Perşembe akşamı Mehmet Ali Birand’ın 32. Gün’ün de AKP, CHP milletvekilleri ile içinde benim de bulunduğum gazeteciler cumhurbaşkanlığı seçimini tartıştık.
Asıl konu “Tayyip Erdoğan cumhurbaşkanı olmalı mı, olmamalı mı” idi ama ağırlıklı olarak “Neden şimdi; AKP Hükümeti ve Erdoğan döneminde bu seçim bu kadar önem kazandı, uzlaşma ile seçilmeyen bir cumhurbaşkanı olabilir mi” sorularına cevap arandı.
Televizyon programlarında tartışmalar çok daha sakin ve konuşulanların doğru dürüst anlaşıldığı bir ortamda yapılmalı, bunu düşünüyor, yazılarımda zaman zaman dile getiriyorum. Ama maalesef diğer konuşmacılar sürelerini gözetmeden konuşmalarını aralıksız sürdürüp siz her söze başladığınızda da susturmak üzere tekrar konuşmaya dalınca ister istemez sesinizi yükseltmek ve devam etmek zorunda kalabiliyorsunuz zira bunu yapmadığınızda kesik ve kopuk cümleler yanlış anlaşılıyor. Yaptığınızda ise sükûnetten eser kalmıyor ve o gerginliği hissediyorsunuz. Bununla birlikte konuşmalarımı her şeye rağmen saygı üslubu içinde sürdürmeye dikkat ediyorum.
İzleyenler dün sabahtan başlayarak bütün gün “Zorluğuna rağmen anlatılması gerekenleri çok iyi ifade ettiğimi bildirmek ve teşekkür etmek için” sık sık telefonla aradılar. Çok sayıda mail geldi. Mektuplar arasında tabii, her zaman olduğu gibi teşekkür edenler kadar bana kızanlar da vardı.
Elbette olacak, tepki tek taraflı olursa bir anlamı yoktur zaten. Demek ki her görüşte olanlar bir şeyler anlamışlar.
Mektuplardan bir ikisine kısaca değinmek istiyorum.
“Fatih Sultan Mehmet’in izinde olduklarını” söyleyen ve “Tayyip seni seviyoruz” diyen bir okur (ismini vermemiş, neden acaba) bana CHP veya işçi partisi saflarına katılmamı önerdikten sonra “hangi Mason, Rotary, Lions kulüplerine üye olduğumu” soruyor. Bir kere programı dikkatle izlememiş, izleseydi CHP Milletvekili ve Genel Başkan Yardımcısı Mustafa Özyürek de AKP Milletvekili Burhan Kuzu gibi “cumhurbaşkanını halkın seçmesi” konusunu tartışmak istemediğinde ona da ‘İşte durum bu. CHP de halka gitmek istemiyor. Neden korkuyorsunuz’ diye ısrarla sorduğumu görürdü.
Bir gecede istediği kanunu çıkaran Meclis, önünde 6 ay varken istese bal gibi bu kararı alır ve sonunda siyasi ve ekonomik istikrarı etkileyecek olan tartışmaları bitirir, ama yapmıyorlar. Yapmamayı AKP ve CHP’nin aynı derecede tercih etmesi enteresan ve tartışılacak bir konudur.
Mason, fason, Lions, Rotary konusuna gelince... Efendim “yazarınızın” hiçbir partiyle yakınlığı olmadığı gibi, hiçbir kulüple de yoktur. Bunların hiçbiriyle ne geçmişte ne de bugün hiçbir üyelik söz konusu olmamıştır. Yazarınız “Oldu” diyenin alnını karışlayabilir.
Uğur isimli okurumuz ise:
“Sanki imamdan vali, öğretmen yeni oluyormuş gibi. Bugün bazı özel okullarda türbanlı ders işlenmiyor mu? İdarecileri özellikle imamhatip ve ilahiyat mezunu değil mi? Her gün önünden geçtiğim bir okul var Denizli’de. Özel Vildan Koleji, önünden bir geçsinler bir de içeri girsinler anlanlar. ‘Alışırmıyız’ değil, alıştık zaten. Görevi bunları görmek olanlar dahi görmüyor” diyor.
Yarın devam edeceğim.
Her Açıdan 12’de
Program saatinin anons edildiği saatten bir başkasına alınması zor bir durum. İzleyici programın baş kısmını kaçırabiliyor. Hazırlayıp sunduğum ve 20 Kasım Pazar günü “Papa 16. Benedict’in Kur’an’la ilgili açıklamalarını, Türkiye’ye gelişini, Başbakan’ın bu ziyaret sırasında Türkiye’de bulunmamasını ve bu ziyarete gelen tepkilerin Türkiye’nin AB sürecini etkileyip etkilemeyeceğini” tartışacağımız Her Açıdan saat 12.30’dan 12.00’ye alınmış.
Aytunç Altındal, Mehmet Barlas, Nazlı Ilıcak ve Yaşar Nuri Öztürk’ün birinci bölümde, tiyatro sanatçısı Peker Açıkalın’ın ikinci bölümde konuşmacı olduğunu da merak eden izleyicilere bildirmek istiyorum.

