11 No’lu CD!

Haberin Devamı

Ergenekon soruşturmasında gazetecilerin, bilim adamlarının “delil karartma veya kaçma ihtimali” gerekçesiyle tutuksuz yargılanmalarına izin verilmediği biliniyor, iki gün önce Nedim Şener ile Ahmet Şık’ın avukatlarının yaptığı müracaat reddedildi. Gerçi suçun kesin olduğu Batılı mahkemeler tarafından ortaya konmuş uluslararası dev yolsuzluk davalarında ve açık seçik ortada olan çocuk tecavüzü davalarında “her nasılsa” suçlular tutuksuz yargılanıyor, tüm net kanıtlara rağmen davalar bitmek bilmiyor, o arada örneğin yolsuzluk suçluları işlerinin başında oturmaya devam ediyor ama bu dava başka..

‘SEHVEN’ DEĞİŞİKLİK VARSA..

Gazeteciler ve bilim adamları kaçabilir(!), olmamış darbe delillerini karartabilir. (Parantez içine ben de yazayım herkes gibi, elbette “darbe hazırlığı yapılmışsa” ortaya çıkarılmalı, bu çok önemli. Ama el insaf 4 yılda tek bir somut delil bulunamaz, tek bir mahkumiyet olmaz, 2011’de hala iddianamelere yeni yeni eklemeler mi yapılır?).. Madem ki delillerin karartılmaması o kadar önemli, o zaman devamlı sözü edilen, iddianamedeki “sehven” yani yine sonunda “yanlışlıkla” denecek değişiklikleri, eklemeleri ortaya çıkaracağı avukatlar tarafından tekrarlanan 11 No’lu CD’nin korunması da çok önemli.. Dün gazetelerde “belgelerdeki tarihlerin nasıl değiştirildiği”nden söz eden avukatların “11 No’lu CD’yi kıracaklar, korunması sağlansın. CD’yi üretenlerin parmak izi orada” dedikleri haberi vardı.

Delil karartılmaması için gazetecilere “en ağır suçlulara, katillere bile yapılmayanı” yapıp tek kişilik soğuk, pis hücrelerde tutanlar herhalde bu CD’yi de azami dikkatle koruyorlardır değil mi?

***


Yalova’da 7000 ağaç mı kesilecek?

Bu haberlere işte sadece Türkiye’de rastlanır. Güzel olan her şeyi yok etmeye, değiştirmeye, yemyeşil ormanlarımızı bile ortadan kaldırmaya bir biz kalkışırız da ondan.. Yalova’da “maden arama ve işletme” mazeretiyle tam 6 bin 996 ağacın ve hepsi de kayın, kestane, ıhlamur, karaçam, fıstık çamı gibi değerli ağaçların kesilmek istenmesi de aynı vurdumduymazlığın bir örneği!

Yalova ilinin kapladığı alanın yarıdan fazlası ormanlardan oluşuyor ve düşünün ki bu il; doğa turizmi, gelişmiş çiçekçilik sektörü, organik tarımı, termal kaplıcaları ile ünlü.. Avrupa’nın 3’üncü, Türkiye’nin ilk “Model Orman Ağı”na katılmış bölgesi.. Buna rağmen Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, Maden İşleri Genel Müdürlüğü çoğu orman ve tarım alanları olmak üzere yerleşim alanlarına bile “maden arama-işletme ruhsatları” veriyor ve ormanların kesilecek olmasına da hiç aldırmıyor.

DİĞER VALİLİKLERE EMSAL!

Asıl amacın ise “bu alanların Yalova’dan geçecek olan Körfez Köprüsü ve otoyol ile ilgili olarak ‘taş ve kum ocakları’ işletme isteği” olduğu söylenen bu izinlere Yalova Valiliği “Çevre Düzeni Planı” ile diğer plan ve kararları gerekçe göstererek karşı çıkmış, “İşyeri Açma ve Çalışma Ruhsatı” vermeyerek de engellemiş. Bu işlemler sonucunda açılan bir davada Danıştay “Valilerin yerelde alacağı Mahalli Çevre Kurulu Kararı’nı ve Stratejik Plan’ı temel kabul etmiş” .

