Öyle karmakarışık ve bu ülkenin vatandaşlarını sadece kendi geleceği ve bugünü için değil Türkiye adına derin üzüntülere, endişelere düşüren olaylar arka arkaya geliyor ki dayanılır gibi değil.
Başbakan Erdoğan veya bir başkası istediği kadar insanların korku ve tedirginlikleri için “abesle iştigal” desin hiçbir ülkede bu kadar can sıkıcı, ürkütücü olaya buradaki kadar dayanabilecek, sabrını sükunetini koruyabilecek bir toplum bulunamaz... Aslında bu nedenle kutlanmayı hak ediyoruz desem yeridir.
Bir değil birkaç konuda “açılım” söylemleriyle ne olduğu anlaşılamayan planlar üzerine haftalarca birbirine cephe alan ya da aklına geleni “doğru-yanlış demeden” yazıp çizen kalabalıklar yaratıldı. Sonra Kürt açılımı “Bu ülkenin tüm insanlarının, tüm sorunlarını kapsayacak” noktasına getirildi.
Ermeni açılımında hangi noktada olduğumuz “koşulsuz” ve muhalefet partilerinin görüşleri gözetilmeksizin hangi tavizleri vereceğimiz belli değil...
DTP’li milletvekillerinin yargıda ifade vermemesi için “Anayasa değişikliği noktasına” gelindi ve iktidar partisi ile muhalefet partileri bir kez de bu konuda ihtilafa düştüler. CHP Sözcüsü Mustafa Özyürek: “DTP’liler ‘çifte standart var, yolsuzluk yapan ifade vermiyor, biz yargılanıyoruz’ diyor. Eşitsizliği ortadan kaldırmak için Anayasa değişikliği tek çare değil ki. TBMM’de hakkında yargılama talebi olan tüm milletvekillerinin dokunulmazlıkları kaldırılsın, çifte standart ortadan kalkar. AKP buna varsa bir hafta içinde sorun çözülür” demiş.
NEDEN MİLLETVEKİLİ AYRICALIKLI?
Eğer 83’üncü madde değiştirilecekse “yolsuzlukların, ihaleye fesat karıştırmanın, adi suçların da dokunulmazlık kapsamından çıkarılmasını sağlasınlar, buna varız” demiş. Olanlara bakınca ortadaki çekişmenin “dokunulmazlıkların sınırlandırılması”na gelip dayandığı görülüyor. O zaman da “Buna neden böylesine karşılar” sorusu ortaya çıkıyor.
Acaba en doğrusu (veya en çok istenen) hiçbir milletvekilinin hiçbir şart altında yargıya hesap vermemesi mi? Peki diğer tüm meslek ve alanlarda yargı, ordu, üniversiteler dahil en saygın isimlerin, hiç ama hiç kimsenin “hukukun üstünde olmadığı”, hukukun dışına çıkılamayacağı ısrarla her konuşmada vurgulanır ve uygulamaya konurken neden sadece milletvekili ayrıcalıklı olacak? Milletvekillerini yargı önünde görmeyi kimse arzu etmez ama, Anayasa’da tüm vatandaşlar eşit olduğuna göre onlara bu ayrıcalık nereden geliyor? “Millet seçti” diyorlarsa aynı millet kendisini “yargıdan kaçmayacak kadar doğru” isimlerin yönetmesini de istemiyor mu?
Bu hafta nihayet yabancı medyanın ısrarlı yayınlarından sonra Türkiye’nin en önemli sivil toplum kuruluşu olan TÜSİAD’ın da “siyasi baskı olarak kullanılan vergilerin demokrasinin saygınlığını zedelediğine” vurgu yaptığını ve birçok üyenin görüş bildirdiğini duyduk. Mustafa Koç’un “Seçim barajının düşürülmesi” ile ilgili sözleri de çok önemliydi.
Almanya Merkez Bankası Yönetim Kurulu Üyesi Thilo Sarrazin’in “Türklerden sadece manav olur” dediği ve zeka seviyeleriyle alay ettiği konuşması, Diyarbakır’da havan mermisiyle vurularak ölen çocuk ve daha birçok üzücü olay var konuşulacak.
Bunların yanında 29 Mart seçim sonuçlarını doğru tahmin eden A&G Araştırma Şirketi’nin yaptığı son araştırma ve Turgut Özakman’ın “Mustafa” filmine alternatif olarak yazdığı senaryoyla çekilen “Dersimiz Atatürk” filmi de haftanın önemli konuları arasında.
Bu hafta Her Açıdan’da; Genelkurmay eski 2’inci Başkanı ve Terörle Mücadele Koordinatörlüğü de yapan Emekli Orgeneral Edip Başer, İstanbul Barosu eski Başkanı Avukat Turgut Kazan, Bilgi Üniv. Siyaset Bilimi Öğretim Üyesi Prof. Dr. İlter Turan, A&G Araştırma Şti. Bşk. Adil Gür ve DİSK Tekstil İş Sendikası Gnl. Bşk. Rıdvan Budak’ın stüdyodan, CHP sözcüsü Mustafa Özyürek’in de telefonla katılımıyla haftanın konularını konuşacağız.
4 Ekim Pazar, öğlen 12.30’da...
Unutmayın! (Şüphem yok aslında!)
Açılımın son noktası ve DTP sorunu!
Haberin Devamı

