22 Temmuz’un arkasında mı?

Haberin Devamı

Anayasa Mahkemesi AKP’nin kapatılması için açılan davayı (4 oy farkla) oy çoğunluğuyla kabul etti.
Bundan sonra iddianame ön savunmasını yapması için AKP’ye gönderilecekmiş. Burada önemli olan; Genel Başkanları Tayyip Erdoğan başta olmak üzere AKP’nin iddiaları en iyi şekilde cevaplamaya çalışmasıdır ve deneyimli siyasetçiler ilk günden beri bunu söylüyorlar.
Ama öte yanda Erdoğan’ı devamlı olarak hataya sürükleyen, kutuplaşmayı arttırıp düşmanlık boyutuna getirerek, “Mahkeme’ye savunma bile yapmamasını” önererek soruna çözüm bulunacağını zanneden bir koro var.
Öyle karmakarışık şeyler yazıyor, gerçek tabloyu öyle “olduğundan farklı” şekillere sokuyorlar ki toz dumana, sap samana karışıyor.
Bir yanda “ulusalcı”dan çeteci ve darbeci”ye, “kapatmacı”dan “laik elit”e bin türlü etiket yapıştıranlar, diğer yanda bu etiketlilerin de “anti-laik”, “türbancı”, “şeriatçı”, “cemaatçi, tarikatçı”, “dinci” etiketi yapıştırdıkları...
Ve bu arada Başbakan Erdoğan “seçim gecesi, 22 Temmuz’da yaptığı konuşmanın arkasında olduğunu, 70 milyonun iktidarı olduklarını ve türbanı 5 yıldır gündeme getirmediklerini” söylüyor.
Bu sözleri de kendisine gaz verenlerin aynen ülke tablosunda, bugüne kadarki gelişmelerin anlatımında yaptıkları gibi gerçeği yansıtmıyor. Hiç değilse yalnız kaldığında olayları tarafsız gözle incelese Tayyip Erdoğan da bunu kesinlikle görecektir.

NELER OLDU NELER...

70 milyonun hükümeti veya başbakanı olamadılar. Tam aksine sadece kendi yandaşlarını kayırıp her alanda ve ülkenin her köşesinde hiçbir dönemde görülmemiş bir kadrolaşmaya gittiler.
Söylemleri ve eylemleriyle toplumu sürekli kutuplaştırarak huzursuzluğu had safhaya çıkardılar. İnsanların en demokratik hakları olan mitinglerle doğal tepkilerini göstermesiyle bile “bindirilmiş kıtalar” benzeri sözlerle alay ettiler.
İşsizlik, yoksulluk tavan yaparken onlar 6 yıl boyunca ve özellikle 22 Temmuz’dan sonra (%47’nin verdiği cesaretle) tek konu olarak “türban”dan söz ettiler.
Türkiye’de şimdiye kadar hiçbir devlet işi uzun yıllar boyunca onların “din ve türban”la ettiği kadar gündemi meşgul etmedi.
Buna inanmıyorsa Başbakan hemen televizyon arşivlerine girsin ve “haberler” ile “haber programları” konularını incelesin. Kendisinin ve AKP’nin önde gelen isimlerinin 6 yıl boyunca yaptığı konuşmaları ve yüzde 90’ında türbanın konuşulduğunu, kutuplaşmanın kasıtlı olarak arttırıldığını orada bulacaktır.
Onu yapmıyorsa Çanakkale Savaşı’nın bile neredeyse AKP’nin propaganda aracı haline dönüştürüldüğüne, neredeyse başı açık veya laik olanların bu savaşla ilgisi yokmuş noktasına gelindiğine, Çanakkale’deki karaçarşaflı, sarıklı, cüppeli gruplarla İstiklal Marşı okuyan üniversiteli kutuplaşmalarına baksın.
Ajansların, Anayasa Mahkeme’sinin davayı kabul etmesi haberini dünyaya yine İran’dan, Suudi Arabistan’dan asla ayırt edilemeyecek “kara türbanlı kızlar” görüntüsüyle geçmiş olduklarını görsün.
Sonra düşünsün; 6 yıl önceki Türkiye bu muydu?
Özeleştiriden kaçmaları ve hep saldırı yoluyla sorunun çözüleceğini düşünmeleri benzer hataları sürdürmelerine, haklarında yeni suçlamalar yapılmasına neden olacaktır.
Türkiye’yi yönetmeye talip olanların “ülkenin laik-demokratik rejiminin korunması konusunda dikkat etmesi” gerektiğini düşünen herkese ulusalcı, çeteci, darbeci vs. etiketi yapıştıranlara aldanmasınlar.
Bu ülkede olanca iyi niyetiyle “gidişten endişe duyan, kendisinin ve çocuklarının geleceğini karanlık gören” milyonlarca etiketsiz insan var.
Ancak bu endişeyi yaratmayan veya ortadan kaldırma konusunda adım atanlar “70 milyonun başbakanı ve hükümeti” olabilirler.
Bakın, bugüne kadar onlara tam destek veren MHP bile “Ülkenin getirildiği noktanın sorumlusu AKP’dir” diyor.
Desteği neden çektiler acaba?

***


Temiz Eller operasyonu!

Bir okurumuz Çetin Er “yorumlar”da şöyle yazmış:
“Başbakan Ergenekon operasyonunu İtalya’daki ‘Temiz Eller’ operasyonuna benzetmişti. Dün hükümet yanlısı bir kanalda Temiz Eller operasyonunun savcısı vardı. Adam açık ve net bir şekilde şunu söyledi:
‘Biz işe ilk olarak siyasilerin dokunulmazlıklarını kaldırarak başladık. Bunu yapmasak hiçbir şansımız olmazdı!’ Hadi bakalım başbakan, kaldır dokunulmazlıkları da görelim.”
Hemen ‘yanlış anlamaya hazır’ olanları düşünerek ekleyeyim; Ergenekon, Ayışığı şu, bu, isimlerini bile bilmediğim tüm çetelerin, (hükümetlerin içine sızıp, arkasına geçip yoksulun, yetimin hakkına el atan, torpille ihaleler alıp trilyonlar kazananlar da unutulmadan) yakalanıp bu memleketin tertemiz hale getirilmesini ve hatta pislik, melanet düşünen beyinlerin de tertemiz edilmesini sabırsızlıkla bekliyorum.
Bu yapılırken Çetin Er’in dikkat ettiği, (bizim de daha önce birkaç kez yazdığımız) ‘Temiz Eller savcısı’nın “Önce dokunulmazlık” sözleri de unutulmamalı.
- Dokunulmazlıklar kasten unutuluyor.
- Birçok radikal değişiklik bir kalemde yapılırken ve çok da kolayken Yüksek Hakim ve Savcılar Kurulu’nu Adalet Bakanlığı’na “bağımlılık”tan kurtarmak kasten unutuluyor. Hakim ve savcıların denetlemesini Adalet Bakanlığı müfettişleri, Kurul Başkanlığı’nı da Adalet Bakanlığı’nın yaptığı bir yargının “bağımsız yargı” olmadığı gerçeğinin üstü kasten örtülüyor.
- Liderlerin çıkarına dayandığı, imparator olmalarını sağladığı için Siyasi Partiler Kanunu kasten değiştirilmiyor. Böylece siyasetin dürüst, temiz, demokratik olması kasten önleniyor.
Bunların hepsi çetelerin temizlenmesi kadar önemlidir.
Okurumuzun dediği gibi; Hadi bakalım yapın bu değişiklikleri de temizliğe inanalım!

DİĞER YENİ YAZILAR