Yine geldi işte 31 Aralık... Yılın son gününde huzursuz etmek istemem sizi ama düşünüyorum da her doğum gününe ve her yeni yıla heyecanla, umutlarla hazırlanıyor, telaş içinde koşturuyoruz ve lâkin o arada yılların nasıl uçup gittiğini pek akla getirmiyoruz.
Bir tane daha, bir tane daha geçerken bir bakıyorsun okul bitmiş, işe girilmiş, evlenilmiş, çocuklar olmuş, çocuklar büyümüş ve... Ve sen de büyümektesin(!)
Hayır, hayır sen hiç büyümüyorsun. Ben, sen, o büyümüyoruz. Kimse kendisinin de değiştiğini, zamanın dişlilerine kendisinin de takıldığını ve hızla dönmekte olduğunu farketmiyor. Herkesin gözü başkalarında...
Değişen, kilo alan, saçı dökülen, saçına beyazlar düşen, kırışan hep başkaları... Oysa o başkaları da farkında değil gibi kendine olup bitenlerin... Onlar da kendilerini "başkaları" olarak görenlere aynı gözle bakmaktalar...
Bazdan yeni aşklar, genç aşıklarla, bazılan yeni arabalar, yeni işler, yeni plânlarla yenilenmeye çalışıyor... Ya da zamanı yenebileceğini sanıyor.
Bazdan büyük şöhretler, büyük paralar ve bol pohpohlanmalarla...
Hırslarla, yanşlarla geçirirken yıllarını bazıları, hayati olanca doğallığıyla, tevazuyla yaşamayı unuttuğunu farketmiyor.
Tepeden bakıyor herkese; O daha genç... O daha zengin... O daha başarılı... O kimselere benzemiyor... Ama sonuçta komik değil mi bunların hepsi; en genç, en zengin, en başarılılar için de geçmiyor mu zaman?
Her şeyi yenenler bile bir tek zamanı ve yazgıyı yenemiyor. O halde "daha"lan, "en"leri bu kadar büyütmek, yarışı bu kadar ciddiye almak neye yarıyor?
Güzel geçirmek lâzım yılları... Sakin, huzurlu ve mutlu. Her günü tek tek ve mümkün olduğunca az stresle yaşayarak. Her anın tadına vararak. Kolay değil Türkiye'de; koşturmaca, mücadele, sorunlar bitmek bilmiyor ama, yine de... İyi düşünecek olursanız en kötü şartlar alfanda bile mutlu olmak için en az bir nedeniniz bulunduğunu görürsünüz. Göbek adım Polyanna değd, ben de bu söylediklerimin hepsini uygulayabiliyor değilim ama bunu m öğrendim hayattan...
Benim hiç değişmediğimi de... Ama bakıyorum da siz değişiyorsunuz(l).. Yoksa bana mı öyle geliyor?
Sevgili okurlarım, hepinize keyifli, huzurlu bir yılbaşı gecesi ve çok mutlu bir 2006 diliyorum.
Sizi seviyorum.
İki güzel haber!
2005 oldukça zor bir yıldı benim için, en çok etkilendiğim şey ise annemin bir beyin damarının tıkanması sonucunda geçirdiği felç olayıydı. Bu nedenle aylarca yoğun bakımda kaldı ve ben büyük bir üzüntü yaşadım. Zor günlerimde bana gösterdiğiniz ilgiye, bugün bile hâlâ Fransa'lardan, Kanada'lardan annemin sağlığını soran okurlarıma minnettarım. Artık söyleyebilirim ki felç hali geçmese bile tehlikeyi atlattı. Bilinci yerine geldi, konuşabiliyor, gülebiliyor, TV seyredebiliyor.
2005'in son ayında beni sevindiren mutlu haberlerden biri bu... Diğeri ise tümü kadınlardan oluşan Türkiye'deki ilk Lions Klübü olan İstanbul Tepebaşı Lions Başkanı Banu Polat'tan 12 Aralık'ta aldığım mektup.
Şöyle diyor;
"Sayın Mengi,
İnsanlığa hizmet çalışmaları ile dolu geçmişe sahip klübümüz, 05.12.2005 Pazartesi günü Yönetim Kurulu'muzun aldığı karar ile ülkemize, toplumumuza, Türk medyasına yaptığınız ve takdir ettiğimiz başarılı, örnek çalışmalarınızdan ötürü, Lions'un bünyesindeki en üst ödül olan; kurucumuz Melvin Jones Dostluk Plaketi'ni 29 Mart 2006 günü size takdim etmekten onur duyacağız."
Medyada benimle birlikte Uğur Dündar'a verilecek olan Melvin Jones'u alanlar arasında Hilary Clinton ve Turgut Özal da var.
2005 son ayında, zor geçen bir yılı unutturacak jestler yaparak kendini affettirdi bana. Umanm "6"lı olanı daha kolay ve güzel geçer.
Dilerim sizin için de!
2005'e veda ederken...
Yine geldi işte 31 Aralık... Yılın son gününde huzursuz etmek istemem sizi ama düşünüyorum da her doğum gününe ve her yeni yıla heyecanla, umutlarla hazırlanıyor, telaş içinde koşturuyoruz ve lâkin o arada yılların nasıl uçup gittiğini pek akla getirmiyoruz
Haberin Devamı

