Çarşamba günü Adalet Bakanı Cemil Çiçek'in Adalet Komisyonu'nda tecavüz konusunda akla mantığa sığmaz konuşmalar yapan danışmanını savunması ile ilgili bir yazı yazmıştım. O yazıda, Atilla Engin adlı okurumun bana sorduğu "Flört eden genç kızlara fahişe diyen şahıs Adalet Bakanı olurken itiraz ettiniz mi, sivil toplum kuruluşlarını uyardınız mı?" soruları yer alıyordu. Aynı zamanda, danışmanının konuşmasını "düşünce özgürlüğü" ile savunan Bakan'a kanunların oluşmasına katkıda bulunan insanların anlamsız konuşmalarının düşünce özgürlüğü ile açıklanamayacağını hatırlatıyordum. Adalet Bakanı yazıyı okur okumaz aradı ve yıllar önce "Flört eden genç kızlar" için böyle bir söz söylemediğini, kendisine sorulan "İsveç'teki serbest birliktelikler" ile ilgili bir soruya "Bizim hukukumuzda nikâha dayalı evlilik geçerlidir" cevabını verdiğini, bu cevabın soruyu soran gazeteci tarafından saptırıldığını, yıllardır her fırsatta bunu açıkladığını anlattı. Kendisinin de iki kızı olduğundan, bu tür yazıların aile huzurunu bozabileceğinden, kızlarına karşı zor duruma düşmekten söz etti: "Size saygı duyuyorum ama bunları yazmayın, yazılar kalıcı oluyor, 10 yıl sonra da insanın karşısına çıkıyor" dedi.
Çok hak verdim, insan kendi çocuktan büyüyüp her şeyi değerlendirecek duruma gelince daha dikkatli konuşmak zorunda kalıyor. Bakan Çiçek bunları söyleyince ben de kendilerine iki kızı olmasının TCK da çıkacak yasalara daha da özen gösterilmesine neden olabileceğini söyledim. O yasalar bütün genç kız ve kadınları ilgilendiriyor sonuçta. Bakan daha sonra danışmanını savunma gayreti içinde olmadığını, "o arkadaş"ın eğitiminin büyük kısmını yurtdışında yaptığını, üniversitede ders verdiğini anlattı. Ne yapacaksınız, öğrenmeyen nerede olursa olsun öğrenmiyor. Onun yerine o Komisyon'a girebilecek, konunun mükemmel uzmanı yüzlerce çağdaş kadın hukukçu var ülkede. Ama nedense bu "zihniyet" bir tercih nedeni. Bugün Bakan Cemil Çiçek'e söz verdiğim açıklamalarını yazdım, konuşmasının en önemli kısmını yarın anlatacağım.
Ben de krizdeyim!
Kriz arayacak olduktan sonra öyle çok malzeme var ki sıkıntı çekmiyor insan... Örneğin milletvekillerinin "Cumhuriyet Resepsiyonu" krizini her gün göre göre aklıma düştü. Neden biz köşe yazarlarının da bir krizi olmasın? Şu andan tezi yok krizdeyim ben. 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel döneminde yazarlar (en azından bir kısmı) Cumhuriyet Resepsiyonu'na davet edilirlerdi. Bu yıl Sayın Sezer sadece genel yayın yönetmenlerini mi davet etti, yoksa onları da mı etmedi bilmiyorum. Zaten Cumhurbaşkanı'nın gazetecileri pek sevmediğini baştan beri anlamış bulunuyoruz. Bırakın röportaj vermeyi filân onları görüş sahası içinde istemiyor. Bu da halkın sesi, gözü, kulağı olan medya görevlilerinin işlerini hakkıyla yapabilmelerini engelliyor ve onları komplekse sokuyor. Eh, milletvekilleri ne kadar kamu hizmeti yapıyorsa medya da aynını yaptığına göre, onlar eşleri için ayağa kalkıyor da biz niye kalkmayalım. Ben ayaklandım, yazıyı da ayakta yazıyorum, bundan sonra da gelmeyecek davetiyelerim için eylem yapabilirim böyle biline!
(Not: Yine de eylem için çok önemli günleri, millî bayramları seçmeyeceğimi tahmin edebilirsiniz sanırım.)
Adalet Bakanı neden kızmış?
Çarşamba günü Adalet Bakanı Cemil Çiçek'in Adalet Komisyonu'nda tecavüz konusunda akla mantığa sığmaz konuşmalar yapan danışmanını savunması ile ilgili bir yazı yazmıştım
Haberin Devamı

