Birincisi tutuklu 20 sanığın yakınlarının Adliye'de hakim ve avukatlara baskı yapmak üzere hakaret ve küfürlerle olay çıkardıklarını anlatan haber.
İkincisinde ise Adalet Bakanı Cemil Çiçek, N.Ç.'nin mektubuna basında geniş yer verilmesi üzerine sinirlenerek "yasalar böyleyse ben ne yapayım" diyor. "Hakimler ve savcılar mevzuata göre işlem yaparlar" mış.
Bu haberlerin ikisi de "orijinal facia"dan farksız.
O ne kadar korkunç ise bunlar da aynı derecede korkunç.
Düşünün...
Düşününce doğal olarakasabi bir titreme alıyor insanın bütün vücudunu zaten. Hakim ve avukatlar bu masum (!) adamların yakınlarının hışmından kurtulmanın çaresini arka kapıdan kaçmakta buluyorlar ve etraflarında onlan koruyacak bir polis gücü de yok.
İşlemeyen adalete bir de baskı uygulanıyor. Hakim ve savcılar korkudan doğru karar veremeyecek. Avukatlar savunamayacak.
Oysa geçenlerde Digiturk kanallarından birinde "kadına cinsel saldırı" olaylarının çok daha hafif bir örneği ile ilgili bir Amerikan filmi vardı.
"İndir pantolonunu!"
Bir kadını çıplak olarak habersiz filme alan ve İnternet'te yayınlayan adam mahkemede. Kadın hakim ona soru sorarken birden "İndir pantolonunu" diyor. Adam şaşırıyor, bozuluyor... Kadın hakim "İndir dedim sana" diye bağırıyor. Rezil herif çaresiz çekine çekine indiriyor pantolonu. Hakim şöyle bir bakıyor, suratını buruşturarak; "Öyle saklayacak önemli bir şey de yokmuş zaten" diyor ve ekliyor "Jüriye doğru dön şimdi"... Jüride başka kadınlar da var, adam iyice bozuluyor ama kurtuluş yok,dönüyor. Bütün salonda fısıltılar, gülüşmeler...
Bunlara katlandıktan sonra da salonu pantolon ayaklarda terketmek zorunda kalıyor.
Nasıl? Başkasının haklarına saldırıda bulunan birine aynı duyguyu bir kez olsun yaşatmak güzel ceza değil mi? Tabiî şüphesiz o ceza orada bitmiyor.
Çözüm böyle olup, adalet yerini bulduğunda ve insanlar buna inandığında, hakimler zaten düzgün olan yasaları korkusuzca uyguladığında aynı suç bir daha o kadar kolay işlenemiyor.
Bunun yapılmadığı ülkelerde ise 28 kişi utanmadan bir insanın geleceğini karartıyor. O ülkelerde birçok kişi "Adalet nasılsa yapamayacak" diyerek suçluların cezasını kendi vermeye de kalkıyor.
Adalet Bakanı'nın sözlerine gelince ona da şunu söylemek lâzım. Bu ülkede "mevzuat" diye bir şey yok. Mevzuat toptan yanlış. Eski ceza kanunlan feci idi yeni tasarı ondan beter. "Töre Cinayetileri'ne ceza indirimi yok" diyorlar, namus cinayetlerine 10 yıla varan ceza indirimi koyuyorlar. İkisi arasında ne fark var? Kadın kaçıran veya tecavüz eden evlenirse kurtuluyor. Çocuklara tecavüzde "rıza alınarak ilişkiye girilmişse" ceza 10-15 yıldan 4-5 yıla iniyor, (çocuğun rızası ne demek?) Komedi veya trajedi burada bitmiyor, daha çook uzun.
Adalet Bakanı böyle bir olay karşısında "Mesele TCK'da başlıyor. Tecavüze, çocuk tecavüzüne ve tacizine öyle cezalar gelmeli ki düşüncesi bile titretmeli. Tasarı yeniden ele alınacak. Ve bu 28 kişi cezalarının tamamını çektikten sonra bir daha göreve dönemeyecek" demeliydi. Sonuna kadar da takipçisi olmalıydı.
Diyemiyorsa ve olamıyorsa Adalet Bakanlığı' nı da kapatsınlar. Kendisi mevcut olmayan kavramın bakanlığına ne gerek var. İş ve İşçi Bulma
Kurumu mudur devlet?
(Not 1: "Kadın yazarların sesi çıkmıyor" diyen arkadaşlarımızın sesi TCK yeni tasansı açıklandığında çıkmamıştı. Biz zamanında itiraz ettik, izliyoruz merak etmesinler!)
(Not 2: Cumartesi gününden devam edecek olan Zer-da ve Medeni Kanun başlıklı yazım yukarıdaki yazı dolayısıyla bir gün sonraya bırakıldı. Gecikmeden dolayı okurlarımdan özür dilerim.)
Adalet Bakanlığı kaldırılsın o zaman!
Dünkü Vatan gazetesinin orta sayfasında "12 yaşındaki çocuğa tecavüz eden 28 devlet memuru milli faciasına (evet vahşetin bu boyutuna ancak bu tanım yakışır) ait iki haber alt alta verilmiş.
Haberin Devamı

