Dün akşamüstü o satırları okurken Mustafa’nın yüzü gözümün önüne geliyor...
Çocuklarının bilmediğim yüzlerini hayal meyal görüyorum...
Mustafa’nın karısı anlatırken yavrularıyla yaşadığı o dramı, minik yavrularımla kendi yaşadığım dram geliyor gözlerimin önüne...
O “zorunlu veda anı” geldiğinde duyduğum o acıyı, o bitmek bilmez mide sancısını hatırlıyorum...
Gülşah Balbay anlatırken Mustafa geliyor gözlerimin önüne...
İçimin kasıldığını, gözlerimden yaşların akmaya başladığını hissediyorum...
Şöyle diyor Gülşah Balbay:
“Bol bol birbirimize sarılıyoruz...
Ayrı kaldığımız günlerin acısını gidermeye çalışıyoruz...
Sevgi depoluyoruz...
Bazen hiç konuşmadan birbirimize sarıldığımız zamanlar oluyor...
Çocukların biri bir kolundan, diğeri bir omuzdan sarılıyor, babayı bırakmak istemiyorlar...
En kötüsü ayrılırken, eşimi orada bırakırken oluyor...
“Görüş bitti” diye gardiyan sesleniyor, oğlum Deniz “Zil çaldı, gitmelisin baba” diyor...
Bazen de görüş esnasında ağlıyor...
Babasının iki kolundan tutup, “kalk, hadi” deyip bizi çıkış kapısına götürüyor, çıkış kapısına kadar gidiyoruz...
Mustafa, “Oğlum ben gelemeyeceğim, annen seni gezdirsin, gene getirsin” diyor...
Oğlum donuk oluyor, kızım ağlıyor...
Dönüş yolunda çocukların ağzını bıçak açmıyor...”
Mustafa’nın çocukları ve karısıyla bir ay içinde görüşebildiği topu topu 45 dakikanın kısa notları bunlar...
Gözümün önüne, iki minik yavrumdan uzakta tutulduğum günler, haftalar, aylar geliyor...
Pazar akşamları saat beş’e doğru “Gelecek hafta yine geleceksiniz yavrularım” sözleri dökülürken dilimden, ağlamamak için ne kadar zor tuttuğum geliyor aklıma...
O ızdırabın acısını hatırlıyorum...
O gün kendimi tutarak dökmediğim gözyaşlarını Mustafa’nın yavruları için döküyorum...
Hayat ne ilginç...
Doğan Yurdakul hapishanenin dört duvarı arasında tahliye olmayı beklerken, evinde bekleyen karısını kaybettiği haberiyle uyandırılmıştı bir sabah erkenden...
Arabayla Ankara’ya götürülüp karısını elleriyle toprağa vermesi için izin çıkmıştı da, o tek gecesini hapishane yerine ölen karısından arda kalan tenhalaşmış evinde yalnız başına geçirmişti...
Sabah yeniden hapishaneye dönecekti...
Kendisi hapishanedeyken ölen karısının, bıraktığı tenhalaşmış evde kendisini yabancı hissettiğini söyleyecekti...
Dün onun çalıştığı internet sitesinde, katillerin cinayetlerine referans olmuş bir adamın, yine katillere referans olacak yazısını görüyorum...
Şaşırmıyorum...
Zamanında kendi minnacık yavrularımın benden uzaklaştırılmaları için, aynı sitenin neler yazdığını hatırlıyorum...
Günah...
Yavruların suçsuz mağduriyetlerine yazık...
Ölüp giden eşleri toprağa verip yeniden hapishanelere dönmek zorunda kalmanın arkada kalanların içlerinde açtığı o “onulmaz yaralara” yazık...
Caiz midir acaba “katillerin cinayetlerine referans olan faşist kafaların?..” katık olmaları bu mağduriyetlere?..
Sol, faşizmin en cani türüyle ittifak yapmak zorunda mıdır?..
Mustafa’nın yavruları Deniz’e, Yağmur’a yazık değil mi?.
Merhume Güngör Yurdakul hanımefendiye yazık olmuyor mu?..
Mina Deniz ve Poyraz Deniz’e günah değil mi?..
Onca Deniz’e, onca Yağmur’a, onca devrimlere katık olmaya çalışmış insanlara ve onların çocuklarının tertemiz isimlerinde yaşatmaya çalıştıkları mazilere yazık olmuyor mu?..
