‘74 milyon’a kimler dahil?

Haberin Devamı

Başbakan Erdoğan hükümet programını okurken yaptığı konuşmada şunları da söylemiş:

“Bir kez daha hatırlatmak isterim, Nasıl ki bu Meclis 74 milyonun Meclis’i ise (parantez içi bana ait; aman Tanrım, gerçekten tavşanlar gibi artıyor nüfus, en son 73 denmişti, ne çabuk 74 olduk), AK Parti hükümeti de 74 milyonun hükümetidir. 81 ilin 78’inden milletvekili çıkarmış bir parti olarak milletimizi topyekun kucaklayacak, ayırımcılıktan büyük bir hassasiyetle kaçınacak, tek bir kişi dahi olsa her vatandaşımızın diline, inançlarına, kültürüne, değerlerine, tüm farklılıklarına saygı göstermeye devam edeceğiz”.

Bu ve benzeri konuşmalar daha önce de yapılmış ama arkasından gelen uygulamalar o konuşmaları unutturmuştu. İnşallah bu kez ne unutulur, ne de unutturulur. Örneğin; 74 milyonun hükümeti, hemen her ilden milletvekili çıkarmanın güveniyle, medyanın üzerinde Demokles’in Kılıcı gibi sallanan ağır siyasi baskıyı artık kaldıracak mı?

‘MEDYA ELEŞTİRR’ DİYECEK Mİ?

-Demokrasi “bir hükümetin her yaptığına kayıtsız şartsız hak verilmesi ve pohpohlanması” demek değildir, özgür ülkelerde medya gerektiğinde hükümetlerin uygulamalarını, yanlış varsa açıklamalarını elbette “bugüne kadar diğer hükümetlere, diğer partilere, kurumlara da yapıldığı gibi” eleştirir, gazete, TV ve kitaplarda bu eleştiriler yer alabilir ve bizim hükümetimiz de medyanın tümüne ayrım yapmadan aynı saygıyı gösterecektir, hiçbir yazarın, televizyoncunun işine engel olmayacağız, medya patronlarına bir daha baskı yapmayacak, çağrıda bulunmayacağız diyecek mi?

SEMT AYIRAN İŞGÜZARLAR

-Mesela RTÜK Başkanı veya bir başkası çıkıp “şu semt bu milletin değerlerini temsil ediyor, bu semt etmiyor” benzeri anlamsız konuşmalar yaptığında “Durun bakalım, bir ilin semtlerini böyle yanlış şekilde ayıramazsınız, onların hepsinde bu ülkenin vatandaşları yaşıyor” diyerek bu işgüzarlıkları önleyecek mi?

KADIN VE ÇOCUK KIYIMI

-Artık toplu kıyıma dönüşen “kadın ve çocuklara yapılan cinsel saldırılar, cinayetler, aile içi tecavüz” konuları ve olayları karşısında bugüne kadar süregelen kayıtsız siyasi duruşu, büyük sessizliği bozacak ve başta Kadın ve Aile Bakanlığı (ben bu ismi tercih edeceğim) olmak üzere tüm birimleriyle olayların üstüne gidip çözüm arayacak, suçlulara en ağır cezaların getirilmesini sağlayacak mı? Yoksa bu cinsiyet ve çocuk ayrımcılığı sürecek, gözler ve kulaklar olaylara kapatılacak, sorunlar “kadın örgütleri, kadın hukukçular ve kadın gazetecilerin sorunu” olarak kalacak, çocuk ve kadın tecavüzcülerinin, katillerinin serbest bırakılmasına göz yumulacak ve yıllar geçse de aynı vahşet olayları devam mı edecek?

Bunlar ilk aklıma gelenler, acaba bu konuşma gerçeğe dönüşecek mi, siz ne dersiniz?

*****


Medeni ülkede bunlar olmaz!

18 yaşından başlayarak yıllarca yurt dışında yaşadım, bizde 1 ayda çıkan vahşet, ihmal, ölüm haberlerini o yıllar boyunca duymadım. Örneğin; sevgilisinin üç yaşındaki bebeğini döven, ısıran bir vahşinin, küçücük çocuğa tecavüz eden 25 ve hatta 60 ahlaksız sapığın olabileceği aklıma bile gelmezdi. Batı ülkelerinde milyonda bir rastlanacak her olay burada adeta “günlük yaşamın parçası” kadar sık görülüyor, ne dehşet ve ne utanç verici değil mi?

