Seçimin en geç 2010 Ekim veya Kasım ayında yani bir yıl içinde olacağı siyasetçiler tarafından açıkça söyleniyor. Bu durumda ben artık siyasi partilerin, özellikle iktidar partisinin her gün ortaya yeni bir parlak (!) fikirle çıkmasını “seçim söylemleri” olarak algılarım kusura bakmasınlar.
Hele de memleket Doğu’su, Güneydoğu’su, Kuzey’i, Güney’i ile ekonomik kriz ve işsizlik altında bunalmışken bunları unutturacak ve tüm dikkatleri çekecek çıkışları daha büyük şüpheyle karşılarım.
Alışkınız, bir konu siyasetçinin kendisi tarafından (herhangi bir nedenle; örneğin kapatma davasına konu olma gibi) dile getirilemiyorsa bunu da bir bilim adamı; genellikle hukukçu veya siyaset bilimci, ya da bir belediye başkanı yapıyor.
AKP’nin geçen anayasa değişikliği tasarısında olduğu gibi şimdi de görev Prof. Ergun Özbudun’a düşmüş olmalı ki İngiliz Prof. William Hale ile yazdığı “Türkiye’de İslâmcılık, Demokrasi ve Liberalizm” isimli kitapta yine Türkiye’deki laikliğin zararlarını (!) gündeme getirmiş. Türkiye’nin örnek aldığı Fransa’nın da artık “militan, dayatmacı laiklik”ten uzaklaştığını, Türkiye’deki laikliğin benzeri olmadığını (Avrupa Konseyi’nin 47 üye ülkesini örnek vererek) söylemiş, orduyla AKP’nin çatıştığından söz etmiş (AB’den mesajlar durup dururken gelmiyor), giyim kuşam, türban yasağına elbette değinmiş vb.
Bu konuları hemen Türkiye’nin başka anayasa hukukçularına, özellikle de Avrupa ile Türkiye karşılaştırmalarını en iyi yapabilecek, konunun uzman hukukçularına sorarım. Bu kez Yeditepe Üniversitesi Anayasa Hukuku Öğretim Üyesi Ekrem Ali Akartürk’e sordum. Laiklik, siyasi partiler, kapatma davaları uzmanı Akartürk önce Prof. Özbudun’un RP kapatma davası sırasında söylediği “Refah Partisi’nin yüzde 21’den fazla oy alarak geldiği nokta ülkenin demokrasi ve laiklik düzenine karşı büyük bir tehdit anlamına gelmektedir. Şayet köktendinci bir parti yüzde 2-3’lük marjinal bir parti olsaydı belki hoşgörülebilirdi. Fakat temsil ettikleri tehlike ve sahip oldukları güç (iktidar) dolayısıyla Anayasa Mahkemesi tarafından uygulanan yaptırım (kapatma) demokratik bir toplumda gereklidir. Laiklik Türk inkılabının özüdür” sözlerini hatırlattı.
Sonra “yüzde 46 ile gelen ve Anayasa Mahkemesi tarafından oy çokluğu ile laikliğe aykırı eylemlerin odağı olduğu kararı çıkmış bir partinin iktidarında acaba Prof. Özbudun ’Türkiye’de laiklik tehlikede değil, hiç bir tehdit yok’ diyebiliyor mu ki Türkiye’de uygulanan laikliğin dayatmacı, militan laiklik olduğunu söylüyor ve benzetecek Batı ülkesi arıyor?” dedi.
Son olarak da Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin “Türkiye’de şeriat tehlikesinin varlığını” kabul ettiğini söyledi.
Prof. Özbudun’un Refah Partisi iktidarı dönemindeki görüşleri tümüyle değişmiş görünüyor. Olabilir ama acaba Anayasa Mahkemesi’nin verdiği karar da tümüyle yanlış mıydı? Buna eminse nasıl ve hangi nedenlerle emin olabiliyor, kitabında bunlara da açıklık getirmesi gerekirdi.
