olaylar unutuluyor. Sonra bir bakıyoruz yeni bir sürprizle karşı karşıyayız.
Normal olarak Nisan ortasında CHP kurultayı yapılması bekleniyor ama bu tarih bir türlü açıklanmıyor.
Çok demokratik (!) olan ama Seçim Kanunu gibi liderlerin işine geldiği için bir türlü değiştirilmeyen Siyasi Partiler Yasası nedeniyle de gelen lideri göndermek mümkün olmuyor, yaşadıkları sürece partilerin başına çakılıp kalıyorlar.
Padişahlıktan farksız yani!
Şu anda CHP’de tüzüğün değişmesi isteniyormuş ama mevcut tüzüğün hiçbir kuralı uygulanmadığı, tepeden tırnağa ihlal edildiği için partililer “yeni tüzük getirsen ne işe yarayacak” ruh hali içindelermiş.
Kurultaya gelince, delegelerin “mahallelerden başlayarak seçimle” belirlenmesi gerekirken ilçe ve il başkanları ile genel merkez bu işi üstleniyor.
Güzel güzel delegeleri atama ile seçiyor, sonra o delegelere istedikleri ismi seçtiriyorlar.
Eğer bu durumda bile Baykal’ın karşısında genel başkanlığa aday olma “cesareti” gösteren isimler çıkarsa adaylıkları kurultay salonunda (delegelerin 1/5’i tarafından aday gösterilmesi gerekiyor) ve Divan üyeleri ile Deniz Baykal’ın önünde imzalar alınarak belirleniyor.
Yani aday göstermede bile “tam bir baskı ortamı” söz konusu. Baykal’la göz göze imza atarken onun gözlerinde “Kazanırsam ne olacağını iyi düşün” ifadesini okuyacaklar.
Bu “demokrasi komedisi” için dava açılmış, mahkeme 17 Nisan’a bırakmış.
Şimdi iki soru var, onlar da yarına...

