Açılımdan önce söylenmesi gereken söz. Nihayet!

Haberin Devamı

AKP iktidarı “Kürt Açılımı” adı altında açılım sürecini başlatıp sonra kısa sürede ismini “Demokratik Açılım” olarak değiştirdiği günlerde, konunun tartışmaları başlar başlamaz muhalefet partileri başta olmak üzere birçok sivil toplum kuruluşu, medyada birçok kişi “ortada önemli bir yanlış olduğunu” söylemişlerdi.

Ben de onlar arasındaydım ve bu yanlışı; “terör örgütünün silah bırakması sağlanmadan, Öcalan ve BDP tarafından sık sık yapılan ‘yeni terör eylemi tehditleri’ altında başlatılan bir anlaşma sürecinin çok daha vahim sonuçlar doğuracağını” yazılarımda o günden bugüne kadar tekrarladım.

VİCDANI OLAN ANALARIN AĞLAMASINI İSTEMEZ!

O günlerde “sokak isimleri Kürtçe olarak değişsin” benzeri öneriler ortaya konduğunda ‘Geçelim bunları, BDP ve Öcalan’ın istedikleri açılım ın bunlarla ilgisi yok, onların istediği açılım bellidir ve bu sadece Anayasa’nın değiştirilemez maddeleri ile ilgilidir’ dedim, TV programımda bunları açıkça Kürt aydınlara sordum, söyledim. Ki süreçte ortaya çıkan sonuç da iddiamı doğruladı.

Maalesef iktidar partisi farklı görüşlere kulak kabartacağına onları toptan “engelleme, karşı çıkma hatta düşmanlık” olarak gördü, “analar ağlasın, terör sürsün istiyorlar” bile dendi. Oysa ülkesini, insanlarını seven hiç kimse gençlerin ölmesini, anaların ağlamasını istemez, bu acımasız bir suçlamadır.

BAŞBAKAN ŞİMDİ HAKLI!

Başbakan Erdoğan’ın 13 şehit verdiğimiz terör olayından sonra yaptığı konuşmadaki “Biz demokratik uzlaşma ararken bunların bir dediği diğerini tutmuyor(...) Bunlar barış istiyorsa yapacakları tek şey vardır, o da şudur; terör örgütü silahı bırakacaktır. Bırakmadığı sürece ne operasyonlar durur, ne de bu süreç daha farklı bir noktaya gider. Bizi pazarlık masasına oturtamazlar” sözleri gayet doğrudur, haklıdır ama açılım başlarken söylense çok daha doğru olacaktı.

Terör açısından değişen bir şey yok, o günlerde de bir saldırıda 10-15 askerimizi öldürüyorlardı, şimdi de aynısını yapıyorlar, o zaman neden örgüt silah bırakmadan alelacele vaadlere geçildi, “devletle Öcalan görüşmeleri” başlatıldı? Neden “PKK silah bırakmadığı sürece konu bizim için ‘terörle mücadele’dir” demek yerine “bir pazarlığa oturulmuş” havası verildi, Öcalan’ın “ayrı güvenlik gücü, ayrı eğitim sistemi vs’si olan özerk bölge” yol haritalarına sessiz kalındı?

TEK KONU; YENİ ANAYASA!

Referandum ve seçim geçene kadar bunlara susulup, TV’de açıkça dillendirilen taleplere tepki vermeyip, “yeni anayasa” süreci yaklaştığında, nasılsa artık bunca görüşme ve vaadden sonra kesin beklenti haline dönüşen “özerk bölge”yi BDP emrivaki şeklinde ilan edince, gözdağı için terör olaylarına da hız verilince “baştan söylenmesi gereken”i şimdi söyledik.

Başbakan ayrıca “demokratik özerklik ilanı” konusunda da “Neyin özerkliği, kendileri çalıp kendileri oynuyor” diyerek buna izin verilmeyeceğini ifade etti ki, umalım da bu noktadan geriye dönüş mümkün olsun. Hükümetin, yeni canlar yitirilmeden acilen bir çözüm üretmesi ve bu arada “2002 öncesinde terör nasıl bitirilmişti” sorusuna cevap araması gerekiyor.

*****


Bu iddia açıklanmalı!

Genelkurmay’ın saldırı sonrası yaptığı açıklamada “Teröristlerce atılan el bombalarının etkisiyle çıkan yangından dolayı 13 askeri personelimiz şehit olmuştur” deniyor ki ben bundan bir şey anlamadım. Şehit olan komandolar pusuya düşürülüp çatışmada vurularak mı öldüler yoksa çıkan yangında mı?

İlk haberler “kalabalık terörist grubunun açtığı ateşle13 askerimiz şehit düştü” olarak verildi, arkadan bu açıklama geldi. Hemen sonra da BDP’li Hasip Kaplan’ın “TSK helikopterleriyle, uçakları tarafından atılan bombalar”la ilgili ve mutlaka bazı medya organları tarafından kullanılacak ifadeleri duyuldu.

Genelkurmay “13 şehit”in hayatlarını nasıl kaybettiklerini, saldırının nasıl olduğunu, helikopterlerin bu komando timlerine “ilk andan itibaren destek verip vermediğini” de detaylı şekilde açıklamalıdır. Özellikle de şehit babaları arasında bile “başlarındaki komutanların ihmali”nden söz edenler varken!

*****


Okan Bayülgen’den medyaya ders!

Okan Bayülgen CNN Türk’te Mesut Yar’ın yeni başlayan programına konuk olmuş ve verdiğimiz son şehitler konusunda konuşurken de “Bu riyayı bırakalım, ulusal yas ilan edelim. Bu bizim ülkemiz için milli bir felakettir” diyerek medyaya önemli bir uyarıda bulunmuş.

Aslına bakarsanız TV’lerde yayın şeklini her terör saldırısında değiştirerek programları yas havasına sokmanın “terörü başarılı kılmak, amacına ulaştırmak” anlamına geleceği düşünüldüğü için bu yapılmıyor ki bir noktaya kadar doğru kabul edilebilir. Ama 13 şehit verdiğimiz bir saldırı olmuşsa, o gün veya onu izleyen birkaç gün ekranlarda “vur patlasın, çal oynasın” havasında programların yapılmaması gerekir.

Mesut Yar kendi programında bunu saldırıyı duyduğu anda uygulamış, o akşamki program akışını değiştirmiş. Bunu her programcının ve birkaç gün süreyle yapması gerekir, eğlence programları için zor ama imkansız değil, doz ayarlanabilir. Her iki meslektaşımı da takdir ettiğimi söylemek isterim.

RTÜK Başkanı “Deniz Feneri sanıklarını korumak için” harcayacağı zamanda bunları, kendi görev alanını düşünse ya!

*****


Vahşetin her türlüsü!

Sokak hayvanlarının karşılaştığı şiddet olaylarını, hatta birçok yerde “insanlar rahatsız olmasın diye belediyeler tarafından itlaf edilmelerini” önlemek, onların da korunmalarını sağlamak için sürdürdüğüm yazı dizime 13 askerimizi kaybettiğimiz terör saldırısı nedeniyle kısa süre ara verdim.

Şimdi gencecik şehitlerimize yanıyorum ama bu konuyu unutmayacağım. Vahşetin her türlüsüne el birliğiyle karşı çıkacağız, ta ki biz kazanana kadar!

DİĞER YENİ YAZILAR