Kürt Açılımı” diye başlayarak 25 yıldır verdiğimiz on binlerce terör kurbanının bile başaramadığı Türk-Kürt ayırımını devlet eliyle başlattıkları gün medya onları uyarmıştı. Muhalefet partileri de...
Tabii o medya kalemini güce teslim eden yandaş medya kesimi değildi, “halkın sizin yazılarınıza, konuşmalarınıza ihtiyacı yok” anlamında sözler sarfettikleri, bağımsız kalmayı, görevini düzgün yapmayı başarmış medya kesimiydi.
O muhalefet de “Halkın sizin görüşlerinize ihtiyacı yok” dedikleri, hakaretlerden hakaret seçtikleri muhalefet...
Ama işte demokrasilerde özgür basın ve muhalefet bu nedenle “olmazsa olmaz” kurumlardır. Hükümetlerin popülizm peşinde koşup hakaret etmek, halkın gözünden düşürmek ve sonuçta tüm gücüyle ortadan kaldırmak için uğraşacağına onlara kulak vermesi bu nedenle gereklidir. Zira muhalefetin de, özgür bir medyanın da en önemli işlevi “olayları dikkatle izlemek, doğru şekilde yorumlamak, bir anlamda denetleme yapmak”tır.
“Yanlış yapıyorsunuz, silahların gölgesinde açılım olmaz. Kürtleri temsil ediyormuş gibi ortaya çıkanlar aslında PKK terör örgütünü temsil ediyorlar ve istedikleri ’açılım’ sizin söylediklerinizden çok farklı” diyenleri “Barış düşmanı” ilan ettiler.
“Verilen şehitlerden nemalanıyorlar, şehit cenazesi gelsin, kan dökülsün istiyorlar” dediler. Habur’dan PKK üniformasıyla gelen teröristlerin “Biz pişman değiliz sadece liderimiz Öcalan’ın isteğine uyduk” açıklamaları da onları uyarmadı, teröristbaşı Apo’nun “Onları, bana bağlılıklarını sınamak için getirttim. Başka grup da gelmeyecek” diyerek adeta devletle alay etmesi de... DTP mitinglerinde ve her yerde DTP’lilerin “Öcalan muhatap alınmazsa çözüm yok” sözlerini tekrarlaması da...
MADIMAK gibi!
Şimdi durum nedir? Birçok il PKK’lıların saldırılarıyla savaş alanına döndü, Ağrı’da kalabalık gruplar taş ve sopalarla polise saldırdı, birçok işyeri tahrip edildi. Şırnak’ta PKK destekçileri (dün de yazdığım gibi özellikle İzmir ve Bayramiç olaylarının rövanşını aldıklarını açıkça gösterecek şekilde): “Onlar bizi Batı’da linç ediyor biz de onları linç edelim” diye bağırarak halkı kışkırtmaya başladı ve 500 kişi PKK ve Öcalan lehine sloganlar atarak ’öğretmen evi’ne saldırdı. Bu arada DTP’li yöneticiler göstermelik olarak onları durdurmaya çalıştı ama taşlı saldırı yoğun şekilde devam etti. Görevliler “Pencereler demirli olmasa bizi linç edeceklerdi” dedi, öğretmenler “Sivas’taki Madımak Otelindekine benzer şekilde öleceğiz” diye aileleriyle vedalaştılar, yaralanan öğrenciler oldu.
Peki şimdi sözüm ona bu gözü dönmüş teröristleri durdurmaya çalışan DTP’liler ne demişlerdi daha önce; “istediğimiz şartlar sağlanmazsa terör artarak sürer, şehirler savaş alanına döner” dememişler miydi?
DTP’li Ahmet Türk ve Emine Ayna halâ; Öcalan’ın milletvekillerini kıskandıran hücresini bahane edrek (onların TBMM’deki odaları 6 metrekare, Öcalan’ın hücresi 12 metrekare imiş) açıkça “açılım ancak bizim öne sürdüğümüz şartlarla olur, asıl açılım konusu Öcalan’dır” anlamında “İmralı’ya yaklaşım Kürt sorununa yaklaşımdır. Bu oda sorunuyla açılım bitmiştir” demiyorlar mı?
O zaman, hani bu “Herkes için daha çok demokrasi” idi, hani “barış açılımı” idi, herkes mutlu olacak ve terör bitecekti, geçen kısacık sürede nerede kaldı bu romantik sözler?
İktidar rüya mı görüyor, hayal dünyasında mı yaşıyor? Türkiye’yi soktukları, fırsat yarattıkları bu ’iç savaş’ ortamının, 18 yaşından küçük çocuklarla devlete verilen zararın, vatandaşlara, öğrenci ve öğretmenlere yaşatılan ölüm korkularının telâfisi nasıl olacak? Hepsinin cezası vatandaşın canını mı yakacak, yoksa iktidar hesap mı verecek?
“PKK oldu STK”
AKP Milletvekili Reha Çamuroğlu “Hiç kimse Dersim tartışmalarını fırsat bilerek CHP’yi Alevi katliamcılığıyla suçlayamaz” dediği konuşmasında “PKK’yi birden STK’ya (sivil toplum kuruluşu) çevirdiler” şeklinde çok doğru bir benzetme de yapmış... DTP ile bir grup destekçisi yazar yıllardır azılı terör örgütü PKK’yı “gerilla, Kürt halkının savunucusu” gibi ilgisiz tanımlarla sempatik göstermeye çalıştılar. Sonunda elbirliğiyle ve AKP’nin geri dönüşü olmayacak hatasıyla “devletin muhatabı” haline getirmeyi de başardılar.
Bu arada PKK’nın başarısı ise, DTP’nin sık sık verdiği “İspanya-özerk Katalan bölgesi” örneğine yaklaşmayı sağlamak oldu. 17 özerk bölgeden oluşmuş İspanya’nın Katalonya bölgesinde de şu sıralarda “ayrı bir devlet” istekleri iyice yükselmiş durumda.
DTP ile Öcalan’ın “Kendi içinde teşkilatlanmış özerk bölge” israrlarını bilmem hatırlıyor musunuz?
Benzerlik nasıl? Haydi hayırlı açılımlar!
“Açılım”da İspanya yoluna girildi!
Haberin Devamı

