Diğer yazımda sözü geçen kavram hatası dün Milliyet gazetesinde yer alan Abdullah Gül röportajında da vardı. AKP'nin politikasından söz ederken kendisine sorulan "Toplumun 'İslâmileştirilmesi' gibi örtülü bir niyet" aranması ile ilgili soruya (ki soruda da aynı hata yapılmış):
"Bizim savunduğumuz, özlediğimiz Türkiye onların (bize inanmayanların) istediği gibi olmayabilir. Dine saygı, din özgürlüğü, bunların bireysel olarak yaşanmasına inanmayanlar olabilir" cevabını vermiş Gül.
Dikkat edildiği gibi, laik bir düzende siyasetin din etkisinde olmaması, dinin referans olarak kullanılmaması, dinle ilgili siyasi popülizm yapılmaması gerekirken konuşmaların çoğu açıkça bu eksende dönüyor. İktidar partisi hep dini, inancı kendi güvencesine muhtaç gören, laik düzeni savunanları yani dinin, inancın bireysel alanla ilgili özel konular olduğuna inanan ve bu yönde kamu alanlarında herhangi bir baskı yaratacak uygulamaları reddedenleri rakip gören bir tutum içinde. Gizli bir kutuplaşma havası inatla sürdürülüyor.
Gül'ün cevabında yer alan "dine saygı, din özgürlüğü" bugün Türkiye'de yok mu? Var. Tek istisna kamusal alanlarda türbana izin verilmemesi. Zaten Abdullah Gül'ün "bunların bireysel olarak yaşanması" ile kastettiği de tam budur. Aynı gün kıdemli bir meslektaşımız türbanlı öğrencilerin okul, siyasetçi eşlerinin ise resmi tören sorunlarını gündeme getirerek AKP'nin bunu çözmek zorunda olduğunu belirtmişti yazısında. Oysa aynı meslektaş Avrupa ölçülerini, batılı demokratik ülkelerdeki düzenlemeleri savunan bir yazardır. AKP'nin de isteme nedenlerinden biri olduğu gibi "AB'ye girme" meselesini batının demokrasi düzeyine ve özgürlük haklarına erişebilmek için istemektedir.
"Avrupa İnsan Hakları" ne diyor?
Kendi kişisel görüşümden de tamamen bağımsız olarak, objektif bir bakış açısıyla Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ni okuyorum. Prof. Dr. Safa Reisoğlu'nun "Uluslararası Boyutlarıyla İnsan Hakları" kitabının 62-63. sayfaları... Bakın ne diyor:
"Sözleşme'nin (dini inanç özgürlüğüne ilişkin) 9. maddesi kişilere kamu alanında, dini inançlarına göre hareket etme özgürlüğünü her zaman vermez(...) Diplomaya konacak fotoğrafa ilişkin kurallar Cumhuriyet'in laik niteliğini korumaya yönelik üniversiter kurallardır. Laik bir üniversitede öğrenim görmek isteyen öğrenci, üniversitenin kurallarına uymayı kabul etmiştir. Üniversite, öğrencilerin dini inançlarını açıklama özgürlüğüne yer ve şekil olarak sınırlamalar getirebilir. Özellikle halkının büyük çoğunluğunun belli bir dini benimsediği ülkelerde, bu dinin bir yer ve şekil sınırlaması olmaksızın sembollerle veya dini törenlerle açıklanması, aynı dinden olup dinî uygulamalarda bulunmayan veya başka bir dini benimsemiş olan öğrenciler üzerinde baskı oluşturabilir."
Bunları bildikleri halde, AKP yöneticileri bir yandan "AB'yi çok istiyor" görünerek, diğer yandan nasıl aynı konuyu pişirip pişirip sofraya getiriyorlar acaba? Hayır, gerçekten merak konusu bu...
"Kamusal alanda türban" dışında bir sorun yok memlekette... İsteyen dinini, inancını özgürce yaşıyor. Eh, o konuyu da Avrupa açıkladığına göre nedir hâlâ inatla sürdürülen bu popülist çaba, eğitim kurumlarına agresiv müdahaleler? Keşke biri bize açıklasa!
İmla ve kavram hataları
Ne kadar iyi bildiğimizi zannetsek de, ne kadar az hata yapacağımıza inansak da oluyor işte. Kendi dilimiz hakkında biz de yanılabiliyoruz.
Bir siyasetçinin uyarısıyla yeni fark ettiğim bir hata... Aranızda benim gibi yanılanlar olabilir (hatta çok sayıda olabilir) diye size de duyurmak istedim. "Meclis'teki oylamalarda çekimser oy kullananlar" dediğimizde yanlış yapıyormuşuz meğer. Doğrusu "çekinser oy" olmalıymış. Garip geliyor kulağa ama "çekince"den türetilmiş bir kelime olduğu için böyle kullanılıyormuş.
Bir de kavram hatası var; bazen gerçekten hata, bazen de kasıtlı olarak yapılan... "Müslüman aydın", "Müslüman kitle", "İslâmi yazar" gibi. Eğer bu kelimeler "radikal İslâm"ı kastediyorsa diyecek yok tabii. Ama etmiyorsa diğer din ve inançtan olanların haklarına da saygılı, bu nedenle laik olan kesim ne oluyor? Sadece diğerleri Müslüman olunca, onlar ne? Otomatikman "din dışı" mı bırakılıyorlar? O kadar çok okuyucudan duydum ki bu şikâyeti, bir kez daha hatırlatmadan geçemedim. Din kimsenin tekelinde değildir bildiğimiz kadarıyla!
Mars'ı Görmek İsteyenler!
Var tabii, neden olmasın? Ben de isterim 60 bin yılda bir olan olayı görmek. Dünya ile Mars'ın birbirine en yakın mesafeye geldiği anı yakalamak.
Ama teleskopum yok. Bu durumda ne yaparım? Kandilli Rasathanesi'ne gitmeyi denerim. Benim gibi düşünen birçok başka vatandaş da olabilir tabii. Sonuçta hepimiz hava alırız teleskop yerine.
Rasathaneye telefon edip soranlar "böyle bir programımız yok" cevabını alıyorlar. Keşke Mars onların programını bekleseydi, ne iyi olurdu değil mi?
Abdullah Gül'ün özlediği Türkiye
Diğer yazımda sözü geçen kavram hatası dün Milliyet gazetesinde yer alan Abdullah Gül röportajında da vardı.
Haberin Devamı

