Hani Brüksel’de yoğun faaliyet olduğunu, AB’den gelecek her rapor öncesinde bu raporları hazırlayanların kıskaca alındığını herkes biliyor, AB’nin Türkiye’yle ilgili görev yapan temsilcileri de anlatıyor ama bu defa gerçekten “eh bu kadarı da fazla” dedirtecek noktaya gelmiş olay...
Türkiye’de olup bitenlerin iç yüzünü bilen siyaset bilimciler, hukukçular, gazeteciler, siyasetçiler de sanıyorum aynı duyguyu hissetmişlerdir ama ben kendimi tutamayıp güldüm de... Çünkü “İlerleme Raporu ve Strateji Belgesi” dedikleri şey yapılan etkileme faaliyetlerini filan da aşmış, direkt “hükümetin elinden çıkmış” veya “birlikte çalışarak hazırlanmış” gibi... Hükümet hangi konuda hangi planı gerçekleştirmeye niyetli ise o konuya mutlaka detaylı destek veriliyor.
Hükümetin hoşlanmayacağı konularda ise detaya hiç girilmeden “dostlar alışverişte görsün, şunu da ekleyiverelim” politikası uygulanıyor.
Artık yerseniz! Yemeyen dama çıksın. Veya daha önce söylediğim gibi derdini Marko Paşa’ya anlatsın! “Bu millet fazla anlamaz, incelemez, yuttururuz” mu diyorlar belli değil.
Bunları (Today’s Zaman gibi) Avrupa’da İngilizce yayınlanan ve çok yoğun faaliyet gösteren iktidar destekçisi gazetelerden mi alıyorlar, onları sarıp sarmalayan, kanka olan bir grup gazetecinin (ki aynı grup, ülkede başka hiç gazeteci yokmuş gibi iktidar partisinin basın davetlerinde hep baş köşede yer alır) gazıyla mı yazıyorlar o da belli değil.
İSTEYİNCE DETAYA İNİYORLAR
- Ermenistan’la imzalanan protokol “bunun gerçekleşmesi için ciddi nedenler durumunda olan ve Erdoğan’ın da vurgulamış olduğu sorunlara hiç değinilmeden” geçiştirilmiş; “Normalleşme sürecinden memnunluk duyuyorlar”... Bu şekilde “normalleşme” olur mu, orası umurlarında değil.
- Doğan Yayın Holding’e kesilen ve dünya medyasının da kendilerinin de “siyasi” olduğunu daha önce söylediği, tarihte bir medya kuruluşuna benzerinin yapıldığı görülmemiş vergi skandalına sanki “adet yerini bulsun” diye değinmişler. “Orantılı ve adil davranılmalı” imiş. Olur, hemen adil davranır ve 1 milyar TL’sini indirirler (!!)
“Atatürk aleyhine işlenen suçlar”, Türkçe dışındaki dillerin kullanımıyla ilgili Anayasa maddesi bile (Kürtçe konuşulmasının ve öğretilmesinin önünde hiçbir engel yokken) onları detaylarıyla ilgilendiriyor, “demokrasi adına” diyerek değişiklik istemek üstlerine vazife oluyor ama basın özgürlüğünün siyasi baskıyla yok edilmesi veya Radyo Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) gibi siyasetten bağımsız olması gereken önemli kurumların tamamen iktidara bağımlı hale getirilmesini görmüyorlar. Peki hangi AB ülkesinde, hangi demokratik ülkede basına, medyaya böyle bir baskıya izin verilmiş onu söylesinler.
GÖRMEYEN GÖZLER, DUYMAYAN KULAKLAR
- Son zamanlarda “sivil anayasa” hükümetin dilinden düşmediği ve yine çoğu iktidara yakın gazeteci ve akademisyenlerden oluşmuş bir grup da “sivil ve demokratik bir Anayasa” için girişime/konferanslara başlamışken tabii ki bu konuyu unutmamışlar. (Bu grupta Prof. Dr. Sami Selçuk’tan başka Anayasa hukukunu bilen de yok gibi... Demek ki yazarların görüşü yeterli oluyor.)
Burada da AB Komisyonu’na şu soruyu sormak lazım: “Bugüne kadar üçte birinden fazla maddesi değiştirilmiş olan 82 Anayasası’nda hangi maddelerin sivilleştirilmesi için baskı yapıyorsunuz? Sizin kastettiğiniz de ‘Türk milleti, Türkiye’nin resmî dili’ gibi ‘değiştirilemez’ maddelerin içeriğinin değişmesi midir? Değilse nedir; Seçim Yasası, Partiler Yasası, yargı ve medya bağımsızlığının sağlanması, Berlusconi’ye yapıldığı gibi dokunulmazlıkların kalkması değişiklikleri mi, ne?”... Mutlaka cevaplasınlar bu soruyu! Verdikleri desteği “Hükümetin Anayasa değişikliği için öneride bulunmaması”nı eleştirmeye kadar vardırmışlar ki tam komedi!
- 2008’de bir grup akademisyenin hazırladığı “sivil Anayasa taslağı”nın gündeme alınmamasını da eleştiriyorlar. O taslak da toplumun hiçbir kesimine (hukukçular, sivil toplum kuruluşları dahil) danışılmadan ve tartışılmadan, yukarda belirttiğim konuların hiçbirini içermeden, sadece türban ve Anayasa Mahkemesi üyelerinin çoğunu iktidarın seçmesi üzerine yoğunlaşmıştı hatırlayacaksınız. Bu da kabul edilse yeterliymiş demek ki AB için...
- Medyanın tarafsızlığına ve özgürlüğüne ne kadar önem vermişlerse “yargının tarafsızlığı” da onları ancak o kadar ilgilendirmiş. Neymiş efendim “yargı; üst düzey ordu ve yargı mensuplarının etkisi altında kalıyor, onlar önemli davalarda yargının tarafsızlığını tehlikeye sokacak açıklamalar yapıyor”muş. Yani yargının tarafsızlığı da hükümet baskısından; Hakim ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun tümüyle Adalet Bakanlığı kontrolüne alınmış olmasından, hakim ve savcıların adım adım izlenip dinlenmesinden filan etkilenmiyor, varsa yoksa yüksek mahkemeler ve ordu...
- Ergenekon davasında da sadece desteklenip kutlanacak gelişmeler var; hakkında suç kanıtı olmayan insanların bile aylardır tutuklu olması önemsiz!!
Yani Bülent Arınç yazsaydı ancak bu kadar olabilirdi diyor insan!
AB İlerleme Raporu’nu hükümet mi yazdı?
Haberin Devamı

