Aya ilk ayak basan astronot Neil Armstrong “Benim için küçük, insanlık için büyük bir adım” demişti ya, eski Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt’ın “27 Nisan bildirisi” ile ilgili sözleri de aynen öyle... Anlaşıldığına göre kendisi için küçük ama Türkiye için büyük (çok şeyi değiştiren) bir bildiriydi o...
Cumhurbaşkanlığı seçimine doğrudan müdahale, demokratik olarak kendi akışında yapılacak bir seçime “ordu baskısı” şeklinde algılanan bildiri nedeniyle bir parti normalde kendisine verilmeyecek oyları bile almış (sonunda da “her iki kişiden biri ona oy verdi” denmiş), seçim adeta baskıya tepki, cevap havasına gitmişti. Hiç unutmuyorum seçim biter bitmez yabancı medyanın bile ilk yorumu “Ordunun verdiği muhtıra benzeri bildiriye halkın tepkisi sert oldu, AKP’nin aldığı yüzde 47’de bu bildirinin büyük rolü var” şeklindeydi ve ben de bir TV kanalına telefonda seçimi yorumlarken Batı medyasının bu vurgusuna dikkat çekmiştim. Org. Büyükanıt ise “bu bildiriyi kendisinin Cuma akşamı yazdığını ve hemen verdiğini çünkü ertesi gün Ankara’dan ayrılması gerektiğini, gitmeden yayınlanmasını arzu ettiğini” söylüyor ve bildirinin seçim sonuçlarına etkisi olmadığını iddia ediyor.
Görünüşe bakılırsa gerçekten de ilk paragraftaki benzetme fazlasıyla yerinde; her şeyden önce Yaşar Büyükanıt muhtıra gibi algılanan, duyulduğu anda tüm toplumda “Bu da ne, birisi şaka filan mı yaptı ya da seçime sabotaj girişimi mi” dedirtecek kadar şok etkisi yaratan, muhakkak ki ülkenin geleceğini etkileyen ve tarihe geçen bir bildiriyi alelacele, kimselerle görüşüp konuşmadan, seyahate çıkmadan önce yayınlanıverecek önemsiz, sıradan bir açıklama gibi görmüş.
“Ben pişman değilim” diyor, doğrusu bunu duyunca “acaba ne gibi bir olay Büyükanıt’a pişmanlık hissettirebilir” diye düşünüyor insan. Ayaküstü hazırlanıp açıklanarak hem başında bulunduğu kurum TSK’ya hem de Türkiye’ye zarar veren bu “e-muhtıra” pişmanlık yaratmıyorsa ne yaratır?
Kendi keyfine göre yazıverdiği, milletin kafasına ‘darbe gibi’ düşen bildiriyi acaba tüm kurumuna maletmeye, ülkede ve dışarda Türk ordusunun “antidemokratik, baskıcı, darbeci” gibi sıfatlarla anılmasına, hatta “Cumhuriyet Mitingleri”nin bile bu muhtıra ile ilişkilendirilip ordu tarafından yapılmış gibi gösterilmesine neden olmaya içi nasıl razı oldu?
Açıkça söyleyeyim ki, o bildiriden hemen sonra “bunu AKP yaptırmıştır, çünkü ona fena halde yarayacak” diyen çok insan duymuştum. Herhalde doğru olamaz ama insanlar uğradıkları şokla tüm ihtimalleri düşünmüşlerdi.
Yaşar Büyükanıt kendi bildirisinin haklılığını Anayasa Mahkemesi’nin “kapatma davasından çıkan karar” ile (laikliğe karşı eylemlerin odağı olma) sağlamaya çalışıyor ama arada hiçbir ilişki, benzerlik yok. AİHM’nin kararı somut delillerle, iddianame ile ve 1’e karşı 10 oyla alınmıştı. Bir kişinin koca kurum adına tek başına verdiği bir kararla değil!
Gerçeklerin kalbine paraşütle...
Çılgın bir gerçekçilikle ve 21’inci yüzyıl süratini yakalayarak hazırlanan bir program oldu Her Açıdan... Aklınıza gelen/gelmeyen tüm detayları unutmadan, “hiçbir şey” bilmeyenlerin bile “her şeyi” anlayıp öğreneceği bir titizlik gözetildiği için de zevkle, ilgiyle izliyorsunuz onu. Sizleri olduğu gibi genelde “haber-tartışma” programcılığı anlayışını da etkilemiş olmalı ki “farklı, her açıdan bakış”, olayları hızla görüp anlayabileceğiniz “canlı bir ekran gazetesi” sloganlarına ve hatta benim karikatürümün benzerine bile artık başka programlarda da rastlanıyor. Eğer bugüne kadar görülenden farklı anlayışı ve dinamizmiyle böyle bir etkisi olmuşsa ne mutlu bize... Yalnız, artık bazı kanallar aynı saate başka haber programları da koydukları için programda tartışılacak konuları daha az detaylı olarak bildireceğim size, okuyunca “yazılandan çok daha fazlasını bulacağınızı” düşünmenizi istiyorum.
Bu hafta yine devam eden; Deniz Feneri davası ve Ergenekon soruşturması gelişmelerinden Mardin’deki akıl almaz saldırıya, Orgeneral Büyükanıt’ın açıklamalarından Diyanet İşleri Başkanı Bardakoğlu’nun “Ne oluyor bize” sorusuna, terör, namus, töre, kan davası, korucu tartışmalarına, “Anayasa değişikliği gözden mi kaçırılıyor” sorusuna kadar en önemli konulardaki bilinmeyenleri araştıracağız.
Programa; Güneydoğu’da 6 yıl PKK terörüne karşı savaşmış Tim Komutanı Gazi Üsteğmen Abdullah Ağar, İslâmcılık ve Kürtler hakkındaki araştırmalarıyla tanınan, “Kürt Sorunu” kitabının yazarı Altan Tan, İlahiyatçı, hukukçu ve siyaset bilimci yazar Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk, Bahçeşehir Üniv. Anayasa Hukukçusu Prof. Dr. Süheyl Batum ve dünya çapında ünlü “sosyal ve kültürel psikoloji” uzmanı Prof. Dr. Çiğdem Kağıtçıbaşı konuşmacı olarak katılıyor.
Yine gerçeklerin kalbine ineceğimiz Her Açıdan 10 Mayıs Pazar, öğlen 12.30’da STAR’da...
Biliyorum, Anneler Günü ama konuşulacak sorunlar da sizin ve çocuklarınızın geleceği, unutmayın.

