19 Mayıs'ı bakanlar yapsın

Yazarların "Ben söylemiştim" demesi pek hoşa giden bir şey değildir. Köşesinde sürekli kendi reklâmını yapar türde yazılar yazanlara, bu sözü de tekrarlayanlara ben de fena halde sinir olurum ama ne ola ki dediklerimizin çıkmadığı bir gün geçsin. Tek bir gün!

Haberin Devamı

Yazarların "Ben söylemiştim" demesi pek hoşa giden bir şey değildir. Köşesinde sürekli kendi reklâmını yapar türde yazılar yazanlara, bu sözü de tekrarlayanlara ben de fena halde sinir olurum ama ne ola ki dediklerimizin çıkmadığı bir gün geçsin. Tek bir gün!

Daha önceki gün 'Demokrat Parti'nin devamı olmak' başlıklı yazımda AKP için 'Ağızları bir şey söylerken vücutlarının diğer uzuvları başka telden çalmamalı' demiştim, dün Milli Eğitim Bakanı'nın "19 Mayıs törenleri kaldırılsın" açıklamasını duyduk.

Basit bir "yenilikçi görüş" gibi söyleyivermiş. 19 Mayıs'ta TBMM'ye gelen üniversiteli gençler istiyormuş (Her şeyden önce onlara ne? Törenlere katılanların çoğunluğu liseli gençler, üniversitelilere ne oluyor?) Ve tabiî bakan bey de "yürekten katılıyor"muş bu isteğe.

"Statla yetinmeydim, demek istediğim bu" diyor Sayın Bakan. Statla yetinmek istemediğine göre herhalde seneye kendileri de kutlayacaklar. Yakışır da hani; bıyıklı bakanların her birine dizboyu birer kırmızı şort, ellerine birer Türk bayrağı... Harika olur. Hatta kelleri örtmek için kafalara da birer kep giydirebilirler.

Bu beylerin sicilleri iyi niyetlerinden emin olunacak kadar temiz olsaydı belki sözleri de bir "iyi niyetli görüş" olarak değerlendirilebilirdi. Daha birkaç yıl önce her cuma namazı çıkışında kavgalı gösteriler tertipleyen ve "şeriat isteyen" bir partiden gelen, Milli Görüş'çülerin de "Onlar ilerde birleşirler, Erbakan ve Erdoğan aynı ekolün insanları dediği bir partinin bakanları ise çok daha dikkatli konuşmalı. Atatürk'ün gölgesini gördükleri her olaydan, her gelenekten rahatsızlıklarını böyle anında ilân etmemeli. Milli Eğitim Bakanı'nın bu ülkede 19 Mayıs törenlerinden çok önemli işleri var.

Ayrıca... Bu yıl da televizyonlardan büyük bir zevkle izlenen 19 Mayıs törenleri katılan gençler için ayrı bir zevktir, eğlencedir. Tek sıkıntı tören provaları için derslerden birkaç gün ayrı kalmaktır ki öğretmenler bu konuda o öğrencilere yardımcı olurlar. Olmalıdırlar. Biz de katıldık bu törenlere... Hep böyle olmuştur. Ve bizler (daha önceki genç kuşaklar) bunu gurur ve heyecan verici, milli duygulan canlandıran bir görev olarak kabul etmişizdir. Sıcak olabilir, rüzgâr olabilir ama sayılı gencin de, bu ülkeyi sayısız düşman ülkesi işgalinden kurtarırken canını veren gençleri, atalarını düşünerek, Türk bayrağını senenin bir iki günü ellerinde dalgalandırmaktan kaçınmaması gerekir.

Birileri rahatsız oluyor diye tüm geleneklerimizden vazgeçip, yerine o birilerinin keyfine göre yeni gelenekler türetemeyiz.

Bakan bey öğrencilere kolaylık düşünüyorsa tören kıyafetlerinin parasını Bakanlığın ödemesini, gençlerin güneşte, rüzgârda uzun süre bekletilmemesini sağlasın.

