ABD’nin “kendi çıkarlarım ve politikalarım doğrultusunda Ortadoğu’ya şekil vereceğim” diye yaptığı şaşkınlıkları, yanlış hesaplarını ve planlarını yüzüne gözüne bulaştırarak ülkeleri altüst ettiğini, sonra da pişman olup toparlamaya çalıştıkça battığını kendi halkı bile görüyor. AB ülkelerinin bundan farklı olduğu söylenemez, onlar da kendi planlarına göre oynuyor ve istedikleri sonucu almak için “doğru” ile “yanlış”ı tersyüz ettiği birçok kez, son olarak da referandumda görüldü.
Kendi ülkelerinde kesinlikle izin vermedikleri “iktidarların mahkemelere hakim olmasını sağlayacak ve demokrasi için ciddi tehlike yaratacak” adımlar atılırken alkış tuttular, üstüne üstlük “demokratikleşme” yapıldığı iddialarını desteklediler, medyaya ve “özgür olması gereken tüm kurumlara yapılan baskıları ve tek ses haline getirilmelerini” görmezden geldiler. Türkiye’den, Batı’ya haberleri ‘olduğunun tam aksi şekilde yansıtmayı bir an bile bırakmayan bir siyasetçi-gazeteci grubu’ tarafından kendilerine verilen “tek taraflı raporlar” la yetindiler.ABD ise “Wikileaks” belgelerinde; büyükelçilerinin Türkiye’deki sorunları açıkça anlatmalarına rağmen “Başkan’ıyla ve Dışişleri Bakanı’yla” her şeyi görmezden gelerek pembe tablolar çizmeyi sürdürüyor.
Onlar bunu yaparken ve bizde “Oda TV”ye durup dururken yapılan baskın ve tutuklamalar için bile mazeret arayan hatta tef çalan geniş bir gazete-gazeteci kitlesi olduğu maalesef görülürken Batı basını artık kör rolü oynamayı bırakarak “Türkiye’de medyaya yapılan baskıları ve tutuklamalardaki hukuksuzlukları” yazmaya başladı.
İKİ YÜZLÜ POLİTİKA
Son olarak da ABD’nin Ankara Büyükelçisi Francis Joseph Ricciardone ’nin “Türk medyası ve yargısı ile ilgili tarafsız değerlendirmelerini” duyduk. Öyle bir açıklama ki bu “ABD’nin göz ve kulaklarını kapatarak ‘üç maymunlar’ı oynadığı en önemli gerçekleri” ortaya koyuyor. Bu nedenle ABD’den zılgıt yemesi ve bir daha konuşmaması bile mümkündür diye düşünüyorum. Onlar büyükelçilerinin “bulundukları ülkedeki sorunları açıkça konuşmaktansa, gizlice ve arkadan ABD Dışişleri’ne bildirmelerini” ve böylece iki yüzlü oyunlarına devam edebilmeyi tercih ediyor olmalılar, aksi takdirde neden (örneğin Wikileaks) onların “anlattıklarının tam aksi yönde destek” verip, sorunlu konulardaki sorunları saklasınlar ki?
‘ÖZGÜR BASIN’ DEYİP TUTUKLAMAK..
Her neyse, Riccardone “Oda TV” olayının arkasından; “Bu bölgede demokrasi ABD için çok önemlidir . Demokrasinin birinci temel koşulu medya özgürlüğüdür. Basının özgür olması demokrasinin olmazsa olmaz şartıdır , eleştirel de olsa basın özgür olmalıdır. Oda TV’yle ilgili detayları bilmiyorum ama Türk halkı da ABD’de olduğu gibi özgür basın istiyor, biz de bunu destekliyoruz” demiş. Asıl vurgusu ise daha önemli; “Türkiye’de hükümet de özgür basını desteklediğini söylüyor ama diğer tarafta gazeteciler tutuklanıyor, bunu anlamıyoruz”.
ANA MUHALEFET BİLE..
Nasıl anlasınlar ki, burada da kimse anlamıyor. Gazetecilerin “yaptıkları haber, yazdıkları yorum” nedeniyle tutuklandığı, tutuklananların çoğunun neden tutuklandığını “yıllar sonra bile” öğrenemediği , Ana Muhalefet Partisi Genel Başkanı ’nın (dünyanın hangi demokratik ülkesinde böyle bir endişe dile getirilmiş) bile “Bizim de dokunulmazlıklarımızı kaldırıp tutuklayabilirler. Önce bazı CHP’lileri, sonra bazı gazetecileri içeri alacaklar” dediği olayların anlaşılır yanı kalmış mıdır?
Ama böylesine önemli bir olayda ABD Büyükelçisi dayanamayıp konuşurken bizde en büyük sivil toplum kuruluşlarından veya siyaset bilimcilerden, hukukçulardan hiç ses duyulmuyor. Bir yandan Arap ülkelerine “şeffaflık, demokrasi, özgürlük” dersi vermeye kalkan bir ülkede ne garip çelişki değil mi?
Acaba neden?
Bu adamları konuşturmayın!
Kadın ve hatta çocuk tecavüzlerinin arkasının kesilmediği, cezalar yetersiz olduğu ve hakimler mevcut cezaları bile vermediği için çözüm sağlanmayan ve son olarak “tecavüzcüye hadım cezası” düşünülen ülkede olana bakın.. Daha önce başka konularda da ‘her profesör ünvanına sahip kişinin profesör olamayacağını’ yazmıştık, bu ünvanda ve Orhan Çeker isimli biri “Sorunun odağında kim var? Kadın var. Kardeşim sen dekolte giyinirsen bu tür çirkinliklerle karşılaşman sürpriz olmayacaktır. Tahrik ettikten sonra şikayet etmek makul değildir” ki bunları demiş yazarken bile utanmamak, iğrenmemek mümkün değil.
Sonradan tepkiler üzerine ekrana çıkarak düzeltmeye çalışmış ama zaten beyni-izanı olan bunları söylemeyeceği için konuşurken daha da batmış. “Kur’an’da ve sünnette hadım etme yoktur” filan da demiş. Peki Kur’an’da “kadın tesettürlü değilse, sapıkların gözünden tepeden tırnağa saklanmamışsa tecavüz edilebilir” diye mi yazıyor? Eğer kadının giyimi suçlanabilirse ya küçücük çocuklara hatta bebeklere saldırabilen aşağılık sapıklara nasıl bir kurtarma yöntemi bulacak bu şahıs?
Yapılan şey tamamen “kadınları örtünmeye zorlama, tesettürlü olmayan kadınlara saldırmak üzere sapıkları kışkırtma” dır ve suçtur . YÖK Başkanı’nın rektöre telefonu filan yeterli değildir, yargının harekete geçmesi gerekirdi. Gazete ve TV’lerin de “ön görüşme yaparak” bu kafadaki adamların görüşlerinden toplumu korumaları gerekiyor. Yeter artık yahu!

