Dünkü VATAN'da Adalet Bakanı Cemil Çiçek'in röportajını okuyup, söylediklerini görünce yine "saflara özel yanıltmacalar" geldi aklıma. Bu kez 'aldatmaca' demiyorum, zira memleketimin Adalet Bakanı için b da bizi aldatıyor' diyemem tabii... Ancak 'hiç değilse o aldatmasın diyebilirim.
"Kaçak Kur'an kursları" ifadesine o da Başbakan gibi karşı çıkıyor. Neymiş "kanun dışı" denmeliymiş. Çünkü kanun dışı dediğinizde seçmenin yüzde 34 oyuyla Meclis çoğunluğunu (meşruiyeti tartışılır şekilde) ele geçiren her parti onu anında "kanun içi" yapabiliyor bu ülkede... Bunu da gördük.
Kaçak kursları tek kalemde yasal hale getiriveren AKP nedense hâlâ adaletsiz damgasıyla orta yerde durmakta olan Seçim ve Partiler Kanunları'na dokunmaya yanaşmıyor. Biliyor ki dokunduğu anda sistem adil olacak ama kendisi bugünkü koltuk sayısını bir daha göremeyecek. Hiçbir partinin yönetimi de o partiyi ele geçirip sonsuza kadar başında oturamayacak.
Bir ülke için hayati önem taşıyan bu kanunları değiştirmeyen Hükümet ile onun Adalet Bakanı şimdi de kalkıyor ve kanun dışı eğitimi meşrulaştırıyor, 8 yıllık eğitimle biraz engellenen "çocuk beyni yıkama" ihtimalini bir emrivaki ile eski haline çeviriyor. Onun savunmasını da "siz din eğitimi vermezseniz başkaları verir, Türkiye'de oyunlar oynanıyor, bu oyunları daha önce de gördük" gibi beylik, popülist laflarla taraftar toplayarak, yaptığı yanlışa "mantık" bulmaya çalışarak yapıyor.
Önce ülkede baş örtüsü (türban değil) yasakmış, dine karşı bir tutum varmış gibi toplumu böldüler. Şimdi de sanki din eğitimi yasakmış gibi halkın duygularını istismar ediyorlar. Oysa Türkiye'nin ilköğretim okullarında da din dersi var. İsteyen, çocuğuna daha fazla din eğitimini devletin yaz kurslarında da verebilir.
Neymiş efendim; 12-14 yaş sınırı varmış. Avrupa'da insanlar çocuklarını kiliseye göndermiyormuymuş. Gönderiyor, Türkiye'de de çocuklar camiye gidebiliyor.
Yaş sınırı ve kanun dışı eğitim yasağı küçücük çocukların, henüz doğru ile yanlışı, hurafe ile ciddi dini bilgiyi ayıramayan beyinlerinin kontrolsüz, muskacı hoca zihniyeti ile doldurulmasına karşı bir önlemdir. Avrupa'da ise bu tehlike yoktur.
Bugün türbanlı kadınların "beni önce hocam, sonra kocam kapattı" sözlerini, tesettürlü lider, bakan eşlerinin aile baskısıyla, ağlayarak nasıl türban takmaya zorlandıklarını sık sık okuyoruz, duyuyoruz.
Dini türbana, "dinî eğitim"i kaçak kurslara indirgemek siyasi bir partiye, hele bir ülke yönetimine istismar malzemesi olmamalıdır.
Kendinden ve partililerinden başka kimseyi dindar, neredeyse Müslüman saymayanlar ülkeyi Erbakan dönemine doğru hızla götürmekteler.
Cumhurbaşkanlığı seçimine gelince. Adalet Bakanı bu konunun şu anda gündemde olmadığını, birilerinin "AKP'ye tezgâh olsun diye" konuyu gündeme taşıdığını söylüyor. Oysa birileri bunu yapmak zorunda... Yapmadığı takdirde bu nedenle ülke yakında yine büyük bir gerginlik yaşayacak.
O gün geldiğinde çözümsüz bir sorunla karşılaşmamak için önceden tartışılması ve çözüm aranması gerekiyor.
Hani ilk günlerde söz ettikleri "düşünce ve ifade özgürlüğü"? Hani söz verdikleri şeffaflık?
