İki genç, güzel insanın düğününe gidiyordum olayı gördüğüm anda... Sepetçiler Kasrı' na yakın bir köşede dev gibi irikıyım bir adam iki elini pencereden içeri sokmuş bir taksinin şoförünü yumruklamaktaydı.
Etrafta olayı gören herkes korku içinde donup kalmıştı. Bir süre devam etti yumruklar... Ben olduğum yerde, arabanın içinde çığlık çığlığa 'öldürecek adamı, durdurun şu vahşiyi' diye bağırmaktaydım.
Sonra dev adam döndü, söylenerek biraz uzaklaştı, hırsını alamamış olmalı ki vazgeçti... Tekrar arabaya yaklaşıp birkaç yumruk daha attı.
Kaşı patlamış, burnu kırılmış olmalıydı şoförün en azından... Mecalsizce arabasını kaldırıma yaklaştırarak aynaya bakmaktaydı ki biz uzaklaştık.
Gözlerim dolmuş, eğlenecek halim kalmamıştı. 'Ben de iri bir erkek olsaydım arabadan atlar...' dedim kendi kendime... Sonra düşündüm; demek ki insanın dayanamadığı an buydu, güvenliğin olmadığı bir ülkede, istemesek bile hepimiz her an öldürücü bir olaya kanşmış bulabilirdik kendimizi.
Aynı gün Akmerkez'in karşısında gördüğüm benzer olayı hatırladım; beş altı genç, bir kadının çantasını almaya çalışan üç kapkaççıyı öldüresiye dövmüşlerdi gözümün önünde... Yerlere atıp tekmeleyerek... Kafasını kaldırımlara vurarak dövüyorlardı kendi yaşlarındaki suçluları.
Herkes sessizce seyrediyordu, belki de usulü, raconu buydu işin, ben anlamadığım için bu kez de Akmerkez'in güvenlik görevlilerine bağırıyordum 'koşsanıza ne bakıyorsunuz, öldürecekler' diye...
Yine o gün (Perşembe) gazetelerde Zeytinburnu'nda 7 yaşındaki kız çocuğa tecavüz girişiminde bulunan suçluya "halkın linç girişimi"ni okumuştum.
"Yeterli delil olmadığı için" serbest bırakılmıştı zanlı. Oysa küçük kızın vücudunda yeterli delil görülmüştü ve suçlunun daha önce de "tecavüzden" sabıkası vardı.
Ceza verilmeyince halk uygulamaya kalkmıştı adaleti... Ve onlar da "dişe diş, kana kan" diyorlardı. (Bu tür olayların olmaması için ABD'de verilen ceza ise şöyle: 15 yaşında bir kızla -rıza ile olsa bile- ilişki kuran adam ömür boyu hapis cezası ile yargılanıyor... Bu haber Cuma günü gazetelerdeydi!)
Yine o gün bir düğünde rastgele ateş açan bir magandanın üç kişiyi yaraladığı haberi vardı. "Yaralamak" hafif haber kalıyordu; gençleri, çocukları, masumları öldürüyordu bu cahil caniler...
Türkiye özellikle AKP Hükümeti döneminde tam bir vahşet ortamına dönüştü.
Bir yanda, sözüm ona "TCK'yı değiştirdik" diye adalet reklâmı yapılırken öte yanda hiçbir suça gereken cezalar verilmedi.
Hâlâ da verilmiyor. Ve kan gövdeyi götürüyor... Şu anda en tehlikeli noktadayız:
Halkın, ceza verilmeyeceğini bilerek vermek için kendini görevli saydığı nokta bu...
Yıllardır dilimizde tüy bitti anlatamadık; devlet olmayınca sonuç budur işte... Adaletin uğramadığı yerde yaşamanın cezasını biz çekiyoruz!
(Not: Hükümet, kadına yönelik şiddet; özellikle de töre-namus cinayetlerini önlemek için 8 Eylül'de Ankara'da büyük bir toplantı yapıyormuş. Nihayet ciddiye almaları güzel ama yetmez.
Aynı özeni şiddetin tamamını önlemek için göstermek, suçun cezasız kalmamasını sağlamak zorundalar.)
Ne demişler?
Gündüz kandilini hazırlamayan, gece karanlığa razı demektir.
Cenap Şebabettin
Adaletin uğramadığı yerde...
İki genç, güzel insanın düğününe gidiyordum olayı gördüğüm anda... Sepetçiler Kasrı' na yakın bir köşede dev gibi irikıyım bir adam iki elini pencereden içeri sokmuş bir taksinin şoförünü yumruklamaktaydı
Haberin Devamı

