Adalet Bakanı; millet adalet bekliyor!

Haberin Devamı

Hollanda’da düşen Türk Hava Yolları uçağı hepimiz için yeni bir “büyük üzüntü” oldu, kazada yakınlarını kaybedenlere başsağlığı diliyorum. Ama bugün bir başka üzücü olaydan söz edeceğim...

***

Gözleri bir aydır gece gündüz ağlamaktan kızarmış acılı babayla konuşuyor ama onun “ağladı ağlayacak” gözlerine bakmaktan korkuyordum... Bakarsam ve o anda gözyaşlarını tutamazsa masaya kapanıp hüngür hüngür ağlamaya engel

olamama korkusuydu bu...

“Hafızası pek zayıf olan toplumumuz bu olayları hemen unutuyor ama oğlumun zincirleme ihmaller sonucunda ölümünün üzerinden 1 ay geçmiş olmasına rağmen bizim evimizde acı katlanarak büyüyor” diyen Haluk Özgen geçen hafta bana bir mektup yazarak sesini duyurmak istediğini söylemişti. Henüz 20 yaşındaki evladını “gözü gibi bakarak, üzerine titreyerek yetiştirip” üniversite tatili başladığı gün Uludağ’da sorumluluğu olan herkesin akıl almaz sorumsuzluğu sonucunda kaybeden ve haklı olarak yüreği kanayan bir babaya elbette “hayır” diyemezdim, bu ihmaller, üzüntüler hepimizin ortak sorunuydu, bu nedenle onu Her Açıdan’a memnuniyetle davet ettim.

Haluk Özgen sözlerine yanında oturan Kemal Kılıçdaroğlu’na “Size gıpta ediyorum Kemal Bey, etrafınızda birçok insan var, biz ise acımızla yalnızız. Çetin Altan ‘enseyi karartmayalım’ diyor ama bizim yuvamızı kararttılar” diyerek başladı. Sadece bu iki cümle bile “Ateş düştüğü yeri yakar” sözünün, böyle bir beklenmedik büyük acıyla karşılaşmış insanlarımızın “yapayalnızlığını” anlatmaya yetmez mi?

Haluk Özgen Uludağ gibi en bilindik, güvenlik önlemlerinin en fazla olması gereken bir kayak merkezinde öğlen saat 12.30’da kaybolan oğlunun neden 10,5 saat sonra bulunduğunu soruyor.

Jandarmanın “helikopter gönderiyoruz” diye Ümit’i, arkadaşlarını, ailesini saatlerce oyaladığı halde göndermediğini... Jandarmanın “80 hoca şu anda pistte, arıyor” diyerek yalan söylediğini... Uludağ’da “güvenliği sağlıyor görünen” Jandarma’nın en basit kurtarma ve ilk yardım müdahalelerini bilmediğini, bu eğitimin onlara verilmemiş olduğunu... İnsan hayatı söz konusuyken Jandarma’nın ne hakla izin beklediğini... Sağlık Ocağı’nın ne hakla (hele de tatilin başladığı, yüzlerce öğrencinin orada olacağı bilinirken) kapalı olduğunu ve olay başladıktan sonra bile sağlık ekibi istenmediğini... En tehlikeli pistlere -kaybolmayı önlemek için- neden “yön gösteren işaretler” konmadığını...

Müşterilerden gecede yüz milyonlarca lira alan otellerde ne hakla “işaret fişeği” bulunmadığını...

Bu otellerin sis konusunda neden öğrencileri uyarmadığını ve sis varken “teleski”leri çalıştırmayı sürdürdüğünü... Saat 16’da Jandarma üsteğmeninin hâlâ “savcılığa dilekçe vereceklerini” söylemekte olduğunu...

Neden ellerindeki çok sayıda kar motorundan sadece bir veya ikisini kullandıklarını kendi kendine sorgulayıp duruyor.

İHMAL DEĞİL CİNAYET!

En önemlisi de; Jandarmada telsiz bile olmadığını ve herhangi bir telefonla 156 arandığında telefondan “anında yer tespiti” yapılacağını bile bilmediklerini tekrarlıyor. Sadece bu bilinse bile o gencecik çocuk telefonla konuşa konuşa ölüme terk edilmeyecekti.

Jandarma 156 servisinden habersiz olduğu için “Turkcell’den izin” diye saatlerce oyalanmış. Akut ise “Jandarma’dan izin bekliyoruz” diye aramaya katılmayarak ciddi bir hayal kırıklığı yaratmış. Böylesine acil bir durumda izin mi beklenir, nasıl iştir bu?

Şimdi efendim doğalgaz zehirlenmesinden 7 üniversite öğrencimizi bir defada kaybettikten kısa süre sonra Ümit Özgen’i de böyle kaybettik. Doğalgaz firması artık şüphesiz daha dikkatlidir. Uludağ’da ise şu anda 5 doktor bulunuyormuş. Ne güzel (!) değil mi?

İnsanlarımızın hayatına malolan skandal boyutta ihmalleri yapanların, büyük suçlar işleyenlerin hiçbiri cezalandırılmıyor. Oysa ihmal nedeniyle olan tren kazasının sorumlusu nasıl Ulaştırma Bakanı’ysa ve istifası gerekirse, adalet bu ihmallerin sorumlusu olan Sağlık, Ulaştırma, İçişleri Bakanlarının da, Jandarma komutanının, otel sahiplerinin ve tüm sorumluların da sorgulanıp cezalandırılmasını, teşhir edilmesini gerektirir.

Adalet Bakanı Şahin’in görevi sandalye üstüne çıkıp “AKP’ye oy vermezseniz...” diye milleti tehdit etmek değil adaletin yerini bulmasını, mağdur vatandaşların vicdanlarının rahat etmesini sağlamaktır.

Ümit Özgen’in hayatına malolanların cezalandırılmasını bekliyoruz. Bakanlar “gereği yapıldı” deyip kaçacaklarına ihmalleri millete anlatsınlar bakalım!

DİĞER YENİ YAZILAR