Bu konuyu etraflı olarak 27 Eylül Pazar günkü Her Açıdan’da konuşacağız. (Pişirilip pişirilip gündeme getirildiği için hiç bıkmadan konuşmak, öğrenmek gerekiyor. Zira yeni yılda daha çok karşımıza çıkacak.)
Bana kızan CHP’liler!
Dün ana muhalefet partisi olan CHP’nin “Kürt açılımı” diye başlatılıp “demokratik açılım” sözünde karar kılınan açılımla ilgili olarak AKP’den gelen görüşme isteğine tümüyle karşı çıkmakla hata yaptığını yazmıştım.
“Seçim geliyor” başlıklı yazıma gelen 228 internet yorumunda hatırı sayılır bir okur çoğunluğunun “CHP’nin bu tutumuna hak verdiğini” şaşırarak gördüm.
Bazı yorumlar şöyle:
- Baykal haklı. Kiminle oturup neyi tartışacaksın ki? Cumhurbaşkanı seçiminde bu mantık neredeydi?
- İktidarın bir açılım planı yok ki. Olmayan planlarının içini başkalarının doldurmasını bekliyorlar. İşin doğrusu önce kendi planlarını açıklayıp sonra muhalefetten katkı istemeleri.
- CHP’nin tutumunu alkışlıyorum.
- Bu yazı da senin hatan. Biz Türk sosyalistleri CHP’nin açılım konusundaki politikasından memnunuz.
- CHP yanlış yapmıyor. Oy vermeyeceksin belli. Lâfın orasından burasından vurmayı hedefliyorsun!
Gördüğünüz gibi bazıları bana da fena halde kızmışlar böyle bir uyarıda bulunduğum için. Peki düşünce ve ifade özgürlüğü nereye gitti bu durumda? Hele de basın özgürlüğü?..
Ben ‘seçim yaklaşıyor, Türkiye’nin en fazla oy alan ikinci partisi olan CHP imajı konusunda hata yapmamalı, en azından görüşüp açılımın ne olduğunu öğrenmeye çalışmalı’ dedim ki halâ aynı görüşteyim.
Önce Tayyip Erdoğan kendi projelerini anlatır, sonra Deniz Baykal katılmayacakları noktaları (ki o anda daha net ortaya çıkacaktır) açıklar. “Türk milletinin tanımı” veya “Türkiye’nin resmi dili” gibi konularda bir anayasa değişikliğine de karşı çıkacaklarını söyler.
Nitekim MHP “Meclis oturumu açık olursa biz katılacağız” dedi. Bu durumda CHP kolayca tek başına “çözümsüzlüğe neden oluyor” suçlamalarıyla karşılaşmayacak mı?
Böyle tavır almakla kendisi bu suçlamalara zemin hazırlamış, kolaylık sağlamış olmuyor mu?
Kürt açılımı, Ermeni açılımı veya herhangi bir açılım konusunda (bir de medya özgürlüğü açılımı şart, medyası baskı altına alınmış bir ülkede kim demokrasiden söz edebilir ki) CHP aynı yolu izlemeli.
Önce dinle ve anla, sonra tepkini ve kendi çözümünü anlat.
Sadece tepki verme, çözüm de sun... İsrar ediyorum, kesinlikle bir “imaj çalışmasına, halkla ilişkiler desteğine” ihtiyaçları var. (Bir de “kadın kolları” na... Nerede sahi CHP’nin kadınları?)
Bir yıl içinde seçim olacaksa acilen seçim sürecine girmeleri gerekiyor.
NOT: Bu arada MHP Grup Başkanvekili Oktay Vural’ın “AKP’nin Kürt açılımına destek için Kevin Costner’ı getirmesi” konusunda söylediği “Bunlar yakında Sharon Stone’u da getirirler” sözüne çok güldüm. Gerçekten nasıl da “Güleriz ağlanacak halimize” durumuna düştü Türkiye... Bu durumda “hangi konuda destek istediklerini” anlatmaları gerekeceği için herhalde Costner açılımın ne olduğunu Türk halkından önce öğrenecek; düşünebiliyor musunuz?

