Üsküdar Belediyesi’nin sahilde veya parklarda içki içilmesini önlemek için koyduğu yasak ve içenlerin isimlerini internette yayınlamaya kalkması saçma ve belediye yetkilerini aşan bir uygulama...
Ayrıca, belediyesi bunu yapınca halkın içinden bazı şaşkınlar da Ramazan’da yemek yiyen veya bira içene saldırıp hastanelik etmekten çekinmiyor.
Bu nedenle herkesin, özellikle “yönetim” kademesindeki kişilerin çok dikkatli olması gerekiyor. Ama bizde aklına geleni yapmanın, diline geleni söylemenin özellikle son yıllarda âdet haline getirilmesi sonucunda“düşünme” zorunluluğu ortadan kalkmış gibi...
Bazı belediyelerin daha önce parkta elele oturanları bile polis zoruyla ayırdığını gördüğümüz için parkta içki yasağı da benzer bir uygulama olarak değerlendirildi. Yani çağdışı bir uygulama...
Tabii bunun yanında restoran ve kafelerde biranın dahi yasaklandığı başka kararların olmasını da rahatça bekleyebiliriz.
Elbette biz demiyoruz ki ‘parkta, sahilde insanlar elinde viski, votka şişesiyle gezinsin, içip içip etrafı rahatsız etsin.’ Böyle bir durumda güvenlik görevlileri gerekeni yapacaktır ki şimdiye kadar böyle bir olay da duymadık.
Ama sessiz, sakin bir şişe bira içeni de yakalamak, internette adını teşhir etmek olacak iş değil. Acaba bir adım sonrasında ismini ve bira şişesini boynuna asarak halk arasında dolaştırırlar mı diye merak ediyor insan.
LAİKLER SARHOŞ DEĞİL!
Bu ne kadar yanlış bir karar ise kalabalık bir grubun Üsküdar sahiline giderek ellerinde şarap bardaklarıyla protesto gösterisi yapması da en az o kadar yanlış bir davranıştır.
Hele bunu yaparken ağızlarına “laiklik ve 10. Yıl Marşı”nı almaları fahiş bir yanlış!
Bir kere parklar uluorta elinde şarap bardağıyla gezinecek yerler değildir.
Ayrıca bunu yaparken laiklik sloganı atma ve 10. Yıl Marşı’nı söyleme hakkına sahip değillerdir.
Önce laikliğin anlamını araştırsınlar, bakalım içinde parkta içki içmekle ilgili bir şey var mı?
Sonra da... 10 yılda her savaştan açık alınla çıkan ve 10 yılda ana yurdu demir ağlarla örenler alkolik filân değillerdi. Bu işleri ellerinde şarap bardaklarıyla dolanarak değil, gecelerini gündüzlerine katıp çalışarak yaptılar. Nitekim kendilerinden sonra gelenler aynı sorumluluğu göstermedikleri için demir ağlar da o günden bugüne maalesef artamadı.
Arada belki kendi özel alanları içinde içki de içmişlerdir ama hiç sokakta bunun şovunu yapanı gördük mü?
Kısacası arkadaşlar, biz iyice şaşırdık artık. Hiçbir konuda “orta”yı, rasyoneli bulmayı bilmiyoruz.
Ne olacak bu memleketin hali(!)?
Bu çatal “o çatal” değil!
Bir gazete İtalya’da televizyon sunucuları arasında geçen bir “açık saçık giyinip göğüs çatalı gösterme” tartışmasını bizim Opera Orkestrası’na kadın müdür tarafından yapılan uyarıya benzetmiş.
Oysa arada bir benzerlik yok. O çatal tartışması üç çıplak kadın arasında yaşanmış. Uyarıyı yapan; Berlusconi’nin oğlunun kız arkadaşı da diğerleri kadar çıplak zaten ve konu televizyon üzerine.
Türkiye’de de sabah programlarına bile bele kadar açık elbiselerle katılan sunucu ve konuklar için benzer şeyler söylenebilir. Ama opera-bale orkestralarındaki sanatçılar böyle giyinmiyorlar, onların belli bir kıyafet standardı var ve zaten kendini bilen, görgüden/kuraldan anlayan insanlar nerede, nasıl giyinmek gerektiğini de bilirler.
“Çıplaklıkla reyting sağlamak” gibi ucuz bir yaklaşımları olamaz yani.
Onun için o çatalla, bu çatal da farklıdır. Aynı zannedenlerin veya aynı gibiymiş gibi göstermeye çalışanların iyi niyetinden şüphe ederim ben!

