Genç... Güzel... Hali vakti yerinde... İyi bir eğitim almış, yeni mezun ve çalışan bir avukat... Arkasında başarılı bir anne baba, iyi bir aile var, altında da arabası... İpek Ertürk Boğaz Köprüsü’nde arabasını durdurup atlıyor ve bıraktığı notta da:
“Yavaş yavaş delirdim, kimse farketmedi” yazıyor.
Pırıl pırıl bir genç kızın bu hazin sonuna, bu duygularına hayret etmeyen var mı aranızda?
“Acaba bir gencin isteyebileceği her şeye sahip bir kız ölümü hangi nedenle düşünmüş olabilir” sorusu aklından geçmeyen?
Bence bu haberi okuyup, izleyip de bu soruları merak etmeyen çıkmamıştır. Aileyi ve İpek Ertürk’ü tanıyan bir İzmir’li arkadaşımla konuştum, o daha da büyük bir hayret içinde “Acaba ne olabilir” sorusunu tekrarlayıp duruyordu.
REYTİNG BEKLENTİSİ
Gençlerin yardıma ihtiyacı olduğuna inanıyorum ben... Belki taşrada yaşayanlar duygusal fırtınaları büyük şehirlerde yaşayanlar kadar hissetmiyorlar. Metropollerde özellikle gençler ailelerin kendilerinden “aşırı beklentiler”i, diğer gençlerle aralarında her konudaki rekabetin hızı; adeta her gençten bir özel “reyting” beklentisi, televizyonun kolay yoldan şöhret yaratması, ilginin çalışarak bir meslekte yükselenlere değil en ucuz sansasyonlarla kısa yoldan köşe dönenlere yönelmesi ve değerlerin tümüyle yok olması gibi nedenlerle bir mutsuzluk girdabına kolayca sürüklenebiliyorlar.
Onlar da ünlü olmak istiyorlar.
Onlar da dirsek çürütüp tırnaklarıyla kazıyarak isimsiz bir işte yükselmeye çalışmak yerine “kolayca” tanınmak ve bol para kazanmak istiyorlar.
Kusursuzluk beklentisi, yaşıtları arasındaki hızlı rekabet ve tatminsizlik duygusu onları ruhen yıpratıyor.
Bunun üzerine bir de “aşk”ın tarihe karışmasını ve onun yerini çıkar ilişkilerinin, biri bitip biri başlayan günlük ilişkilerin alması, insanların birbirlerinin duygularını hiçe sayar hale gelmesi gençlerin tümüyle “duygusal bir boşluğa” yuvarlanmasına neden oluyor.
Hayat o kadar hızlı akıyor ki herkes ancak kendi işlerinin peşinde koşup onlara zaman ayırabiliyor. Durum böyle olunca aileler gençlerden beklentilerinin yanında bir de onların duygusal durumuyla yeterince yakından ilgilenemiyorlar.
ZİNCİRİN SON HALKASI
Ve işte bu da zincirin son halkası oluyor. Anne babaların “en önemli işi” maddi kazançtan da önce çocuklarını çok yakından izlemek olmalı.
“Yavaş yavaş deliren” gençlerin neden bu hale geldiği, psikolojik desteğe (gerekiyorsa uzman desteğine) ihtiyacı olup olmadığı ancak böyle farkedilebilir. Psikolog değilim ama onların da aynı noktalara dikkat çekeceğini tahmin edebiliyorum.
Bence insanları 24 saat boş konularla oyalayan, “magazin” diye halka çoğu kez bir baltaya sap olamayıp giyimle kuşamla, skandallarla dikkat çekmeye çalışan insanları sunan, kolay şöhret örnekleri yaratan TV’lerin bu sonuçla yakından ilişkisi var.
Dünyanın en yaygın iletişim aracı bizde şakır şakır göbek atılan, elini sallasan sanatçı (!)ya çarpacağın bir aptal kutusu olarak kullanılıyor.
Aslında ‘Yazık oluyor, doğru örnekler sunalım gençlere’ diyeceğim ama... Reyting varken kim dinler ki?
(Hiç değilse Boğaz Köprüsü’nden intiharları önleyecek bir “engel” düşünsünler, yeter artık yahu!)
24 yaşında intihar... Neden?
Genç... Güzel... Hali vakti yerinde... İyi bir eğitim almış, yeni mezun ve çalışan bir avukat...
Haberin Devamı

