Bay Ricciardone, ABD’nin Ankara Büyükelçisi, “Uludere istihbaratını ABD’nin vermediğini” açıkladı.. “Uludere’de predatörler var mıydı” sorusuna ise “sır korumak gerektiğini” söyleyerek cevap verdi.. Korusun bakalım, zaten ABD’nin her yaptığı sır, mesela “terör ve istihbarat konusunda bundan sonra daha da yakın ilişkide olacağız, daha çok destek vereceğiz” açıklamasını yapmalarından üç beş gün sonra bir saldırı ya da Uludere gibi bir olay gerçekleşiyor. “Nerede kaldı sizin müthiş istihbarat” diye soruyorsunuz, cevap “sır”.. Veremiyorlar!!
Şimdi, istihbaratı ABD vermediyse, kim verdi? Bu soruyu herkes sorabilir, cevabını duymak da herkesin hakkıdır. Çünkü aradan yıllar geçse de “Dersim olayı” gibi dosyalar yeniden açılıyor, o sorular “derin devlet” veya “kim yaptı” tartışmalarıyla alevleniyor. Yıllar sonra öne sürülen iddialar da tam cevaplanamayıp, isteyen istediği gibi tarih yazıyor.
SORU ‘MUHALEFET’İN DEĞİL, HERKESİN!
Soru doğal olduğu için elbette muhalefet partileri de, CHP de, MHP de, BDP de soruyorlar. O zaman bir hükümet üyesi veya Başbakan’ın kendisi çıkıp “Bakın işte CHP ve MHP, BDP ile yan yana” diyor. Hatta bu da yetmiyor; “PKK ile aynı soruları sordukları” filan söyleniyor.
Bu hiç de dürüst bir siyaset yöntemi değil ve özellikle “referandum öncesinden başlayarak” sık sık yapılmakta.. Aynı şey örneğin ana muhalefet partisi CHP “İHL’lerin düz lise ile aynı şartlara getirilmesi, katsayının kalkması” konusunda soru sormuşsa (ki sorar elbette, adı üstünde, görevi, muhalif gözle gerekli eleştirileri dile getirmektir) bu kez “din” üzerinden yapılıyor.
DİNDAR YETİŞMESİN Mİ?
Hiç ama hiç alakası olmamasına rağmen, hemen “Bunlar dindar öğrenci yetişmesin istiyorlar” popülizmi çıkıyor ortaya.. Seçim dönemlerindeki gibi gerçekler saptırılıyor, olayları dikkatle izlemeyen kesimler yanıltılıyor.
“19 Mayıs törenlerinin kaldırılması” konusunda bile yapıldı, sanki bu girişim sadece muhalefet partisi liderlerini rahatsız etmiş gibi “Madem ki Kılıçdaroğlu ile Bahçeli 19 Mayısları çok seviyorlardı, şöyle de yapsalardı, böyle de yapsalardı” benzeri konuşmalar duyuldu. Oysa 19 Mayıs’ı ve diğer milli bayramları yalnız onlar sevmiyor, milyonlarca vatandaş aynı duyguları paylaşıyor.
Bu tür, gerçeklerden uzak ve yanıltıcı konuşmalar tamamen “siyasi istismar” sayılır ve hangi iktidar partisi olursa olsun bunu yapmamalıdır.
Tabii dinleyenlerin de “ne kastedildiğini anlamaya çalışarak, dikkatle” dinlemesi lazım, masal değil çünkü.. Uludere olayı açıklığa kavuşmalıdır!
Medya ve intikam!
Başbakan Erdoğan, Zaman gazetesinin kuruluş yıldönümüne katılmış ve şöyle bir açıklama yapmış:
“Gazete manşetleriyle çarpışarak, savaşarak bugünlere geldik. Allah şahittir ki asla ve asla intikam peşinde olmadık, olmayacağız”.. Keşke böyle açıklamalara “Allah’ın adı” hiç karıştırılmasa diye düşünüyor insan. Çünkü birçok gazeteci, televizyoncu da aynı anda “Allah şahittir ki bizden intikam alındı, gerçekleri olduğu gibi yansıttığımız için işlerimizden olduk. Üstelik bu haksızlıklar açıktan açığa medya patronlarına çağrılar yapılarak gerçekleşti” diyebilir.
TV TARİHİNDE GÖRÜLMÜŞ MÜ?
Diyebilir, zira kaç gazeteci, kaç televizyoncu (aralarında ülkenin en ünlü, en başarılı gazeteci ve televizyoncuları var) gazete ve TV’lerde yıllardır devam eden ve çok sevilen köşelerini, programlarını kaybettiler. Ve hayret, bu başarıya rağmen mesela “haberci ve haber programcı” olanlar gidecek kanal bulamıyorlar. Neden acaba? En yüksek reytingli, en çok reklam getiren programların, “HABERLER”in kanal bulamadığı, kanalların “eleştiri yapılır korkusu” duyduğu TV tarihinde hiç görülmüş müdür?
