Avrupa ülkeleri ve ABD 2003 yılının getireceği korkuları tartışıyor basınında... Korkuların başında Irak Savaşı ve terör var. Sonra da bunlardan etkilenecek ekonomiler.
Örneğin; Irak Savaşı başladığı takdirde Saddam Hüseyin'in kaçacağı ve Amerika'nın "Most Wanted" (en çok arananlar) listesinde Usame Bin Ladin'in de bulunduğu en üst sıraya yerleşeceği ihtimalinden söz ediyorlar.
Saddam'ın eski yalanlarına yeniden başvurduğunu, eski oyunlarını oynadığını...
Nükleer ve balistik füzelerini nereye sakladığının belli olmadığını...
Son 4 yılda yarattığı silahların bulunamadığını, mobil biyolojik silah laboratuvarlarının ise uydu ile tesbiti yapılamayacağı için bulunmasının zaten imkânsız olduğunu...
Kimyasal silahlar deseniz, Irak gibi dev bir kimya endüstrisi olan bir ülkede bunun tesbitinin de mümkün olamayacağını, yakalansa bile "Böylesine geniş bir sanayide gözümüzden kaçmış" mazeretini ileri süreceğini söylüyorlar.
Amerika ve müttefikleri Afganistan'daki eğitim kamplarını kapattıktan sonra başıboş mermiler gibi dünyanın her köşesine yayılan, 11 Eylül olayında neler yapabileceğini dünyaya ispatlamış bombacıların ABD ile müttefik ülkelerde yeni ve beklenmedik eylemler yapabileceğini vurguluyorlar.
Bütün bunlar tartışılırken tabii ki en çok üzerinde durulan konu Irak'ın elindeki bu silahların etkisinden, özellikle Amerikan vatandaşlarını korumak için ne gibi yöntemler, çözümler kullanılabileceği.
Kısa süre önce bir yazımda "yine fazla düşünmeden, pazarlık yapmadan ABD'nin yanında olmalıyız, çıkarlarımız bunu gerektiriyor diye onların istediği tarihte bir savaşa ses çıkarmıyoruz. Oysa on binlerce gencimiz bölgeye gidecek, bizim sınırlarımız tehlikede olacak, aynca bütün bu silâhlara bizim ülkemiz Amerika'dan daha yakın" demiştim. Buna rağmen halâ, örneğin biyolojik ve kimyasal silahlar gibi hiçbir zahmet gerektirmeden, damlalıkla bir saniyede kullanılıverecek tehlikelere karşı bile endişe içinde görünmüyoruz. ABD yayılabilecek virüsler için aşılar geliştiriyor, laboratuvarlarını ful kapasite çalıştırıyor. Biz ise çok rahatız.
Amerika ve Birleşmiş Milletler, ABD ile Avrupa vatandaşlarını korumak üzere her tehlike öncesinde olduğu gibi (17 Ağustos depremi öncesinde de yapmışlardı) Irak Savaşı'ndan önce de onlara dikkatli olmaları ve hatta Türkiye'yi terketmeleri konusunda yazdı uyarı göndermeye başladılar. Evet bu durumda onlar derhal kaçabilir. Peki biz nereye kaçacağız?
Sınırlarımıza yığılacak yüz binlerce Kürt mültecinin ülkeye sızmasını, PKK'nın sınırlarında ülkelerarası ticaret yapmasını bile seyreden yönetimler mi engelleyecek?
Irak Savaşına bir ay kala hükümet hergün TV'lerden bu konularda açıklama yapmak zorundadır. Merakla bekliyoruz.
Miras da paylaşılıyor mu?
56 yaşındaki okurum Metin Duru, Medeni Hukuk uzmanı Doçent Dr. Şükran Şıpka'nın Vatan Gazetesi'ndeki köşesine de yazabilecekken bana yazmış. Ve ısrarla soruyor;
"Medeni Kanunun 220. maddesi kişisel malları tarif ediyor. Bu tarif içinde eşlere miras yoluyla kalan mallar da kişisel mal sayılıyor. Bu ne demektir? Benim hayatım boyunca çalışarak aldığım dairenin yarısı ilerde oğlumun eşinin mi olacak?"
Aslında Medeni Kanun hakkında 15 yıldır yazıyor olduğum için bu sorunun cevabını biliyorum ama yine de emin olması açısından bir uzman hukukçuya da sordum.
Miras 'edinilmiş mallar'a girmiyor. Bağış da girmiyor. Yani oğlunuza ayrıca aldığınız mallar da sadece ona ait. Boşanma ya da ölüm halinde bunlardan pay alamıyor.
Metin Duru "Lütfen bana bildirin de içim rahat etsin" demiş.
İçi rahat etsin... Ve bir not; 'Mal Rejimi' seçmek için birkaç gün kaldı. Yarın bu konuda yazacağım.
Çankaya'yı iptal edin??
Başlığın sonunda ünlem değil, soru işareti var çünkü "olamaz mı yani?" anlamında bir vurguyla söyleniyor. Her gelen hükümetin Adan Z'ye herşeyi değiştirme (ve fazla da düşünmeden değiştirme) yetkisini kendinde gördüğü, yapabiliyorsa açıkça, ortam müsait değilse sinsice kendi çıkarlarını ve amaçları doğrultusunda hukukla, eğitimle, tüm sistemle top gibi oynadığı bir ülkede "bu da olamaz mı yani" ??
Olabilir ve olması için de her hükümet kafası bozulduğunda elinden geleni yapıyor. Bu ülkede Cumhurbaşkanlığına verilen yetkiler lâf olsun diye verilmemiştir. Devlet ve hukuk konularında bilgi, deneyim sahibi yöneticilerin, hükümetler tarafından siyasi amaçlarla yapılan uygulamalan, düzenlemeleri son bir denetleme mekanizması bulunsun diye verilmiştir.
Ama madem ki atamalar, verilen kararlar oradan dönebiliyor ve madem ki güç hükümette silin onu da gitsin. Alıverin yetkisini elinden. Böyle bir başıboşluk, böyle bir "Ben yaptım oldu"culuk -baskı rejimleri dışında- hiçbir yerde, en geri kalmış ülkelerde bile görülmemiştir. Bırakın uygulamasını telâffuzu bile abes böylesi sözler sarfedilmemiştir. Bu gidişle yine yazık olacak canım Türkiye'mize!
2003 yılının korkuları
Avrupa ülkeleri ve ABD 2003 yılının getireceği korkuları tartışıyor basınında... Korkuların başında Irak Savaşı ve terör var. Sonra da bunlardan etkilenecek ekonomiler.
Haberin Devamı