Bu bile Danıştay, Yargıtay gibi yüksek mahkemelerin bağımsızlığının ne kadar önemli olduğunu anlatmaya yeter. Kısa süre sonra bu kararlar çıkabilecek mi orası belli değil. Ama en azından şimdilik tüm illerde valiliklerin “orman katliamına karşı” bu yetkiyi kullanabileceklerini bilmeleri iyi olur. Tabii kullanmak için de; güzelim ormanlarımızın sorumsuzca katledilmesini önlemeyi, ülke çıkarlarını “kendi çıkarlarının önüne koyabilecek”, tepeden gelecek tepkileri göğüsleyebilecek cesur yürekler gerekiyor!

***


Seçime katılımın artması neyi değiştirir?

Yüksek Seçim Kurulu tüm israrlara, hatta CHP’nin dava açmasına rağmen “referandumdaki sandık sonuçları’ nı açıklamaya yanaşmadı. Böylece muhalefet partileri sandıklarda aldıkları oyları “kabul edilen oy sayılarıyla” karşılaştırma hakkına kavuşamadı. Böyle keyfi bir engel, böylesine rahatça oyları saklama işlemi elbette YSK’nın hakkı değildir ve bunu nasıl yapabildiği, neden hesabını vermediği, iktidar partisinin de seçim güvenliğine vurulan bu darbeye neden sessiz kaldığı hala büyük bir soru işareti..

Bu durum sürdüğü için “gelecek seçimde YSK’dan ne gibi azizlikler beklenebilir” sorusu da kafaları kurcalıyor. Gelen mektuplar çok kişinin hala seçim güvenliğinden endişeli olduğunu, “seçmen sayısı”nın bile net şekilde verilmemesinin endişe yarattığını gösteriyor. Örneğin “2011yılında nüfus 80 milyon, seçmen sayısı 54 milyon olarak verilmişti, şimdi sanki çok daha düşükmüş gibi seçmen sayısı 49 milyonun üstünde deniyor, hangisine inanalım” diyenler var. Demek ki her şeyden önce seçmen sayısı kafa karıştırıyor, o zaman YSK ’nın milleti rahatlatmak, güvenle seçime gitmesini sağlamak üzere ‘yaklaşık değil, net’ seçmen sayısını açıklaması gerekir. Gerekir tabii ama daha referandum sandık sonucunu açıklamayan YSK bunu yapar mı acaba?

Bana gönderilen bilgiler arasında dikkatimi çeken bir tablo, bir hatırlatma var, sizinle paylaşmak isterim, diyor ki; “Seçime katılım oranının yükselmesi seçim sonucunu “muhalefet partilerinin lehine” değiştirebilir. Katılım oranı yükselirse, yani örneğin yüzde 70 yerine yüzde 80 olursa birinci partinin çıkaracağı milletvekili sayısı önemli oranda düşer, diğer partilerin milletvekili sayısı artar. Yani 5-6 milyon yeni oyun sandıklara girmesiyle seçim sonucu tümüyle değişir”..

OY KULLANMAYA TEŞVİK OLMALI!

Buna göre eğer oyunu kullanmayıp bir kenarda oturan , bir şeylere kızarak oy vermekten kaçınan veya en basitinden tembellik ve sorumsuzluğa teslim olan vatandaşlar bi zahmet sandığa gidiverse ‘yüzde 10 barajını düşürmeyerek hak ettiğinden çok daha fazla koltuğa sahip olan” partiler bugün ve bundan sonra bir şekilde cezalandırılmış olacak. Bu siyasi kurnazlığın engellenmesi belki de ancak böyle mümkündür ..

Bu seçimde hem siz mutlaka “önceden seçmen kartınızı aldığınıza emin olarak” sandığa gidin, hem de çevrenizdeki “gitmek istemeyenler”i oy kullanmaya teşvik edin. Hatırlıyorum da rahmetli anneciğim felç geçirip yürüyemez hale geldikten sonra bile tekerlekli sandalyeyle sandığa gitmekte israr etmişti, kaç kez başka engelliler de gördüm oy vermeye tekerlekli sandalyeyle giden. Bunlar “hiç bir sorunu olmadığı halde gitmeyenleri” utandırmaya yetmez mi acaba?

(Not; uzmanların, matematikçilerin bu tezi daha netleştirip açıklamalarını umuyorum.)

DİĞER YENİ YAZILAR