Irak’a müdahale ettiklerinde ne oldu, kaç bin kişi öldü, ABD askerleri Irak halkına ve askerlerine ne korkunç işkenceler yaptı ve yıllar süren başarısızlığını kendisi de nasıl kabul etti, bunu dünya biliyor.. Şimdi “Büyük Ortadoğu Projesi” dedikleri BOP kapsamında sıra diğer ülkelere geldiği için Ortadoğu fokur fokur kaynıyor ve bu projelerinde Türkiye’nin sırtını sıvazlayıp her konuda onu öne sürdükleri için de her köşesinden Türkiye için ayrı bir tehlike fışkırıyor..
Tabii bunda bizim de büyük hatamız olduğunu, ABD’nin her planına “okey” diyerek uymamızdaki yanlışlığı öncelikle kabul etmemiz lazım. ABD Suriye’de de Esad’ın karşısına önce Türkiye’yi atıp kenara çekildi, Kuzey Suriye’de PKK’nın güçlenmesi başımıza yeni sorunlar açtı, Kuzey Irak’tan sonra “Batı Kürdistan”ın adımları atıldı.. Bu yetmedi, Esad’ın karşısında muhaliflerini desteklememiz nedeniyle İran ve Rusya’dan gelen tehditleri sineye çektik.
O İRAN’A, İRAN BİZE..
İran “Türkiye’nin Suriye’ye müdahale etmesi durumunda cevabın şiddetli olacağını” açıkladı.. Şimdi ABD “Nükleer silah yolunda devam ederse İran’a karşı güç kullanabileceğini” bildiriyor. Peki o İran’a saldırırsa İran ilk olarak kime saldıracak? Türkiye’ye ..
Bunu Dışişleri Bakanları daha önce defalarca tekrarladı, “füze kalkanı” nedeniyle önce bizi hedef alacakları biliniyor.. Ve bu ABD’nin hiç de umurunda değil.. Türkiye’nin yanlış politikaları sonunda öyle bir tablo ortaya çıktı ki her tür gelişmede ilk başı yanacak olan biziz..
Hükümetin ABD’ye ve Birleşmiş Milletler’e güvenmekten vazgeçip derhal sağlam bu durumlardan kurtuluş yolu araması lazım.. “Müslüman kardeşlerimizi yalnız bırakamayız” politikasıyla diğer ülkeleri ön plana alıp kendi halkımızı, ülkemizi ateşin ortasına atmanın büyük hata olduğunu “denemeden” önce görmeliyiz..
“Sınama-yanılma” metodu bu durumda çok ağır sonuçlar verir.. TV’lerden hala “din kardeşliği” üzerine konuşmalar kulağa doğru gibi geliyor ama bugüne kadar kimse bizim için kendini tehlikeye atmadı, unutmayalım!
Atatürk’ün kızı!
Büyük önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün manevi kızı Ülkü Adatepe maalesef dün geçirdiği trafik kazasında hayatını kaybetmiş. Büyük çoğunluğumuz ilkokulda onun Ata’yla çektirdiği fotoğraflara gıptayla bakarak, hatta içimizden onu kıskanarak, yerinde olmak isteyerek yetiştik.. Örneğin ben bu duyguları her zaman hissetmişimdir..
Daha sonra Ülkü Hanım’ı tanıdım, onunla sohbet etme fırsatı da buldum.. Son derece içten, güler yüzlü, iyimser, mutlu bir kadındı o.. Bu kazayı geçirmese (ki Türkiye’de bunlara kaza bile demiyorum ben artık) daha uzun yıllar yaşayabilirdi.. Mübarek Ramazan’da hayatını kaybeden Ata’mızın manevi kızına Allah’tan rahmet, ailesine başsağlığı diliyorum. Nur içinde yatsın!
Çocukları korumak göreviniz!
Dün “Ağrı’da çocuk yaşta evlendirildiği erkek ve onun ailesi tarafından işkenceyle öldürülen Melek”le ilgili olarak Kadın ve Aileden Sorumlu eski Bakan İmren Aykut’un açıklamasını vermiştim. Kaldığı yerden yazıya devam ediyorum.. Bana garip ve kabul edilemez gelen; İmren Aykut ÇESAV’la, bağış ve yardımlarla, Çocuk Esirgeme Kurumu’ndan çıkan çok sayıda genç kızın hayatını kurtarmayı başarıyorsa devletin bunu ülke çapında neden yapamadığıdır.
Adı üstünde “Çocuk Esirgeme” Kurumu, devletin tüm imkanları bakanlıkların elindeyken, yüzlerce memur görevlendirilmişken çocukları neden koruyup esirgeyemiyor? Bu sorunlar, bu vahşet, şiddet neden AB ülkelerinde değil de hep bizde devam ediyor?
Ağrı’da “şiddet nedeniyle aklını kaçıran ve açlıkla ölüme mahkum edilen Melek” önce babası tarafından bir kez alınmış ama baskılar sonucu tekrar kocanın evine döndürülmüş. Örneğin bu durumdaki kızlar, kadınlar neden “mahalle bazında” kontrollerle bulunup kurtarılmıyor? Habire “hangi parti önde, hangisi arkada” benzeri bitmez tükenmez abuk anketlere kafa yoranlar bir anket de “hangi sokakta, hangi çocuklar, kızlar ölüm ya da tecavüz tehlikesiyle yaşıyor” anketi yapsalar ne olur?
Başta asıl sorumlular olmak üzere toplumun “Ağrı’lı çocuk gelin Melek”i unutmaması gerekiyor. Bu olayda hepimize ömür boyu yetecek utanç var bilesiniz! Görmezden gelerek yaşamak da apayrı bir utançtır!

