2011 seçiminin kilit noktası!

Haberin Devamı

Bu konuyu dün de yazmıştım, devam ediyorum. Cumhurbaşkanı Gül’ün eşi Hayrünnisa Hanım İngiltere’de Türk öğrencilerin sorularına “ilkokulda başörtüsü olmaz, o yaşta bir çocuk kendi isteğiyle başını örtmez” cevabını verdi. Hemen arkasından Cumhurbaşkanı Gül “eşini destekleyen” bir açıklama yaptı. Bu konu haklı olarak Başbakan Erdoğan’a soruldu çünkü CHP’nin “üniversitede türban sorununu birlikte çözelim ama bize onunla birlikte “ilk ve orta öğretim ile devlet dairelerini” de gündeme getirmeyeceğinizin sözünü verin” teklifine “tamam bu iş bitmiştir, anlaşamadık” diyen kendiydi, bu sözden sonra da “cumhura hiçbir yer yasaklanamaz” dediği bir konuşma yapmıştı. Başbakan Erdoğan’ın Gül ile eşi tarafından yapılan “ilkokulda türban olmaz” açıklamalarına kızacağı sır değildir ama o seçim öncesi çekişme çıkarmanın zararlarını bildiği ve nasılsa kendi isteğini eninde sonunda, her yönteme başvurarak kabul ettireceğine de emin olduğu için tartışmaya girmeden net sonucu söyledi; “Yeni anayasa çıkınca tartışma kalmayacak. Milletvekili seçimi sonrasını önemsiyorum”... Tam bu noktada bu sözlerin ne anlama geldiğini anlamak için müneccim olmak gerekmiyor sanırım... Neden gerekmiyor haydi onu da anlatayım.

GEÇMİŞ OLSUN!

Başbakan, yeni anayasada tüm alanlarda türbanın serbest bırakılacağını anlatmıyor olsaydı “Ben de Sayın Cumhurbaşkanı ve eşiyle aynı fikirdeyim, ilköğretimde olmaz, yıllardır üniversitede türban konuşuluyor, çözülecek mesele budur” der ve tartışmayı kapatırdı. Ama zaten bunu söyleyecek olsaydı daha önce CHP’ye söylerdi ve uzlaşma içinde bir çözüm aranmasını sağlardı değil mi? Burada ‘hiç anlamamaya yeminli olanların bile anlaması gereken’ budur, aynen yıllardır “Kürt sorunu, kültürel haklar, demokratik çözüm” ve benzeri tanımlar altında gizlenen asıl isteklerin “Güneydoğu’da özerk Kürdistan, Öcalan dahil genel af ve yeni anayasada yapılacak diğer değişiklikler” olması gibi “üniversitede türban” tartışması da bir başlangıçtı sadece... Arkadan “ilköğretim dahil bütün alanlar”ın geleceği daha önce (yine tek başlarına 6 anayasa hukukçusuna hazırlattıkları değişiklikler sırasında) AKP’li siyasetçiler tarafından söylenmişti, bugün artık Başbakan söylemektedir. Bunu rahatlıkla söylüyor çünkü “12 Eylül’le hesaplaşacağız, darbelerle hesaplaşacağız” diyerek, beklenti yaratarak MHP’den bile oy koparıldığı referandumda görüldü. Sonradan hesaplaşma filan olmadığı, olmayacağı da görüldü, ne 12 Eylül darbesi ne de 27 Nisan muhtırası ağızlara bile alınmadı ama geçmiş olsun, bu niyetle oy verenler bir aspirinle bir bardak su içecekler artık... Ve aynı yöntemin bugünden itibaren “yeni anayasada ‘her alanda türban’ ile Güneydoğu” konusunda kullanıldığını, beklenti yaratarak oy almanın inceliklerini, “Sivas’tan öteye gidemiyorlar” diye seçmen kışkırtarak ( özerk Kürdistan beklentisi başka faktörleri de devreye sokar mı dersiniz) diğer partilerin Güneydoğu illerine girmesinin önlenmesini bir kez daha izleyecekler. “Bize söz verdiniz, hani 12 Eylül’le hesaplaşma” sorusunu bile soramayan seçmen de aynı olayları tekrar tekrar yaşamaya müstehaktır o başka mesele.

PKK BİLİYOR, MİLLETE YASAK

Önemli sorular var ortada, bunlardan biri; Başbakan’ın “Seçim sonrasını önemsiyorum, yeni anayasa çıkınca tartışmaya yer kalmayacak” sözüyle ilgili. Türkiye eğer iddia edildiği gibi “hala bir demokrasi” ise (bence medyası, yargısı, üniversiteleri, sivil toplumu baskı altında susturulmuş bir ülke olarak değil. İddiadan söz ediyorum), çok önemli değişikliklerin yapılacağı bu sözlerle de anlaşılan yeni anayasayı milli iradenin, oy verecek seçmenin de önemseme hakkı yok mudur? Bu hak sadece Başbakan’a özgü değilse, kendisinin bildiği anlaşılan yeni anayasa neden “seçim öncesinde” halktan sır gibi saklanmaktadır? Henüz belli değilse o nasıl bu kadar emin şekilde biliyor, belliyse halktan niye gizleniyor? AKP’nin kendi tabanının da örneğin “Güneydoğu ve PKK” ile ilgili neler yapılacağını seçimden önce duyması neden yasak? “Bitmedi” de diyemezler çünkü Başbakan’ın konuların birini bildiği zaten kendi sözleriyle ortada, diğerini ise PKK’nın da bildiği bir iki hafta öncesine kadar tehdit yağdırırken birdenbire “devletle önemli bir görüşme yaptık ve eylemsizlik kararını seçim sonrasına uzattık” diyerek yaptığı ani karar değişikliğinden anlaşıldı. O zaman bu ‘terör örgütü ile liderinin anayasada kendilerine verilecek şeyleri milletten önce öğrenmesini” millete nasıl açıklayacaklar acaba? Hani “milli irade her şeyin üstünde” ydi, terör örgütünün bildiğini bilmesine izin verilmeyen milli iradeyi bu parlak sözlere nasıl inandıracaksınız? (Bu durumda “PKK ile aynı çizgide” iddiası da kime yapışır acaba?)

Sonuç; 2011 seçimlerinin anahtar stratejisi “anayasanın gizlenmesi” olacak; bir yandan “benim cumhuruma hiçbir alan yasaklanamaz” sözleriyle cumhurun ruhu okşanıp “seçim sonrasında ilkokulda ve her yerde türban” beklentisi yaratılacak, diğer tarafta teröristleri sandık başında bekleterek seçimin kontrolünü elinde tutan PKK da yeni anayasa beklentisiyle bu işi keyifle yapacak. Nasılsa artık Türk tipi demokrasi de istendiği zaman TBMM’nin diğer partileri buzdolabına kaldırılabiliyor, seçim sonrasının ne önemi var? Sonunda ‘Cumhurbaşkanı Gül ile eşinin düşüncelerinin ne önemi var’ noktasına da geleceğiz tabii, izlemeye devam edin.

DİĞER YENİ YAZILAR