AB’nin garip desteği

Haberin Devamı

Aslında olay kesinlikle AKP-CHP olayı değil.. Hangi parti neyi desteklerse desteklesin “yapılan değişikliklerin hukukla, demokrasiyle ilgili olumsuz bir tablo yaratacak” olması. Ama adeta parti kavgasına dönüştü.

Bu arada AB’nin; kendi ülkelerinin HSYK ve Anayasa Mahkemesi seçimlerini tümüyle demokratik şekilde, uzlaşma ile yapmalarına karşın Türkiye’de bunlar olmadığı halde nasıl olup da ‘referandumda Evet’e destek verdikleri elbette büyük bir soru işaretidir.

“AB’de de böyle” lafı tümüyle yanlıştır çünkü. Fransa örneği de, diğerleri de yanlıştır. Fransa’da yapılan son değişiklikle HSYK’nın başına Yargıtay Başkanı ile Yargıtay Başsavcısı getirilmiştir.

Bu ülkelerin parlamentolarını “liderlerin değil, milletin seçtiği” üyeler oluşturmaktadır. Meclisleri tam demokratik bir yapıya sahip olmasına rağmen yüksek yargı üyelerini meclisin “tek parti çoğunluğu” yani basit çoğunluğu seçemez. Bu meclislerin 2/3 çoğunluk ile yani uzlaşma ile karar verme zorunluluğu vardır. Şu anda Türkiye’deki durumla en ufak bir benzerliği olmadığı gibi iktidar partisi bu sistemlerin her ikisine de karşı çıkmaktadır, bu nedenle bütün ısrarlara rağmen yapılan Anayasa değişikliğine seçim sistemi değişikliğini eklememiştir. Basit çoğunlukla karar vermekte de ısrar etmektedir.

DEDİĞİMİ YAP, YAPTIĞIMI YAPMA

Ayrıca AB’nin yargıyla ilgili kararları veren tüm kuruluşları; Yargıçlar Konseyi, Avrupa Bakanlar Komisyonu ve Venedik Komisyonu “öncelikli tercihin yüksek yargı üyelerinin yine yüksek yargı tarafından seçilmesi” olduğunu açıklamıştır (yani bizde söylenen “yargıçlar birbirini seçiyor” lafı tümüyle aldatmacadır, Avrupa’da da tercih budur)... Eğer mutlaka parlamento seçecekse “ancak ileri demokrasilerde az sayıda üyeyi seçebilir” demiştir.
“İleri demokrasi”nin anlamı ne? Parlamento üyelerinin millet tarafından seçildiği, özgür iradelerini kullanabildiği, demokrasiyi özümsemiş, toplumsal uzlaşmanın anlamını ve önemini kavramış toplumlar... Türkiye’de bu var mı? YOK! Peki, AB buna rağmen nasıl oluyor da referandumda Evet’i destekliyor? Avrupa’da konuştuğum, bu konuları bilen kişiler “AB çevrelerinde baskı grupları oluşturulduğunu ve bu grupların böyle kararlar da çıkmasını sağlayabileceğini, diğer partilerin de aynı çalışmaları yapması gerektiğini ama yapmadıklarını” söylüyorlar.

Durum böyleyken biz Türkiye’de neyi tartışıyor, nasıl “AB ülkelerinde de böyle” diyebiliyor ve gerçekleri bilmeyen kesimleri aldatabiliyoruz?

Mevcut anayasanın kadınlara, engellilere, çocuklara, gazilere vb. zaten tanıdığı pozitif ayrımcılığı sanki bir yenilikmiş gibi nasıl sunabiliyoruz? Kadınlara KOTA asla kabul edilmezken “kadına pozitif ayrımcılık”tan nasıl söz edebiliyoruz?

12 Eylül darbe Anayasası ile başlatılan YÖK ve “HSYK’nın başında Adalet Bakanı ile müsteşarı” ısrarla orada tutulur ve değiştirilmezken nasıl olup da “darbe Anayasasını değiştirmekten” söz edebiliyoruz?

Diğer ülkelerde benzeri görülmemiş, Türkiye tarihinde de ilk kez olan “70 milyonun kimlik bilgilerinin çalınması” ortada dururken, nasıl çalınabildiği ve kimin çaldığı bile halka açıklanmamışken “fişlenme ayıbına son vermek için” diyerek “kimlik bilgilerinin güvence altına alınacağını” söyleyebiliyoruz? Hali hazırda güvenilmezken anayasa değişikliği olunca ‘bir madde ile’ mi güvenilecek?
Bence siz siz olun bu konuda AB’ye de, afişlere ve sloganlara da inanmayın. Çok az zaman kaldı, gerçekleri araştırın ve geleceğinizi öyle oylayın. Bu referandum cumhurbaşkanı seçmeye benzemez!

*****

Fazıl Say, Tarkan ve özür

Cumartesi günü değerli tiyatro sanatçımız Ayten Gökçer aradı. Konuşma sırasında “Tarkan ve Allianoi antik kenti” ile ilgili olayı duyduktan sonra Çevre Bakanı Veysel Eroğlu’yla görüştüğünden “Sanatçıların toplumsal konularda duyarlı olmasının, görüş bildirmelerinin son derece doğal olduğunu, buna karşı çıkılmaması gerektiğini” söylediğinden, Bakan’ın da konuyu anlatırken “Ben Tarkan’ı severim” dediğinden söz etti.

Aslında asıl mesele bu zaten, olay Fazıl Say, Tarkan veya bir başka sanatçının kendisi, kişiliği değil. Bir bakanın bu ülkeye ait sanatçıları sevmesi, sevmemesi, bir başka bakanın çıkıp “Tarkan’ı kırdıysak üzülürüz” demesi değil.
Fazıl Say da siyasi konularda görüş bildirdiği için aforoz edildi. Devletle ilgili organizasyonlarda ‘önceden kararlaştırılmış konserleri’ bile iptal edildi.
Bir bakan sanatçıyı sevmek zorunda veya görüşlerini beğenmek zorunda değildir. Ama sevmese, beğenmese de ülkenin sanatçılarının (ve her vatandaşının) görüşlerini açıklama hakkına (bkz. İfade özgürlüğü) saygı gösterme zorunluluğu vardır.

“Sus, kendi işine bak. Ben de şarkı söylemeye başlarsam...” dememesi gerektiğini, böyle bir baskıya hakkı olmadığını bilme zorunluluğu vardır.

Asıl mesele budur. Her konuda “AB’de de böyle” derken neden bu konuda AB’deki özgürlüklere bir göz atmıyoruz?





DİĞER YENİ YAZILAR