Başbakanının konuşmalarıyla da ters düşmesin!


***

Geçen ay içinde yazdığım anneme ait "Çerkez kızı" öyküsünün okurlarımın pek hoşuna gittiğini söylemiş, hatta istek üzerine hikâyesinin kahramanlarının fotoğraflarını da yayınlamıştım. Çerkez okurlarımdan gelen mektupların arkası kesilmiyor (bunların hepsini özenle saklıyorum.) Sonuncusu 15 Mayıs'ta İlyas Ordu isimli okurumdan, Bursa'dan geldi. Yazının ikinci bölümünü kaçırdığını söylüyor, kendisine gönderilmesini istiyor ve beni 25 Mayıs'ta Bursa'da yapılacak Karkas Gecesi'ne davet ediyor.

18 Nisan'da Sinop'un Bektaşağa Köyü'nden Yaşar Kan-demir'in yazdığı mektubu 23 Nisan'da almıştım. Gelenler arasında en güzellerinden biriydi, tüm Çerkez okurlarıma teşekkür olarak bunu yayınlayacağım. Bir de güzel şiiri var Yaşar Bey'in okuyun bakın.

"Ruhat Hanım, İyi günler. Çerkez kızı ile ilgili yazılarınızı büyük bir heyecan içinde ve anlatamayacağım duygularla, bütün aile bireylerini etrafıma toplayarak boğazım düğüm düğüm, gözlerim yaşararak okudum, okudum. Bir daha okudum. Bunu bir Çerkez milliyetçiliği olarak düşünmeyin lütfen. Dedelerimizi verdik bu vatan için Çanakkale'de, Kurtuluş Savaşı'nda. Vatansızlığın ne demek olduğunu biliriz. Maceracı da değilim, bu güzel ülkemi de çok seviyorum üstelik. Sizi bir yeğenim olarak görüyorum artık. Bu nedenle de birkaç yıl önce yazdığım ve daha çok muhterem annenizin anlayabileceğini tahmin ettiğim (bu vesileyle ellerinden öperim) bir şiirimi gönderiyorum. Bunu muhacirlik duygusunun bir yansıması olarak da değerlendirebilirsiniz."

İşte şiirden bazı bölümler:

"Binsekizyüzaltmışdörtlü yılları
Anarken gözüm dolar hemşerim
Ruslardan çok çekmiş Kafkas halkları
Daha da durulmaz sular hemşerim.

Anayurtlarını terke zorlanmış
Karşı koyanlarsa çok hırpalanmış
Büyük göç başlayıp dünya turlanmış
Buralara düşmüş yollar hemşerim.

(.....)

Seferberlik denmiş gitmiş savaşa
Onunla önlenmiş isyan, kargaşa
Katkısı çok olmuş yurtta barışa
Az mı ağıt yakmış dullar hemşerim.

(.....)

Mısır pastasıyla sipsi yemeği
Ceşığın içinde atar yüreği
Halujü, koyajı, thuruj, böreği
Diğer yemekleri sollar hemşerim.

Şayet geleceği sorarsan bana
Umutla bakamam derim yarına
Değerler yitirdik inanç uğruna
Değişti örf, adet, kullar hemşerim."

Bayıldım şiire ama ne yazık ki yerim hepsini almaya müsait değil. Mektup "Zamanınızı aldığım için bağışlayın lütfen. Anne ya da babadan da olsa Çerkez olan kimselerin bu ülkede önemli yerlerde bulunması, önemli görevlere gelmesi beni ve benim gibi düşünenleri gururlandırır ve mutlu eder. Teşekkürler ederiz" diye bitiyor.

Ben de yazan ve beni Çerkez toplantılarına, pikniklere davet eden tüm okurlarıma çok teşekkür ederim. İnşallah bir gün... Neden olmasın?

DİĞER YENİ YAZILAR