Ne işi var söyler misiniz; Joseph Goebbels’in reenkarne edilmiş hasta ruhunun bu masum ve mağdur edilmiş yavrucakların dünyasında?..
TABİPLER BİRLİĞİ BAŞKANLIĞI’NIN AYIBI!..
İnsan hayatı ve hastalık üzerinden bir insana muhalefet edilmez...
Hele bunun üzerinden fırsatçılık yapıp, “tam gün yasasına muhalefet etmek” en hafif deyimiyle insanlıkla bağdaşmaz...
Biliyorsunuz Başbakan Pendik Araştırma ve Eğitim Hastanesi’nde bir ameliyat geçirdi...
Başbakan’ın ameliyatını ise, Amerikan Hastanesi’nden gelen kendi doktoru olan profesör ve ekibi gerçekleştirdi...
Nedeni gayet açık...
Tayip Erdoğan Başbakan olduğu, ameliyatının önceden öğrenilmesinin yaratacağı kaosu hesaplayarak, “gizliliği en rahat sağlayacakları Pendik hastanesini” seçmişti...
Dünyada ve Türkiye’de hiçbir bir başbakan kendi ameliyatının yaratacağı, “borsa spekülasyonuna, siyasi spekülasyonlara, güvenlik sorunlarına ve medya köpürtmelerine açık” bir “naklen ameliyat prosesini” gerçekleştirmek istemez...
Bunu mümkün olduğunca gizli halledip, ameliyat bitip nispeten sağlıklı hale geldikten sonra kamuoyuna duyurur...
Belli ki Başbakan da, Sağlık Bakanı’na sormuş;
“Kimsenin görmeyeceği, duymayacağı bir hastane olsun... Doktorlarımızı da oraya gönderelim...” demiş...
Belli ki İstanbul’un göbeğinde Koç Amerikan’da ameliyat yapılsa gizli kalmayacağı, bir sürü siyasi ve ekonomik spekülasyona neden olacağı düşünülüyor...
Türk Tabipler Birliği Başkanlığı dün bu hassas durumdan nemalanmak istiyor...
“Başbakan özel hastanede çalışan bir hekimin, başka bir devlet hastanesinde görev yapamayacağına ilişkin tam gün yasasını delmiştir...” diyor...
Öyleyse?..
Öyleyse Başbakan kendisini düşündüğü gibi, diğer hastaları da düşünsün, kendisiyle eşit olduğunu kabul edip, tam gün yasasını yeniden gözden geçirsin...
Bu durum için tam da “koyun can derdinde kasap et derdinde” denir...
Arkadaşlar ayıp...
Tayyip Erdoğan’ın tam gün yasasını delecek şekilde ameliyat olması, keyfe keder bir durum değil...
Gizlilik ve güvenlik nedeniyle Başbakan olması hasabıyla “Pendik Hastanesi”ne karar veriyorlar belli ki...
Başbakan’ın doktorları ve şürekası da takım taklavat oraya gidiyor ameliyat için...
Her şey Başbakan’ın keyfine keder kararına kalsa, Pendik hastanesine gidip, başka bir hastaneden doktor getirmeyecek belli ki...
Hangi doktor ameliyat edecekse o hastanede olacak ameliyat...
Bu olaydan tam gün yasasına muhalefet edip, kendi ekonomik durumunuzu iyileştirmek için, bir vesile çıkartabilmeniz gerçekten takdire şayan!..
Açık söylüyorum...
İyi ki ben Başbakan’ın yerinde değilim...
Ben olsaydım, “Bunu söyleyebilme duyarsızlığında ve insafsızlığında bulunan kişilerin isteklerini sağ kaldıkça ve gücüm elverdiğince yerine getirmezdim...”
Koskoca doktor, bilmez mi bir Başbakan’ın ameliyatının onlarca siyasi ve ekonomik komkplikasyona neden olacağını, bunu önlemek için nice hastane manevrası gerektiğini?..
Bunu bilemeyecek düzeyde birisi doktor olamaz...
Yok bilip de durumdan insafsızca ‘tam gün yasasını’ değiştirmek için fırsat yaratmak amacıyla yararlanıyorsa, yine doktor olamaz, çünkü bu kadar fırsatçı bir tutum doktorluğun ahlakına sığmaz...
Hiç demagoji yapıp, “Ama biz Başbakan’ın sağlığına kavuşmasını dilemiştik” mazeretinin arkasına sığınmasınlar...
Çok ayıp ettiler arkadaşlar, kusura bakmasınlar!..