İNSAN DEĞİL, YARATIK!

Dikkatimi çeken son iki haber; Konya’nın Selçuklu ilçesinde bir kadın, altını ıslatan 9 yaşındaki üvey çocuğunun cinsel organını ateşe vermiş, yüzü ve vücudunun birçok yerini de yakmış, her iki bacağını kırmış, başını yarıp iplikle kendisi dikmiş.. Allah’ın cezası yaratık. Oysa zavallı çocuk çok daha küçükken annesi kanserden ölmüş, baba bu canavarla evlenmiş, muhakkak ki çocuğun şuur altında psikolojik sorun var, tedavi gerekli. Yapabilsem o kalpsiz kadına en az 20 yıl hapis verir, babayı da cezalandırır, çocuğu derhal devlet korumasına alırdım.. Medeni ülkede yapılan da budur, ondan duymazsınız sık sık.

İkincisi; Antalya’da 13 yaşında çocuk plajda duşa girmiş, sudaki elektrik akımına kapılarak ölmüş. Bu plajın sahibi de anında girer içeriye.. Plaj da uzun süre kapatılır. Ondan duymazsınız benzer olayları medeni ülkelerde.. Peki kardeşim biz ne zaman “medeni” olacağız, seçilen anlı şanlı bakanlar, vekiller ne zaman laflamayı bırakıp bu konulara ciddi şekilde eğilecekler, başta “Kadın ve Aile Bakanı” olmak üzere ne zaman ağızlarından bir tepki duyacağız,işte tüm merakım bu benim!

Yalnızca “bakanlar”dan bıktık artık, bu olayları “görenler”e ihtiyacımız var!

*****


Barınakları kapatamazsınız, izliyoruz!

Şimdi çocukların, insanların bu barbarlıklarla karşılaştığı ülkede zavallı hayvancıkların karşılaştığı vahşetten söz etmek ve bunun da önlenmesini istemek kolay mıdır? Kolayca diyebilir misiniz “Bu topraklarda hayvanlar da yaşıyor, onları da medenice koruyalım, kontrole alalım”? Kolay değil, ama diyeceğim, hem de bıkmadan, usanmadan.

Muğla-Milas’taki geçici hayvan barınağında köpeklerin içler acısı halini gösteren haberden söz etmiştim. Belediye Başkanı “açlıktan bir deri bir kemik kalmış köpeklerin ölmüş hayvanları yediği” haberleri medyada yer alınca kızmış, barınağı ziyarete kapatmış ve tüm çalışanlar hakkında soruşturma başlatmış. “Milas’ta köpek sayısında artış olduğunu, Bodrum’un köpeklerinin bile buraya bırakıldığını” söylemiş ki olabilir. “Burada hayvanların açlığa terk edilmesi mümkün değil” demiş ki o da olabilir.

KAÇMAYIN, ÇÖZÜN

Ama arkasından “Sonunda düzelme yoluna gidilmezse barınağın kapatılacağını” söylemesi olamaz, olmamalı. İstanbul’da, Şişli’de nasıl 40-50 dönümlük arazilere “hayvan ormanları ve ısıtmalı barınaklar” açılması planlanıyorsa Muğla’da da planlanabilir. Samsun’da, Adana’da, Muş’ta da... Hayvansever gönüllülerin ve belediyenin kontrolünde toplanır, kısırlaştırılırlar. Şişli Belediyesi’nin yapacağı gibi otellerle anlaşılarak artan yemekler tazeyken ulaştırılır, hayvancıklar açlıktan ölmez, ölüleri yemez.

Birkaç yıl içinde de sayıları giderek azalır, kontrolleri daha da kolaylaşır. “Kediler için” de aynı şey geçerli. Sadece bir kez “yeni doğmuş ve ortada kalmış, enjektörle bile süt içemeyen bebek kedileri ya da onları doyurmak için çöplük karıştıran anneleri, oteller-yazlık siteler kışın boşalınca yağmur çamur içinde ve aç ortada kalan hayvanları” yakından izleseniz bu kontrolün artık sağlanmasının önemini anlardınız.

Yarın İstanbul’un göbeğinde “canlı canlı çöp konteynırına atılan kediler”i yazacağım, bu vahşetin de son bulması gerekmiyor mu artık!

DİĞER YENİ YAZILAR