Ah bu övünmeler, ah!

Haberin Devamı

Yazılarımdan binlerce okurum huzur alıyor” diye başlık atmış Süleyman Ateş. Doğru bilgilerle huzur verebiliyorsanız ne mutlu, çok önemli bir iş başarıyorsunuz demektir.

Ama eğer bazı yazılardan da binlerce okur yanlış bilgi ediniyorsa o zaman da sorun var demektir.

Tamamıyla benim yazılarıma atıfta bulunduğu ilk paragrafta okuyucularını yine yanıltarak şöyle diyor:

“Hem dinin bir meselesini anlatmayı laiklik açısından suç olarak değerlendireceksiniz hem Kur’an’da başörtüsünün olmadığını güya ispata çalışacaksınız (...) Benim amacım gelen sorulara hiçbir art niyet gütmeden arı duru bilgi vermektir.”

Amaç iyi de, gerçekleşememesi fena... Çünkü siz burada insanlara yanlış bilgi veriyorsunuz. Önce “Türban emri Kur’an’da vardır ama Avrupa ülkeleri medeni olduğu (ve bu emrin amacı kadınları erkeklerin rahatsız etmesinden korumak olduğu) için takmasanız da olabilir” dediniz.

Eğer bu bir emir ise siz Allah’ın emrine karşı gelecek yetkiye sahip misiniz? Bu “şirk koşmak” değil midir?

Sonra evli ve çocuklu bir erkekle bir çocuklu kadının imam nikahıyla evlenmesinde bir sakınca olmadığını, ailesinin kadını rahat bırakmasını önerdi.

En son olarak da miras konusunda yine Medeni Kanun’u tamamen dışlayarak İslâm hukukunda ne yazıyorsa onu esas aldı. Yani ortada bir kız, bir erkek çocuk varsa erkek çocuk 2 hisse, kız 1 hisse alacak. Oysa Medeni Kanun’da haklar eşit...

Bunların hata olduğunu söylediğinizde Süleyman Bey sinirleniyor ve hemen “moda taktik”i ortaya çıkararak:

“Dinin bir meselesini anlatmayı laiklik açısından suç olarak değerlendireceksiniz” diyor. Böylece dini kendisine zırh yapmaya çalışıyor. Bunu yaparken karşısına da laikliği koyuyor ki inandırıcılığı artsın ve laiklik din karşıtlığı olarak da anlaşılsın.

Oysa “laiklik” demedik, “suç” demedik sadece ‘bu konularda artık Medeni Yasa esastır, insanlara yanlış bilgi vermeyin ki haksızlık ve hata olmasın’ dedik.

Ben Kur’an’da başörtüsünün olmadığını “güya” ispata çalışmadım; Din adamı değilim ama “Kur’an’ı oku” dendiğine göre okuyup anlamaya çalışanlardanım.

Bu arada böyle yanlış anlatanlara karşılık doğru bilgileri verecek din uzmanlarından bilgi almaya ve toplumun da bu bilgileri televizyondan duymasına çalışıyorum.

‘Diyanet İşlerine soruyorum, emir nerede bize kelime kelime anlatsınlar’ diyerek sordum, bu yapılmadı.

Kısacası “art niyet gütmemek” yeterli değil, Diyanet İşleri Başkanlığı yapmış biri olarak insanlara başörtüsü ve diğer konularda hatalı cevaplar veremezsiniz.

Vermemelisiniz.

Hatalarınızı gizlemek ve üste çıkmak için dini kalkan yapmamalısınız.

Bütün söylediğim bu!

*****

Katarlı ortak Sabah’a ne katar?

Çarşamba günü VATAN sormuştu soruyu... Devletin sattığı malın; Sabah ve atv’nin bedelinin yarından fazlasının yine devlet tarafından karşılanması üzerine...

Daha önce Türkiye bunu yaşadı, kaç özel bankadan kredi diye alınan onlarca milyar dolar geriye dönmediğinde hepsi milletin cebinden çıkarıldı.

Şimdi devlet bankalarından ve sırf iktidara yakın isimler, Başbakan’ın damadı söz konusu olduğu için kolayca alınan 750 milyon dolar kredi ödenmezse kimin cebinden çıkacak?

Garanti olarak Sabah- atv’den başka ne gösterildi ki bankalar rahatça bu kadar büyük bir miktarı (Lüksemburg’tan 1 milyon dolar borç aldığımız günleri unutmayalım) verebildiler? Bunları bilmiyoruz.

Ayrıca ne hikmetse 5 ayda Cumhurbaşkanı Gül, Başbakan Erdoğan, Dışişleri Bakanı Ali Babacan, Devlet Bakanı Mehmet Şimşek (5 Şubat’ta Gül, 16 Şubat’ta Babacan, 18 Şubat’ta Şimşek, 13 Nisan’da Başbakan) ve daha çok sayıda bakanın ziyaret ettiği Katar’dan parayı ödeyen şirketin adı internette bile bulunamıyor ve yeni kurulduğu söyleniyor.

Bu bilgiler ortadayken Kamer Genç’in “Başbakan Tayyip Erdoğan’ın Katar’da ne işi var” sorusu da bayağı haklılık kazanıyor.

Şeriatla yönetilen bir ülke şirketinin bir Türk TV kanalına yüzde 25 ortak olması da ayrıca üzerinde durulması gereken bir konu...

VATAN sormuş; “Katarlı ortak Sabah’a ne katar?”

Cevabı; “Hiçbir şey katmasa biraz şeriat katar” da olabilir yani...

İnşallah olmaz!


DİĞER YENİ YAZILAR