Günler geçiyor biz hâlâ “kim amuda kalkacak”, kim “cumhurbaşkanı”nın sonuna “m” koyacak, kim koymayacak onunla uğraşıyoruz.
Af buyurun ama, “Neden böyleyiz” sorusuna cevap ararken böyle kelimesinin karşılığı birçok argo sözcük geçiyor aklımdan, saygı veya açılabilecek yeni davalar nedeniyle yazamıyorum.
Ama yazmak istiyorum, bilin. İnsanız sonuçta!
Daha önceki gün bir bebek ile annesinin düğünde maganda kurşunuyla ağır yaralandığını okuduk, ahlâksız herif bulunamadı.
Dün bir başka magandanın kurşunuyla ilköğretim 7. sınıf öğrencisi Alev Öner’in öldüğünü okuduk. Habere bakın:
“Aydın Didim’de kuruyemiş satan Şebnem Öner, biri 10, diğeri 12 yaşında çocukları ile yolda yürürken iki grup birbirine ateş etmeye başladı. Silah sesleri üzerine çocuklarına sarılan annenin kolunu sıyıran bir kurşun Alev’in başına isabet etti. Küçük kız annesinin kollarında can verdi.”
8-10 el ateş edilmiş. Sonra anne ateş edilen arabaya doğru bağırarak koşmuş, kaçmışlar. Geri dönünce küçük kızını “Korkma kızım, tehlike geçti” diyerek yerden kaldırmaya, kucağına almaya çalışırken öldüğünü fark etmiş (şu anda ağlıyorum ama bunları halledemeyen yönetimleri ödüllendiren, o yönetimlerin karşısına alternatif bile çıkaramayan toplumun insanlarına yakışır).
Haberin yanında perişan vaziyette ağlayan annenin fotoğrafları var. Onu kim susturabilir, kim teselli edebilir ki artık?
Bu anne “Kızımı benden alanların en ağır şekilde cezalandırılmasını istiyorum” diyor. Hangi adalet onları cezalandıracak?
Maganda yine ortada yok ama arabadakiler yakalanmış. Konuştukları takdirde o alçağın adı belirlenecektir.
Önceki haberdeki bebekle annenin ve Alev’in vahşi katilleri yakalanıp Batı ülkelerindeki gibi (ömür boyu hapis bile yetmez) 110-120 yıl hapisle cezalandırılmadığı takdirde ben artık “adalet”ten söz etmeyeceğim.
Hiçbir medeni ülkede bu rezalet, bu vahşet yok. Yıllardır önlemek için en ufak bir gayret göstermeyenler acaba hâlâ hangi yüzle milletin karşısına çıkıyorlar sormak lâzım!
Arkadan vuran hainlere ne denir?
DTP Genel Başkanı Ahmet Türk iki yıl içinde birkaç kez TV programıma konuk olup sorularımı cevapladı. Konuştuğu zaman gayet akılcı ve sakin görünmesine, soruları da açıkça cevaplıyor havasında olmasına rağmen her zaman cevaplamadığı tek soru vardır.
“PKK terör örgütü değil mi?”
Ben bu soruyu ona iki yıl içinde defalarca sordum, başkaları da sordu ama o hâlâ askerlerin geçeceği yollara mayın döşeyerek, karakollara baskın yaparak arkadan vuran, elindeki binlerce ABD silahına rağmen karşı karşıya çarpışma cesareti bile olmayan kanlı teröristlerin ne olduğunu söylememekte direniyor.
Bunda ısrar ettikleri için, PKK’ya herkes öfke duyduğu için Güneydoğu’da alabilecekleri oyların başka partilere gittiğini de hâlâ göremiyor. Oysa ne kadar iyi bir fırsat yakaladılar, tartışılacak konuları Meclis’e taşıma imkânına kavuştular.
Ama gel gör ki daha ilk gün Apo’dan, ikinci gün ordunun kimyasal silah kullandığından söz etmekten başka bir şey akıllarına gelmedi.
Aynen daha önce Her Açıdan’da da tekrarladıkları ve gerçek dışı olduğu anlaşılan “Apo’yu zehirlediler” iddiası gibi...
Bir yandan bunu yaparken, bir yandan da her gün onlarca arkadan vurulmuş şehit cenazesinin kalktığı bir ülkede “Bize PKK’nın terörist olduğunu söyletemezsiniz” demeye devam ettikleri takdirde, o şehitlerin içinden çıktığı orduyu “Bizi davet etmemekle bölücülük yapıyorsunuz” diye suçlamaya hakları olur mu?
“Bu ötekileştirici, dışlayıcı mantıktır, oysa biz barışçı siyaset yapıyoruz” demeye hakları olur mu? Hangi barışçılık, ne barışı, kiminle barış?
Buna sadece Atatürk’e Cumhuriyet’e, ülkenin, milletin bütünlüğüne düşman grupları ve belki AB’yi, ABD’yi, Barzani’yi inandırabilirler, Türkiye’nin Kürt vatandaşlarını bile inandıramazlar.
İnandıramazlar çünkü o şehit askerler onların da içinden çıkıyor.
Seçimin üstünden henüz bir buçuk ay geçti ve DTP’li yöneticiler hakkında yine soruşturma başlatıldı. Çok üzücü bir durum ama olayın sorumluluğu büyük ölçüde “kapatılma” konusunda Milli Görüş partileriyle yarıştıklarını ve ayrıca mevcut yasaları bile bile benzer hataları tekrarlayan DTP’ye ait değil mi?
Zaman varken bu samimiyetsiz politikayı bırakmaları ve kimin partisi olduklarına karar vermeleri gerekiyor. Yoksa partileri de, kendileri de, sonunda ülke de büyük zarar görecek.

