Başlığı görünce "Tamam Ruhat Mengi de köşeyi döndü, o da üşüttü," diye düşünmüş olabilirsiniz. Hak veriyorum size bu gidişe bakıp da üşütmemek elde değil aslında. Ama yine de merak etmeyin, aklımı sıkı sıkıya tutuyorum. Tek bir örnek vereyim, günün herhangi bir saatinde TV'yi açıyorum. Karşımda göbek atan bir kadın, çocuk, erkek veya bunların çoğulu. Herkes göbek atıyor. Aynen şu "vergileri arttırıp duran padişahın 'halk göbek atmaya başladı' dediklerinde 'tamam, kesin vergileri' cevabını vermesi" ni anlatan fıkra gibi. Halk kendini göbeğe vurdu. Birde soyunmaya. Sabahın köründe ekranlar bele kadar yakası, sırtı, bacağı açık tuvaletler giymiş kadınlarla dolu. "Biz evleniyoruz" evindeki kızlara da final gecesi şarkıcıların giydiği türde tuvaletler giydirmiş, seksi olsunlar diye kızcağızları kılıktan kılığa sokmuşlardı. Dönelim göbeğe. Sanki burası bir Arap ülkesi, göbek de tek dans türü. Göbek atanların kolay şöhret olduğu anlaşıldı ya herkes kıvırıyor. Ben de TV'leri açıyorum, kapıyorum. Açıyorum, kapıyorum.
Peki neden 'Ah bir erkek olsaydım, dibi dum' dedim ben? Bugüne kadar, hemen her Türk kadını gibi (istisnaları bırakın) kadın olmanın sıkıntılarını yaşamış, mesleki zorluklarını da çekmiş biri olmama rağmen erkeklere hiç özenmemiştim. Kısacası kadın olmaktan memnundum. Ama ne zaman ki erkek yazarların oturup kadın yazarları çekiştirdiğini, çoğunu aşağıladığını, kendilerini "yazar değerlendirme jürisi" zannettiğini gördüm (bunu sık sık yapıyorlar aslında) işte o zaman... Dedim ki 'Ah keşke ben de bir erkek yazar olsaydım, ne keyifli bir ayrıcalık bu!' Gerçi ben kendime pek yakıştıramazdım ama, gönlüm isterse de oturduğum yerden "Kadın yazarların nasıl olmaları gerektiğini, benim ne türlerinden hoşlandığımı, kalıplarıma uymayanların ise 'iyi yazar' kategorisine alınamayacağını" bir güzel anlatırdım.
Geçen Pazar yayınlanan "kadın-erkek yazar" tartışması için sevgili Emel Armutçu beni haftalar önce aramıştı ama bu ara işlerimin yanında, biri ağır hastalık, diğeri trafik kazası geçirdiği için yoğun bakımda olan iki gençle de ilgilenmem nedeniyle cevabı ona zamanında yetiştiremedim.
Nereden çıktı bunlar?
Kadın köşe yazarları başlıklı yazıya biraz da bu nedenle cevap vermek istiyorum. Belki espri olsun diye yazılmış olsa da daha ilk paragraf tartışmasız bir ayırımcılık içeriyordu:
"Nereden çıktı bu kızlar? Üstelik hepsi birbirinden güzel... Yetmezmiş gibi zekiler bile..." Yeteneği olmadığı, hatta hiçbir mesleki farkı, özelliği olmadığı halde senelerdir en güzel gazete köşelerini, TV programlarını kapan erkek yazarların sayısı kadın yazarların çok üstündedir. Karşılaştırma bile yapılamayacak kadar üstünde... Bunu bilmelerine rağmen erkek yazarlar oturmuş "basında kadınların sayısının neden bu kadar arttığını" tartışmışlar.
Tek bir örnek vereceğim,
Oktay Ekşi: "Onlar sayesinde sayfalarımız kazık gibi olmaktan kurtuldu. Ama kadın yazarlar maalesef kadın sorunlarının dışına çıkma açısından yeterince başarılı olamadılar" diyor.
Basın konseyi
Pazartesi akşamı Basın Konseyi nin kuruluşunun 16. yıldönümü yemeğinde de Sayın Ekşi ile yanyana oturuyorduk (kendilerine sevgim ve saygım sonsuzdur, o başka mesele tabii), aynı konu açılınca görüşlerini tekrarladı. Seçim öncesi de yazdığı görüşlerdi bunlar;
"Kimseye bedava yemek yok. Kadınlar siyasette de, işte de mücadele ederek haklarını alsınlar." Çok güzel ama adil bir yarış aynı noktadan başlar. Her iki konuda karar mercilerine erkekler yerleşmişken, maaşları bile onlar belirlerken nasıl alsınlar? Meclis'e, siyasi partilere ve işlerin yönetim kadrolarına bir göz atıverseniz? Ayrıca eğer erkek yazarlar Türkiye'nin son derece ciddi kadın sorunlarıyla biraz ilgilenselerdi kadın yazarlar sık sık o konulara dönmek zorunda kalmazdı. Bu tartışmaların sonu bir gün gelecek. O zamana kadar biz her alanda bu eşitliğin sağlanması için yılmadan çalışmaya devam edeceğiz. 'Erkek jürileri(!) beğense de, beğenmese de' diyeceğim, şimdi bu lâfı da "erkekçe, meydan okuyan" tarzda bulup beğenmeyecekler. Özür dilerim beyler, özür dilerim.
Şimdi, yazıyı bitirelim, yoksa sonsuza kadar uzayabilir. "Nokta" şudur; Kadın yazar, erkek yazar diye bir ayrım olamaz. Birkaç istisnayı düşünerek bütün yazarları belli kalıplar, sınıflar içine sokmak yanlıştır ve haksızlıktır. Ancak "iyi yazar, körü yazar" ayrımı yapılabilir ki bunu da sadece okuyucu belirler. Takdir ettiği yazarları "nereye giderse gitsin, ne yazarsa yazsın" izleyen, her gün mektupları, telefonları ile ilgisini belli eden okuyucudur. Ve iyi yazar, yazdıkları konusunda konuşması için mikrofon kendisine uzatıldığında tezlerini orada da savunabilen yazardır. Keşke bu konuda bir TV programı yapılabilse... Ne iyi olurdu! Şimdi müsaadenizle kadın sorunları hakkında bir yazı hazırlamam lâzım.
Ah bir erkek olsaydım... Dibi dibi dum!
Başlığı görünce "Tamam Ruhat Mengi de köşeyi döndü, o da üşüttü," diye düşünmüş olabilirsiniz. Hak veriyorum size bu gidişe bakıp da üşütmemek elde değil aslında
Haberin Devamı

