80 yaş ve 23 yaş uyumu!

Dün sabah 80 yaşında olduğunu söyleyen bir kadın okurumun telefonuyla uyandım. Sekreterim beni arayan okurlarımı anında bağlar, saat filân dinlemez

Haberin Devamı

Dün sabah 80 yaşında olduğunu söyleyen bir kadın okurumun telefonuyla uyandım. Sekreterim beni arayan okurlarımı anında bağlar, saat filân dinlemez.

Okurum hemen konuya girdi ve duyduğu öfkenin beklemeye tahammülü olmadığını söyleyerek konuşmaya başladı.

"Ben 80 yaşındayım, ne annemde, ne anneannemde böyle şey görmedim. Bizde bu şekilde türban zaten hiçbir zaman olmadı ki" dedi.

"Dinimizi nasıl bir başörtüsüne indirgiyor ve memleketi karıştırıyorlar. Yani ben, 80 yaşında kadın, başörtüsü takmayınca Müslümanlığım gidiyor mu?" diye sordu.

"Bu türbanlı hanımların hepsi 30-35 yaşından sonra ve birilerinin baskısıyla tesettüre girmişler. Ondan önceki Müslümanlıkları sayılmıyor mu acaba?" sorusunu ekledi.

Arkadan "Türban takmayan Arap ülkelerinin lider eşleri Müslümanlıktan çıkmışlar mı?" geldi. Sonra; "İran'da, Afganistan'da gördük, bu iş türbanla bitmiyor. Molla anlayışı hakim oldu mu arkadan kara çarşaf geliyor. Başa mı döneceğiz?" dedi.

Ve sonunda; "Bizim elimizde kalemimiz yok, lütfen siz yazın, bitirsinler artık bu çekişmeyi. Rahat bıraksınlar halkı, sıkıntımız kendimize yeter" dedi.

Onunla konuştuktan sonra gelen postalanma baktım. Aynı konudaki çok sayıda mektup içinde 23 yaşında bir okurumdan geleni dikkatimi çekti. 80 yaşındaki okurumuzla aynı şeyleri söylüyordu Amaç Bükmen. Aralarında "iki kuşak" olan iki vatandaşın şikâyeti aynıydı.

İşte mektup: Ruhat Hanım, dünkü yazınızı ve bugün Haber-türk'teki katılımınızı dinledim. Ayrıca daha önceden türban (simgesel giyim) konusunu da içeren bazı yazılarınızı okudum. Size tamamen katılıyorum. Cumhurbaşkanımızı bu konuda günah keçisi durumuna düşürmeye gayret eden her kesimden insan olduğunu görmek üzücü. Bu konuda basın mensubu olan siz aydın hanımlarımıza ve beylerimize büyük görev düşüyor ve siz görevinizi çok iyi yapıyorsunuz. Az önce TV'de benim düşüncelerimi, benim yerime en ufak bir eksiklik olmadan ifade ettiniz; sağolun!

23 yaşındayım bazen düşünüyorum da Türk milleti bu bağnazlığı aklından asla temizleyemeyecek diye korkuyorum.

Sizi dinleyince ve okuyunca umutlanıyorum. Biz dünyada Türk denilince çarşafı, fesi hatırlatan o imajı yok etmeye çalışırken, liderlerimizin eşleri dünyada türbanlı dolaşıyor, içime sindiremiyorum. Atamızın yüzüne nasıl bakarız? Devriminden 80 yıl sonra başa dönüyoruz nasıl deriz? Kendi liderlerimiz kendi ülkelerinin imajına nasıl bu kadar rahat zarar verebiliyorlar? Yorulmayalım Ruhat Hanım, yanınızdayım. (Ostelik bir erkek olarak). Teşekkürler, Amaç Bükmen.

Sonra Tufan Türenç'in yazısını okudum. Türenç 2007'de muhtemelen Cumhurbaşkanı da "aynı dünya görüşü" ne sahip olacağından artık türban krizinin yaşanmayacağını söylüyordu.

Acaba dedim, acaba aynı dünya görüşü, laik, demokratik bir cumhuriyetin Anayasasını, kurallarını hiçe sayma hakkını kendinde görebilir mi? Bakalım, hep birlikte öğreneceğiz.

Nedir bu polis eziyeti?
Bazı bölgelerde Nato karşıt eylem yapanlar işi ileri götürdüler, doğru. Onları tazyikli su ile, göz yaşartıcı bombalarla püskürtmek, yakalayıp hesap sormak gerekliydi, bu da doğru. Ama... Ama bu yapılmalı diye, hiç bir zarar vermeyen, sadece oturma eylemi veya Greenpeace gibi ilginç gösteriler yapan insanlara şiddet uygulamak polisin hakkı değildir.

Polis kin ve nefret duygulan içinde. Polis durmayı bilmiyor. Ve birilerinin onlara derhal öğretmesi lazım. Müdürleri TV görüntülerini tekrar izlemek ve görevlerini yapmak zorunda.

Göstericileri izlerken, bu görüntülerin Irak'ta militanlar tarafından öldürülmek üzere tutulan 3 Türk'ün kurtulmasını sağlayabileceği aklıma gelmişti. Ve oldu.

Bu nedenle etrafa zarar vermeyen göstericilere saldıran polise daha çok kızdım. Bu memlekette işini düzgün yapan kimse göremeyecek miyiz biz?

DİĞER YENİ YAZILAR