Dün telefonla konuştuğum bir doktor arkadaşım; evinde ve kliniğinde çalışan, İstanbul’un varoşlar dahil her semtinde yaşayan personelinin “CHP’nin başına mutlaka Kemal Kılıçdaroğlu’nun gelmesini istediklerini” söylediklerinden söz etti.
Bu tür değerlendirmeleri, talepleri anket gibi düşünürüm ben, sonuç çoğunlukla “genelin arzusunu” ortaya koyar. Gazeteye gelip VATAN internet sitesinde “CHP’nin başına kim geçsin” anketine bakınca klinik çalışanlarının yanılmadığını gördüm; o dakikalarda katılarınların yüzde 51’i Kemal Kılıçdaroğlu, yüzde 12’si Süheyl Batum ve yüzde 11’i Deniz Baykal demişti. (Aynı sıralarda Hürriyet’in sitesindeki ankette de sanıyorum “yüzde 59 Kılıçdaroğlu, yüzde 13 Baykal, yüzde 10 Gürsel Tekin” durumu vardı.)
Kemal Kılıçdaroğlu’nu çoğunluk seviyor, kendine yakın buluyor, onun dürüstlüğüne inancı tam... Bu belediye seçimlerinde de görüldü, İstanbul’da seçim akşamı bir ara seçimi onun kazandığı bile bildirilmişti, son saatlerde değişti... VATAN anketinde ilginç olan Anayasa Hukukçusu Prof. Dr. Süheyl Batum’un, Deniz Baykal’dan ve Kılıçdaroğlu dışındaki isimlerden daha çok oy alması. Siyasetçi olmamasına rağmen demek ki halk onu da beğeniyor ve lider özellikleri görüyor. Tabii Batum’un siyasete girme ve girecekse “CHP’de girme” kararı var mı, yok mu orası bilinmez...
Ben dün biraz araştırma yaptım. Özellikle de “açlık grevine, ağlama krizine giren” CHP’li fotoğraflarını görünce buna gerek duydum; “acaba CHP’de herkes ağlıyor mu” sorusu ortaya çıkmıştı çünkü...
Ve “CHP dışındaki siyasetçiler ne düşünüyor” sorusu...
ÖNDER SAV’A TEPKİ!
Anketimin sonucu şöyle;
- Çoğunluk Deniz Baykal “böyle tatsız bir olayla ayrıldığı için” üzüntü duyuyor. Baykal’ın bugüne kadar “genel başkanlığı bırakmak istememesine” kızanlar bile onun namuslu ve iyi bir siyasetçi olduğunu, tam kendisinin ve duruşundan taviz vermeyen partisinin en geniş kabulü yakaladığı bir anda (üstelik referandum öncesinde) bu kasetin devreye sokulmasını “ustaca plânlanmış bir komplo” olarak görüyor.
- Konuştuğum kişiler, dün CHP kulisleriyle ilgili bir haberde yer alan “Kılıçdaroğlu’nun yıldızının daha da parlayacağı ihtimaliyle Önder Sav ekibi tarafından engellenebileceği” iddiasına “Önder Sav buna kalkışamaz. Asıl o zaman kendisine büyük tepki doğar” diyor.
- Yine çoğu “Baykal’ın istese de dönemeyeceği, inandırıcılığını kaybedeceği için Meclis’te de, halk nezdinde de etkili olamayacağı, bunun da partiye ve ülkeye zararı dokunacağı” görüşünde...
Ortaya bugüne kadar bilinmeyen (en azından benim duymadığım) bir nokta da çıktı;
Nesrin Baytok’un Baykal’a yakınlığından gelen gücü parti içinde kullandığı, neredeyse parti yönetimini onun şekillendirdiği, bu nedenle milletvekillerinin bir kısmı Önder Sav’ın çevresinde yer alırken, bir kısmının Nesrin Baytok kadrosu oluşturduğu... Gücün bu şekilde kullanılmasının ise partide uzun süredir rahatsızlığa neden olduğu...
YENİ SAYFA
Son durum böyle ama asıl önemli olan önce kurultay, sonra referandum tarihleri bu kadar yaklaşmışken CHP’nin artık (anketlerden de ders çıkararak) zaman kaybetmeden toparlanması... Eğer adaylar kendiliğinden çıkmıyorsa; her detayı gözeterek, hiçbir hata yapmadan en doğru adayı en kısa zamanda belirlemesi.
Evet kaset olayının tartışmasız üzücü yanı, etkisi vardır ama böyle bir durumda işi “açlık grevi”ne vardırmanın, gereksiz ısrarların da siyasette yeri yoktur, bu tam bir abartmadır.
CHP Genel Başkan Yardımcısı Yılmaz Ateş:
“Kararı parti verecek, örgütümüz ne karar verirse hepimizin başı üstünedir. Bizim ne ablaya, ne ağabeye, ne emanetçiye ihtiyacımız yok... Aday olmak isteyenleri kınamayız... Örgüt karar verecek; bu tuzaklara boyun mu eğeceğiz, yoksa savaşacak mıyız?” demiş.
“Örgütleri” şahıslardan önce; Türkiye siyasetinde bu olayın oynayacağı rolü dikkate alarak karar vermek zorundadır. Ateş’in diğer sözleri ise “parti üzerinde baskı kurmanın” ta kendisi... CHP “demokratik” bir parti ise kimsenin bunu yapmaya hakkı olmamalı!
Baykal ve gölge başkan...
Dün akşam gazetenin baskıya gireceği saatlerde Baykal’ın Star TV’de yaptığı son konuşmayı duydum.
“İstifa ettim ve partimin yeni bir başlangıç yapmasını istiyorum. Uygun ve doğru olan budur. Ben buna katkı vermeye hazırım (...) Bütün gücümle referandum kampanyası başta olmak üzere parti sorumluluklarım konusunda üzerime düşeni, sanki ben genel başkanmışım gibi yaparım. Yapacağım, konuşacağım, çalışacağım. Hiç şüphe yok parti yeni taze bir başlangıç yaparsa, bir sorumlu kadroyu iş başına çıkarırsa bundan sevinç duyarım ve onlara her türlü katkıyı, desteği veririm” diyor.
Bu sözlerden sonra “en güzelinin tek aday çıkması olduğunu” söylüyor, konuşmasının sonunda ise “onursal başkan” benzeri bir tarif yapıyor.
Güzel bir konuşmaydı doğrusu ve Baykal’ın 40 yıllık siyaset deneyiminden partisinin yararlanması mutlaka bir kazanç olacaktır. Ama bir ihtimal daha var; Rahşan Ecevit aynı pozisyonda iken Zeki Sezer’in huzurlu ve etkin bir genel başkanlık yürütmesi imkânsız olmuştu.
Baykal’ın; yeni genel başkanın benzer bir baskıyla karşılaşmaması yönünde gayret göstermesi gerekecektir. Zira böyle bir durumda onursal başkanlar bu onurdan yararlanırken genel başkanların onuru kolayca kırılabiliyor.