Bu kadar da değil, “Bizden ‘yazdığımız yazıların, kitapların’ intikamı alındı, bunun için özgürlüğümüzü kaybettik” diyenlerin sayısı da az olmaz. Hemen “yargı”ya atıfta bulunmayalım, zira gazetecileri de yıllarca tutuklu bekleten kararları yargının yalnız başına vermediğini, yani “bağımsız olmadığını” artık tüm uluslararası basın kuruluşları ve AB raporları söylüyor, biz onlardan duyuyoruz.
Basın özgürlüğünde bu nedenle “Tanzanya’nın bile altına düştüğümüz” iki gün önce manşetlerdeydi.
TÜM LİDERLER ELEŞTİRİLDİ
Onun için.. Diyelim ki her iktidar “manşetlerden” eleştirilir (bu dönemde olamıyor, o başka) muhalefet partileri veya liderleri de manşetten eleştirilir, hep böyle olmuştur. Önemli devlet kurumları da manşetten eleştirilir, hepimizin hayatını ilgilendiren olaylar da (mesela anayasa önerilerinin kamuoyuna açıklanmaması, gizli tutulması eleştirilebilirdi ama o-la-mı-yor)..
Manşetler konusunda “çarpışma” gerekmez, Özal’ da, Çiller de, Yılmaz da, Ecevit de, Erbakan da, tüm liderler ve partileri manşetlerden eleştirildi ama (Çiller’in bugünkü kadar olmasa da medyayla, kişisel olarak gazetecilerin kendileriyle benzer şekilde uğraşması dışında) hiçbiri çarpışma veya “intikam peşinde olmadık” deme gereği duymamıştı. Onun için.. Diyorum ya, bırakalım artık medyayı dilimize dolamayı, olaylar tarihe mal olmuştur, tarih gerçekleri yazacaktır çünkü, söz konusu olan, insanların hayatı, mesleği, geçimi ve hatta özgürlüğüdür.
Allah şahittir ki yazdıklarımı siyasi mağduriyete uğrayan tüm meslektaşlarım adına çok “hissederek” yazdım!
Hayvanlar donuyor, yardım edin!
Kar ve buz, fırtınayla birlikte bastırdı, çok mecbur değilsek burnumuzu kapıdan çıkaramıyoruz. Eskiden kar ve yağmura bayılırdım, şimdi artık korku basıyor içimi, hele de böyle fırtınalı havalarda.. Önce Van depremzedeleri geliyor aklıma hemen; İstanbul, Ankara eğer Sibirya gibiyse kim bilir onlar ve daha soğuk Doğu bölgeleri nasıldır, orada yeterince sıcak evi ve kıyafeti olmayan öğrenciler ve tüm insanlar neler çekiyordur..
Allah yardımcıları olsun.. Türkiye’de bolluk var deniyor ama bu bolluk ve refah milyonlarca insana ulaşmıyor, bir kesim ise bollaştıkça bollaşıyor, neredeyse hepsi Donald Trump’la yarışacaklar.. Sonra “sokak hayvanlarını”, o zavallı çaresiz yavrucukları düşünüyorum, içim daha da burkuluyor. Kim bilir kaç tanesi dondu, kaçı açlıktan ölüyor..
BARINAKLAR BİLE BAKIMSIZ!
Belediyelerin hayvan barınakları gereksiz şekilde çok uzak yerlere yapıldığı için (kimse gidip kontrol edemesin diye mi, acaba) soğuk havada veterinerler, bakıcılar gitmiyor ya da gidemiyor, kim denetleyecek ki? Yok böyle şeyler bizde.. Bırakın sokaklarda donanları, barınaklarda bile perişan olduklarına, hele bebeklerin hemen öldüğüne eminim, kaçına şahit oldum.. Ağlamamak için bunları düşünmemeye çalışarak iki gündür hiç durmadan çevremdeki hayvanları sıcak yerlere toplamaya çalışıyor, onlara köşeler hazırlıyor, yemek veriyorum.
KÖMÜRLÜK KAPILARINI AÇIN!
Dışarıda koruyamadıklarıma evimi açtım, odalarımda kalıyorlar. Ne olur ki, birkaç gün sıkılırım ama onların hayatı kurtulur. Lütfen siz de onları düşünün, etrafınıza bakın, kömürlüklerin kapısını açın ki saklanabilsinler ve biraz kuru mama koyun, tüm marketlerde satılıyor. Hayvanlara yardım etmek de büyük sevaptır, koruyun onları!

