Birkaç gün önce ABD eski Ankara Büyükelçisi Mark Parris’in, Obama’nın Avrupa Danışmanı’nın, Amerika’da “yönetim çalışmaları” yapan önemli bir düşünce kuruluşunun başkanı ve temsilcilerinin bulunduğu bir toplantıdaydım.
Birçoğu ile Türkiye-ABD ilişkileri ve AKP’ye açılan kapatma davası ekseninde uzun konuşmalar yapma imkanı buldum. Çok da iyi oldu... Böylece başta “Bush yönetimini kapatma davası konusunda net bir tavır takınmadığı” için eleştiren (ki burada AB’nin yaptığı gibi “Biz buna karşıyız ve ciddi tepki veririz” dememesini kastediyor) Mark Parris olmak üzere hemen hepsinin “düşüncenin neresinde hata yaptıklarını” net şekilde görmüş oldum.
Parris örneğin; daha önce Wall Street Journal’daki makalesinde yazdığı ve AB’den de duyduğumuz “Türk mahkemeleri halkın iradesine saygı göstermeli” görüşünde ısrar ediyor. Aynı masada oturduğumuz sırada bu görüşünü tekrarlayıp “AKP için kapatma kararı verilirse ABD’de buna karşı çıkanlar olacaktır” deyince aklımdan Cem Yılmaz’ın Türk Telekom reklamındaki esprisi geçti hemen: “Üç kelime... So what?”
Türk yargısı kararlarını ABD ile AB’nin tepkilerine ve keyfine göre mi verecek? Hukuka değil de onların sözlerine mi bakacak?
Bırakın bunları Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararını AB yöneticilerinin yorumlarına, tepkilerine göre mi veriyor?
BİZİ SAF ZANNEDİYORLAR
Onun “makalesindekine benzer” konuşmalarını duyunca şunları söyledim (ki benzer bir konuşmayı az önce düşünce kuruluşunun başkanı ile de yapmıştık);
Siz Türkiye’ye hiçbir uluslararası sözleşmeye, hukuka bağlı olmayan ülke muamelesi yapıyorsunuz. Oysa Türk mahkemelerinde alınan kararlarda Kopenhag, Venedik kriterlerine bakıldığı gibi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve onun geçmişte verdiği kararlar da göz önüne alınıyor. Burada Türkiye Anayasası’nın korunması kadar evrensel hukuk kurallarının korunması da söz konusu.
Demokrasiye aykırı bir durum varsa isteyen herkes ve her partinin “AİHM’ye gitme hakkı” da var.
Daha sonra Parris’e şunu sordum; Hiç kimse bir partinin kapatılmasını istemez ama partilerin de hukuk sistemi içinde hareket etmesi, mevcut yasalara saygılı olması, yargıyla kavga etmemesi gerekir. AKP iddianamedeki suçlamaları çürütebilirse kapanmaz ama diyelim ki bir parti Anayasa’nın temel ilkelerine aykırı eylemleri ısrarla yapıyor, onu demokratik sistem, hukuk durduramazsa ne durduracak?
“Seçimler” cevabını verdi. Bu cevabı verirken Türkiye’deki seçim ve partiler yasalarının zaten başta demokratik bir seçime izin vermediğini, gücü elinde tutan partinin altın, poşet, elektrik, kömür, iş, burs dağıtarak, kendi belediyelerine milyarlarca dolar aktararak veya partilerin istedikleri takdirde insanların din duygularını ve dinin kendisini istismar ederek oy toplayabildiğini, iktidar partisinin demokrasi anlayışının ise “yüzde 47 oy aldım, istediğimi yaparım” olduğunu tamamen unutuyordu.
Amerikalıların konuşmalarını dikkatle izleyince bir şeyi daha tamamen unuttukları fark ediliyor: Türkiye’nin laik-demokratik bir rejimi uygulayabilen yeryüzündeki tek Müslüman çoğunluklu ülke olduğunu...
Türkiye’yi kendileriyle kıyaslıyor ve laikliğin uygulamasını da öyle bekliyorlar. Oysa Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kendileriyle aynı fikirde değil, kararların gerekçesinde de bunu açıkça belirtiyor.
OBAMA DA VAZGEÇMEYECEK
Yanımda oturan ve Harvard Üniversitesi mezunu olan genç iş adamı Bülent Kozlu (Cem Kozlu’nun oğlu), Parris kapatma davasını antidemokratik bulduğunu söyleyip “halk iradesi”nden söz edince muhteşem İngilizcesiyle onlara laikliğin İslâm ülkelerinde uygulanmadığını, bu nedenle hiçbirinde demokrasinin olmadığını, “halk istiyor” diye başlatılan hareketler sonunda hepsinin baskı rejimine dönüştüğünü bir çırpıda anlatıverdi.
Bunun arkasından gecenin en vurucu cümlesi ABD’nin yeni başkan adayı Obama’nın Avrupa Danışmanı’ndan geldi;
“Türkiye Ortadoğu’da İslâm’la demokrasinin bir arada yaşadığını göstermeli.”
İşte bu cümle ABD’nin hâlâ, yıllardır dikkatleri çektiğimiz “Büyük Ortadoğu Projesi’ndeki Türkiye’ye verilen ılımlı İslâm ülkesi modeli olma” rolünün üzerinde ısrar etmekte olduğunu, Obama döneminde de bundan vazgeçilmeyeceğini açıkça gösteriyordu.
Devam edeceğiz.
ABD nerede hata yapıyor?
Haberin Devamı

