Ya ben anlamıyorum veya ortada kimsenin anlamayacağı bir gidiş var. PKK terörü her 2-3 günde bir onlarca insanımızın hayatına mal oluyor, siviller askerler ölüyor, sakat kalıyor veya ağır yaralanıyor. Yıllardır “katliam”larla toplu şekilde insanlarımızı kaybettikten sonra hep aynı mesajlar veriliyor, “devlet zirvesi” toplantıları yapılıyor, ABD ile görüşülüyor, ABD “Bu kez size daha sağlam destek vereceğim” filan diyor ve arkasından bir katliam daha..
Yine toplantılar, kınamalar, “şehitlerin kanı yerde kalmayacak” sözleri ve bir saldırı daha.. Son birkaç haftada kentlere ve hatta başkentin göbeğine yöneltilen terör eylemleri artık ne “açılım”ın, ne “PKK-devlet buluşmaları”nın bir yarar sağlamadığını, hatta tam aksine terör örgütüne “kanlı saldırılarla ne kadar sıkıştırırsak devleti istediğimiz kararlara daha çabuk iteriz” cesareti verdiğini gösterdi.
ÖNCE SİLAH BIRAKTIRILMALIYDI
Bu noktaya gelineceğini “açılım” süreci aniden başlatıldığında “PKK silah bırakmadan, terör bir yandan sürdürülürken terör örgütüyle pazarlığın yanlış olduğunu, bu şekilde saldırıların ‘her talepte bir kez daha arttırılacağını” medyada defalarca vurguladık, tartıştık..
O günlerde hükümet bu iyi niyetli uyarıları “sanki açılıma karşı çıkıyormuşuz gibi” cevaplamıştı ama maalesef uyarıların haklılığı önce Öcalan’ın “devlete verdiği direktiflerle, yol haritaları ile”, BDP’nin yaptığı “özerkliğin ilanı” benzeri açıklamalarla, kurdukları “alternatif mahkemeler” vs ile şimdi de yoğunlaştırılan eylemlerle görüldü.
Dönelim ABD meselesine.. Türkiye’de son zamanlarda ciddi bir kavram kargaşası var ve bence bu durum “terörün ve bekletilen tüm ciddi sorunların çözümünü” geciktiriyor ya da engelliyor. Mesela onlarca vatandaşımız ölürken biz adeta “pembe bulutlar üzerinde uçuyormuşuz, hiçbir ciddi meselemiz yokmuş” havasındayız.
Adeta “kendi sorunlarımızı çözmüşüz de sıra diğer ülkelerin sıkıntıdaki vatandaşlarını kurtarmaya gelmiş” havasındayız. Sanki Arap ülkelerinin bize “bravo büyük Türkiye’ye” demesi, Batı’nın da sırtımızı sıvazlaması örneğin “kendi ülkemizdeki terörün çözümü”nden daha önemli gibi.. Hepimiz kaptırmış gidiyoruz o gazla. Nereye kadar?
NE GÜCÜ, NE ORTAKLIĞI?
Başbakan Erdoğan ABD Başkanı Obama ile görüştükten sonra yine her iki taraf “Türkiye ve ABD güçlü ortaklardır. Teröre karşı işbirliğimiz devam edecek” açıklamaları yaptı. ABD’nin bu oyalayıcı sözlerine inanmamak için daha kaç terör saldırısı yaşamamız gerekiyor?
ABD Başkanı ile Türkiye Başbakanı “teröre karşı işbirliği” konuşurken aynı sıralarda Cumhurbaşkanı Gül Almanya’da basın toplantısında PKK’lılara “eve dönüş yasası”ndan yararlanıp ailelerine dönmelerini önerdi. Belki “zirvedeki isimlerin farklı yöntemler konuşması” doğru bir taktiktir ama tam da PKK’nın “eve dönmek isteyen” 6 kadın teröristi infaz ettiği haberinin arkasından biraz fazla iyimser kaçmadı mı bu çağrı?
KENDİ SORUNUNU ÇÖZEN İRAN!
Ve Türkiye tarafında bu gelişmeler yaşanırken, biz hala ABD’nin ağzının içine bakar ve Obama’nın inanılmayacak vaatlerini, masallarını kim bilir kaçıncı kez dinlerken İran; Temmuz’dan bu yana sürdürdüğü kararlı mücadele ile “ülkesinin Kuzeybatı’sını PJAK teröründen temizlediğini, tüm sınırın kontrolünü sağladığını” fotoğraflarla açıkladı. Demek ki ABD’yi mutlu etmek şart değil.
Ama bizim için bir de arayı bozduğumuz Suriye, İsrail gibi ülkelerin “bu nedenle yaptıkları tehditleri” gerçekleştirip PKK’ya destek vermeleri sorunu var. Son saldırılarda bunların etkisi nedir onu da bilmiyoruz. Kesin olan bir şey varsa o da “diğer ülkelerin sorunları yerine kendi sorunlarımıza” öncelik vermek, dış seyahatlere ara verip içerde radikal çözümleri üretmektir.
Unutmayalım ki o gezdiğimiz ülkeler icabında “tek vatandaşlarını veya birkaçını kurtarmak için” herşeyi göze alıyorlar!
O da terörü kınıyor!
BDP Genel Başkanı Selahattin Demirtaş “Yaşam hakkına yönelik terörist saldırılarını şiddetle kınadıklarını” söyledi. Bir siyasi parti genel başkanının terörü kınaması doğaldır ama bu parti “aralıksız saldırılarla can almayı sürdüren bir terör örgütüne açık, net destek veriyor, hatta birlikte hareket ediyorsa” o zaman doğal olmuyor.
Daha kısa süre önce kongrelerinde “PKK’lı teröristler için saygı duruşu” yapılmamış mıydı? Davetli gazeteciler ayağa kalkmadı diye olay çıkmadı mı?
BDP milletvekilleri “PKK’nın ilk terör saldırısının yıldönümü”nde tören yapıp “bugünkü gelişmeleri, başarılarını bu saldırılara borçlu olduklarını” söylemedi mi? BDP en büyük terör katliamlarından sonra bile “öncelikle terörün durması gerektiği”ni bir yana bırakıp şartlar ileri sürmedi mi?
Peki şimdi kim inanır onun terör kınamasına?
Bodrum’la ilgili şikayetler..
“En ideal tatil”in teknede veya sakin bir sahil kasabasında olacağına inansam da Bodrum’a gidiyorum zaman zaman.. Bu yaz da gittim. Gittim ve bu kadar turistik sahillerde “yolların geceleri zifir karanlık bırakılmasına” şaşırdım kaldım. En kalabalık aylarda da “bir köyden diğerine giden tüm yollar karanlık”tı, Eylül ayında da..
Hani insanın arabası arıza filan yapsa felaket, inmek mümkün değil, burnunun ucunu görmek de mümkün değil. Tabii en ünlü köyler arasındaki yolların bakımsızlığını, işaret konmamış dev çukurları da ekleyebiliriz. Acaba belediyeler bu sorunları ne zaman çözmeyi düşünüyorlar?
Bir de Yalıkavak ’ta marinaların PAL tarafından satın alınıp PALMARİNA olmasından sonra “yıkılıp tekrar yapılacakları” söylentisi yayıldı. PAL’ciler bunu planlıyor olabilir ama özellikle en sondaki; mağazaların, restoranların bulunduğu marinanın otantik havasını bozmamalılar. O kadar sevimli, o kadar teatral bir görüntüsü var ki bence yeni gelecek tekneler de bunu sevecektir.
Umarım; modern yapılarla filan değiştirmezler!

