Dün akşam saatlerinde haber “Diyarbakır’da çatışma, 13 şehit” başlıklarıyla verildi. Şehitlerimizin yeri nur olsun, Allah ailelerine de, millete de sabırlar versin. Her PKK katliamında bunları söylüyoruz ama sabır nereye kadar, dayanılacak acı değil bu!
Ana babalar evlatlarını canı gibi, gözü gibi bakarak yetiştiriyor, yüreğinden kopararak vatan görevine gönderiyor, sonra da ya yollarına döşenmiş alçak mayınlarla, ya karakollara gece yarısı yapılan baskınlarla, ya askeri araçlara saldırılarla veya keşfe çıkmış taburlarla çıkan çatışmalarda kaybediyor. Yürekler buna nasıl dayansın?
ÇÖZÜM MECLİS’TEYSE BU NE?
Öte yanda BDP Grup Başkanı Selahattin Demirtaş çıkıp, sanki operasyonlar terör eylemleri nedeniyle, onları önlemek için yapılmıyormuş gibi “Barış isteniyorsa askeri operasyonlara son verilmeli” diyor. Cemil Çiçek’le BDP’lilerin görüşmesinden sonra “sorun yaratmak istemediklerini, çözümün Meclis’te bulunacağını umduklarını” filan söylüyorlar. Çözüm Meclis’te aranacaksa, aranıyorsa bu “13 şehit” ne, bu nasıl bir çelişkidir açıklasalar da anlasak..
Hani bu ortamda toplumu infiale sürüklememek, kitleleri birbirine karşı kışkırtıcı cümlelerden bile sakınmak gerekir, buna şüphe yok ama olayların gidişi ve ortadaki çelişkili tablo açık-net “bir yanıltma gayreti”ni işaret ediyor. Artık hiçbir şeyin “göründüğü gibi olmadığı” duygusu bir yana ortada görünen bir tutarsızlık mevcut.
ANLAŞMA, ÇATIŞMA, AÇILIM..
Bir yanda Öcalan’ın “Biz devletle görüşüyoruz, anlaştık, eylemsizlik uzatılabilir” benzeri sözleri, aynı sıralarda terör eylemlerinin sürdürülmesi ve üç günde bir yeni şehitler, arkasından “biz hükümetin kurulmasını bekleyemeyiz” tehditleri, hemen sonra Meclis Başkanı’yla BDP’nin “demokratik çözüm” görüşmesi... Aynı anda 13 şehit...
Aldatmaya, aldatılmaya gerek yok, insan hayatının söz konusu olduğu böylesine ciddi bir konuda kartlar açık oynanmalı.. BDP ve PKK “açılım” süreci başladığından bu yana kendileri için “tek açılım” olan “Anayasa’nın değiştirilemez maddelerinde talepleri yönünde değişiklik; özerklik ve diğerleri ile Öcalan’ın serbest bırakılması” konularının bir an önce halledilmesini istediler.
Referandum da yapılmadı, “seçim sonrası yeni anayasa” dendiği için seçim bitene kadar beklediler ve bu süreçte adeta bir tiyatro oyunu gibi “devletle çekişme sürüyor” havası verdiler. O arada “Hatip Dicle ve milletvekillikleri düşen BDP’liler” olayı geldi. Silah bırakmamış bir terör örgütü ve lideri ile yapılan görüşmeler onlara “yeni terör eylemleri sonucun daha kısa sürede gelmesini ve taleplerle ilgili ortaya çıkacak toplum tepkisinin kırılmasını sağlar” ümidi verdi, son terör eylemlerinin görünen nedeni bence budur.
YANLIŞ YORUMLAR!
Yani bazı TV kanallarında Diyarbakır’daki terör olayının arkasından yapılan “kaos yaratmak, halkı ümitsizliğe sevk etmek, çözüm sürecini baltalamak” gibi yorumları hiç de geçerli bulmuyorum. Madem ki ortada hükümetin bir “açılım projesi” vardır, madem ki Öcalan’la bunlar konusunda anlaşmaya varılmıştır, şu anda yapılması gereken şey, “Öcalan’ın bildiği bu projeyi halka açıklamak, yeni anayasada yapılması planlanan değişiklikleri daha fazla gizlememek”tir.
Bunları referandum öncesinden beri yazıyorum; terör eylemleri “yeni anayasa için verilen sözler tutulana kadar” süreceğine göre bu konuyu uzatmak “yeni şehitler vermek” demektir. Bu sözlerin tutulması mümkün değilse o zaman Öcalan’la ne üzerinde anlaşıldı? Bunu bilemiyoruz ama “tutulmayacak”sa da “bundan sonra terörün nasıl önleneceği” ile ilgili yeni ve acil bir proje gerekir.
Bu arada; BDP yapıyor, buna diyecek yok zira birlikteliklerini inkar etmiyorlar ama hiç değilse onlar dışındakiler kanlı terör saldırılarını ve teröristi masum gösteren karşılaştırmaları, vurguları artık kesebilirler mi acaba? 13 şehitin ve onlardan öncekilerin ailelerine biraz saygı en azından!
Alaaddin Camii ahır olarak kullanıldı mı?
Bu konuda daha önce “camilerin hiçbir zaman ahır olarak kullanılmadığı ama savaş sırasında hububatı bozulmaktan korumak için depo veya askerlerin konaklaması için bir sığınak gibi kullanıldığı” açıklamalarına köşemde yer verdiğim için yine değinmek istiyorum.
Başbakan Erdoğan’ın “İnönü zamanında Alaaddin Camii ahır olarak kullanıldı” sözüne karşılık CHP Konya Milletvekili Atilla Kart uzun bir basın açıklamasıyla detaylı yanıt vermiş. Son yıllara kadar hiç kimse tarafından dile getirilmeyen bu iddia son zamanlarda sıkça tekrarlanır oldu, bu nedenle bilgiler önemli.
Yığma toprak üzerine yapıldığı için zemin-kayma sorunu yaşayan caminin yapımı 100 yıl sürmüş, 1914 ile 1986 arasında yıllar boyu onarma yapılmasına rağmen hala aynı sorun sürüyormuş. Cumhuriyet tarihi öncesinde ve sonrasında bu camilerin ahır olarak kullanılması hiçbir zaman söz konusu olmamış, Selçuk Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Bölümü kayıtları bu bilgileri doğruluyormuş.
“İnönü Camiyi onarmadı, ahır olarak kaldı” iddiasının gerçekle bağdaşmadığı Şişli Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 16.12.2010 tarihli kararı ile belirlenmiş. Ve daha birçok bilgi..
Bu durumda herhalde Başbakan’ın hem tarihi hem de dini anlam taşıyan böylesine önemli bir suçlamayı “hangi tarihi belgelere dayanarak” yaptığını açıklaması yerinde olur, kafası karışanlar da öğrenir hiç değilse.

