"17 Aralık'tan sonrasına dayanabilecek misiniz?"

Avrupa Parlamento'sunda, Avrupalı Parlamenterlerin organizasyonuyla Pazartesi-Salı günü yapılan, benim de izlediğim toplantıdaki önemli konuşmaları aktarmaya devam ediyorum

Haberin Devamı

Avrupa Parlamento'sunda, Avrupalı Parlamenterlerin organizasyonuyla Pazartesi-Salı günü yapılan, benim de izlediğim toplantıdaki önemli konuşmaları aktarmaya devam ediyorum.

Konuşmaların önemli kısımlarını buraya almamın ve sizlerle paylaşmamın asıl nedeni ise Avrupa'nın güzel ve okşayıcı sözler yanında "bugünden sonra" gelecek olan isteklerin "bugüne kadar" gördüklerimizden çok daha ağır olabileceğini anlattığını hepimizin bilmesi gerektiği gerçeği...

Şimdi, toplantıda bir başka AP üyesi; konuşmasının sonunda "Hemen gitmek zorundayım zira bugün Karma Komisyon'a da başkanlık edeceğim" diyen Andrew Duff'ın sözlerine değinmek istiyorum.

"Şüphe yoktur ki Türkiye AB'ye dahil edilmelidir, bu konuda en ufak bir tereddütümüz yok" sözlerinden kısa süre sonra:

"Kürdistan ayırımcılığı artık Türkiye'nin gündeminden çıkmalıdır" diyen Duff'ın, Avrupa Parlamentosu Başkanı Borrell'in birkaç gün önce yaptığı dil sürçmesini tekrarlaması dikkat çekiciydi.

Arkasından hemen; "Eğer Erdoğan Hükümeti AB'den PKK ile görüşmelerde yardımcı olmasını isterse Brüksel bu konuda seve seve yardımcı olacaktır" dedi ki konuşmacılar arasında olan Mehmet Ali Bayar az sonra bu cümleye "Biz demokratik bir Avrupa'nın parlamentosunda olduğumuzu sanıyorduk. Türkiye'nin bir terör örgütüyle masaya oturmasını mı öneriyorsunuz" sorusuyla itiraz etti.

Andrevv Duff'ın son cümlesi; "Türkler AB'yi gerçekten istiyorsa Kürtler ve Rumlarla nihai bir uzlaşmaya varmak zorundalar. Türkiye'nin Güney Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tanıması hem Türkiye, hem Kıbrıs hem de Yunanistan kamuoylarının yumuşamasını sağlayacaktır" oldu.

Duff'ın bu konuşma sırasında "Önemli bir uyarı yapmak istiyorum" diyerek söylediği şu sözler de "gelecek olan istekler" hakkında biraz bilgi veriyordu:

"AB müktesebatı Türkiye tarafından benimsendikten sonra AB'yi isteyip istemediğine Türkiye'nin kendisi karar verecektir. Halihazırda tam üyelik Türk kamuoyunun tümüyle desteklediği bir proje. Zaman ilerledikçe bu destek azalacaktır zira insanlar tam üyeliğin ne demek olduğunu ancak o zaman anlayacaklar. Müzakereler sonrasında aynı desteğin devam edip etmemesi AB'yi gerçekten isteyip istemediğinizin testi olacaktır."

Ve devam ediyor:

"İç savaş koşullarında bir devletin AB'ye üye olması söz konusu olamaz. Bazı ihtilaflar olur ise ve Türkiye eski haline dönerse üyelik de askıya alınır. PKK'nın dağlardan indirilmesi ve şiddet kullanmaktan vazgeçmeye ikna edilmesi gerekiyor."

Şimdi konuşmanın tümünü değerlendirin. Demek ki Türkiye'nin üyeliği sadece PKK'nın kararına bağlı olarak yeniden gözden geçirilebilecek. Haydi Kıbrıs'ı, 'Kürt meselesi' diyerek sanki Türkiye'de özellikle Kürtlere bir ayırımcılık varmış gibi önümüze sürdükleri 'sorun'u, Ermeni olayını filân bir tarafa bırakalım.

"PKK terörü"nü(!) bile bizim taviz vermemiz gereken bir konu olarak görüyorlar.

(Devam edecek)

Şiddet'in ta kendisi!
Gelinim Olur musun" isimli programda Semra Hanım ismindeki kaynana(!) ile Sinem isimli gelin adayının kavgaları, canhıraş feryatları insanların tahammül sınırını aşmış vaziyette. Görmemeye imkân yok çünkü ne zaman açsanız oradalar.

Semra Hanım'ın Sinem'e yaptığı akıl almaz hakaretler, o genç kızın ağlayarak arkadaşlarına sığınması, bu hanıma (ne hanımmış ama) "Bana hakaret etmeyin, buna hakkınız yok" çığlıkları, bütün bu görüntülerin topluma, gençlere izletilmesi dayanılır bir durum değil.

Yapılan tam bir şiddet olayıdır ve tekrar ediyorum; şiddetin her boyutundan muzdarip, kadınların erkekler tarafından ezildiği, tecavüzden töre cinayetlerine her vahşete maruz kaldığı bir ülkede buna izin verilemez.

İlgili kuruluşların, STK'ların, kadın örgütlerinin "insan haklarına da aykırı" olan bu şiddet gösterisine itiraz etmesi ve önlenmesi için harekete geçmesi gerekmektedir.

Neden susulduğunu anlamıyorum.

DİĞER YENİ YAZILAR