Basınla ilgili TCK maddeleri, kaçak Kur'an kursları ile ilgili değişiklik hep emrivaki şeklinde yapıldı. Hiçbir parti yüzde 50-60 oyla bile bunu yapamaz aslında. AKP ve Adalet Bakanı "şeffaf adalet'e, ülkenin geleceğine yönelik endişelere saygı göstermek zorundalar! Örneğin; eğer demokrasi ve hukuk varsa "Unakıtan Affı" denilen yeni yasa tasarısı maddesini halka yeterince duyulsunlar önce. Bakalım tepki ne olacak?
"Ku Klux Klan" benzetmesi nereden çıktı?
Doğru ya, nereden çıktı? Ermeni soykırım iddiasına "tehcir kararı bile soykırım demektir" türünden haksız, taraflı bir yaklaşım gösteren ve bu konudaki "kesin ama açıklanamayan" görüşleriyle adını duyuruveren Prof. Halil Berktay nereden bulmuştu bu benzetmeyi?
Ve ayrıca hangi nedenle soykırımın söz konusu olmadığını savunan tarihçi veya diplomatları "cinayet işleyen, işkence yapan" zenci düşmanı ırkçı bir Amerikan örgütüne benzetmişti?
Tesadüfen gördüm nereden bulduğunu... Yabancı bir arkadaşıma Ermeni Dosyası kitabının İngilizcesini gönderirken... Sayfaları şöyle bir çeviriyordum ki Kâmuran Gürün'ün aynı benzetmeyi 1985 yılında basılan kitabında yapmış olduğunu farkettim.
"The Armenian File" kitabının 121. sayfasında; Black Cross (Siyah Haç) isimli, 1878 yılında Van'da kurulan bir Ermeni derneği için kullanmış bu benzetmeyi Gürün. Aynen şu cümlelerle:
"İn 1878 the association of'Black Cross'was founded in Van. This association was similar to the Ku Klux Klan in the United States."
Eveet, görüyoruz ki benzetme vahiy şeklinde gelmemiş H. Berktay'a... Kâmuran Gürün'ün kitabını dikkatle okumuş ve onun bir Ermeni grubu için kullandığı benzetmeyi tersine çevirerek "soykırım olmamıştır" diyen Türklere mâletmiş. Tebrike şayan bir buluş...
Türkiye'de profesörlük, bilimsellik bazıları için ne kadar kolay ve zahmetsiz görüyor musunuz?
(Not: Bugüne kadar çok az sayıda kopyası olan Ermeni Dosyası kitabı nihayet Remzi Kitabeyi tarafından bastırılmış. Dışişleri Bakanlığı'na senelerdir yaptığımız çağrıyı onların yerine değerlendiren "Remzi"yi kutluyorum. İsteyenler artık Ermeni iddiasını en iyi işleyen kitaplardan birini kolayca bulabilecekler. Keşke İngilizcesi de çoğaltılsa ve Avrupa ile ABD'ye dağıtılabilse...)
Bakırköy'de "Temiz Toplum" kampanyası!
CHP Kadın Kolları'nın başlattığı "Dokunulmazlık imza kam panyası", diğer adıyla "Hesap ver" kampanyası bugün Bakırköy Özgürlük Meydanı'nda sendikacıların ve sivil toplum kuruluşlarının da desteğiyle yapılacak bir toplantıyla sürüyor.
Temiz toplumun, temiz yönetim-temiz siyasetle başlayacağına inanan bilinçli vatandaşların parti ayırımı gözetmeden bu imza kampanyasına katılması bir vatandaşlık borcudur.
Köşenizde oturarak sorunların çözümünü hep başkalarından, hayali fedailerden beklediğinizde toplumun ciddi sorunları giderek büyüyor ve sonra bir bakıyorsunuz kaçıp sığındığınız, kendi yağınızda kavrulduğunuz köşenizin kapısına dayanmış.
Herkes elinden geleni yapmak zorunda. Sizi yöneten insanlar kendi yolsuzluk dosyalarını rafa kaldırıp, bir zümreye yasalar karşısında ayrıcalık sağlarlarsa bunun adı demokrasi de olmuyor.
Bu gerçeğin farkında olan vatandaşların kampanyaya katılması gerekiyor.
Adalet Bakanı da "yanıltıyor"!
Dünkü VATAN'da Adalet Bakanı Cemil Çiçek'in röportajını okuyup, söylediklerini görünce yine "saflara özel yanıltmacalar" geldi aklıma
Haberin Devamı

