Tam da "sığınma evleri"ni yazmak niyetiyle geldiğim gün... İki gün önce eşi tarafından bebeğiyle birlikte terkedilen ve ortada kalan bir genç kadının "yardım edin... Kurtarın beni" haykırışlarını okumuşum.
Aynı durumdaki binlerce kadının sokaklarda kaldığını, fırsat düşkünü insanlara muhtaç olduğunu, bebeklerine süt, mama alacak paralarının bile bulunmadığını düşünmüş, sinirlenmişim. Ve tam o gün Ankara Belediye Başkanı Melih Gökçek'in "Sığınma evleri açıldıktan sonra neye dönüştü biliyor musunuz? Ne olduğunu açıklayamam çünkü burada hanımlar var" dediğini görüyorum. Gökçek bir toplantıda, Kadın ve Aileden Sorumlu Bakan Güldal Akşit'in de önünde bu lâfı söylemiş.
Güldal Akşit neden susmuş orası bilinmiyor tabiî. Çünkü normal olarak "Sayın Belediye Başkanı madem ki böyle bir bilginiz var neden önlem almıyor da konuşuyorsunuz? Sokağa atılan kadınların haklarını kim koruyacak, sığınma evlerine ihtiyaç yok mu, kalan birkaç tane de kapatılsın mı?" demek ona düşerdi.
Türkiye'de herkes gerçeklerin örtbas edilmesine, her olumsuzluğa bir kılıf bulunmasına öyle alıştı, öyle sessizce kabulleniyor ki... Durum böyle olunca işte böyle bir söz atılıyor ortaya ve sığınma evleri anında tu kaka...
Bizi erkek farzedin
Ben alışmadım, onun içinde Melih Gökçek'i sözünü açıklamaya çağırıyorum. Madem ki kadınların (pardon hanımların) önünde konuşamıyor, lütfen bizleri erkek kabul etsin ve açıklasın; Hangi sığınma evinde ne oluyor?
Olmaması gereken şeyler oluyorsa neden bugüne kadar açıklanmadı veya bir girişimde bulunulmadı?
Bu ülkede katilin, hırsızın, tecavüzcünün, PKK militanının hakları düşünülüyor, kadınlar hâlâ insan sayılmıyor. Onların hakkı söz konusu oldu mu birileri tüm kapıları kapatıveriyor. İki cümlede olay bitiveriyor.
Demek ki erkek evlenecek, canı isteyince kadını bebeğiyle kapı önüne oturtacak ve o zavallıyı koruyacak bir kurum, doğru dürüst yasa, bir sığınma evi olmayacak.
Avrupa Birliği'ne girmeye can atıyoruz, şu AB ülkelerindeki kadın sığınma evleriyle bizdekilerin sayısını bir karşılaştırıversinler hele. Bunu yaparken kadın nüfuslarının oranını da versinler. 35 milyon kadına kaç sığınma evi olmalı bir çıksın ortaya.
Sonra bakalım Türkiye'de kaç tane var? Ve meselâ Ankara'da kaç tane var?
Bakanlık'ta "Kadın Statüsü ve Sorunları Genel Müdürlüğü"nü kurmuş olan İmren Aykut daha sonra kurduğu ÇESAV ile terkedilmiş kızlara eğitim, iş ve her türlü imkânı sağladı. Onun açtığı evlerde kızlar büyük bir güven içinde yaşıyor, hayata hazırlanıyor.
O yapabiliyor da, devlet neden yapamıyor? Devlette eksik olan ne?
Haydi hep beraber düşünelim ve Melih Gökçek'in cevabını bekleyelim. Tabiî bir cevabı varsa... Yarın devam edeceğim.
Bu görüntü Türkiye değil!
Vatan Gazetesi'ne benden iki tenkit var bugün. Birincisi dün üçüncü sayfada yer alan "İlknur bu son olsun" başlıklı haber için. İki hafta önce tecavüze uğradığını söyleyen, kendisine evlilik vaadiyle tecavüz ettiğini ileri sürdüğü gencin mahkeme tarafından serbest bırakılmasını kabul edemeyerek intihara teşebbüs eden genç kız için haberde "İntiharkolik kız" şeklinde bir tanım yapılmış. Bu tanım olayı hafifleten ve asıl suçludan (veya suçlulardan) çok mağduru küçük düşüren bir ifade taşıyor.
Oysa burada suçlanacak kişi genç kız değil. Öte yanda ise birden çok suçlu var. Önce yasalar. Batı ülkelerinde çok ciddi bir suç olan ve ağır şekilde cezalandırılan tecavüz şimdiden Avrupa ülkesi olduğunu zanneden Türkiye'de suç bile sayılmıyor. O ülkelerde evlilik içinde dahi kadın istemeden ilişkiye zorlandığı takdirde bu tecavüz kabul edilirken bizde evlilik dışı tecavüzde erkek "O da istedi" dediği anda olay kapanıyor.
Bu berbat yasalar suçlu. Serbest bırakan mahkeme suçlu. Tecavüzcü suçlu. Başından böylesine dehşet verici, izleri silinemez bir olay gecen genç kızların yaşama devam etmekte zorluk çekmesi çok mu anlaşılmaz bir durum? Hele de tecavüzcülerin serbest bırakıldığını duyduktan sonra ölmek istemesi çok mu anormal? 13 yaşındaki S.Ç. de "Yaşamak istemiyorum" dememiş miydi?
Bu kızların katili, tecavüzcüsü, aynı zamanda Türk Ceza Kununu'dur, onun verdiği rahatlıkla bu olaylar ardı ardına yaşanıyor.
İkinci tenkit "millî düğün"de çekilmiş "üç-dört kara çarşaflı kadınla bir erkek" fotoğrafının yanında yer alan "Nikahta tam bir Türkiye görüntüsü yaşandı" cümlesine. O gürüntü Türkiye değil, Suudi Arabistan, Cezayir, Humeyni İran'ı (bugünün İran'ı bile çok farklı), Taliban Afganistan'ı görüntüsüdür. Türkiye kara çarşaf ülkesi değildir. İsteyen tesettürünü normal bir diz altı uzun etek ceketle, elbiseyle normal bir başörtüsüyle de pekâlâ yapar. Ama ne yazık ki cesaretlendirildikleri için rahatça düğüne katılan bu insanlar Türkiye'nin yukarda saydığım ülkeler görüntüsünde tanınmasını sağlıyorlar. Biz de yanına "Tam bir Türkiye görüntüsü" yazıyoruz.
Diğer gazetelerde çıkan "İslâmi şıklık" gibi yağlama, yalakalık örneklerinin de geri kalır tarafı yok. O görüntüler "İslâmi", tayyörle, normal günlük kıyafetlerle gelenler "İslâmi değil"... Bu mudur yani?
Budur abicim budur. Yağlayın gitsin!
Açıklayın Melih Gökçek!
Tam da "sığınma evleri"ni yazmak niyetiyle geldiğim gün... İki gün önce eşi tarafından bebeğiyle birlikte terkedilen ve ortada kalan bir genç kadının "yardım edin... Kurtarın beni" haykırışlarını okumuşum
Haberin Devamı

