Doğrusu binlerce habere imza atıp, her gün haber bültenleri hazırlarken, yaptığımız haberlerin adli sonuçlarının olabileceğini hiç aklıma getirmezdim...
Gazeteci korkusuzluğuyla “olayların üstüne gitmeyi, bir meslek gururu, bir kahramanlık abidesi, kötülerin manşetler yoluyla cezalandırıldığı bir gazetecilik görevi” olarak görürdüm...
Attığımız her manşetin Türkiye gibi ülkelerde, bitmek bilmez adli süreçlerin bir parçası haline getirileceğini anlamazdım...
Adli mekanizmaların işletilerek, insanların hayatlarının karartıldığını, bunun bilinçli operasyonların bir parçası olduğunu hesaplamazdım...
“Haber varsa manşet vardı...
Manşet varsa da gazetecilik...”
Denklem bu kadar basitti ve ne yazık ki bir o kadar da eksikti...
Her yapılan haberin, atılan her manşetin, gizli yerlerde birer büyüteç görevi göreceğini, muhatabını kamuoyu önünde deşifre etmekle kalmayıp, adliyenin bitmek bilmez koridorlarının girdaplarında hayatları tarumar edeceğini hesaplayamayacak kadar kendimden geçmiştim...
Gazetecilik o kadar kutsaldı ki, biz onun sonuçlarıyla hiç uğraşmazdık...
Hayat zamanla her şeyi açık ediyor...
Gün geldi, ben de hatırı sayılır oranda nasibimi aldım bu durumdan...
Kötülük, mesleki rekabetin bel altı tekniklerle tezahürü, iftira kampanyaları yoluyla, benim de aleyhime “adli süreçleri harekete geçirecek mekanizmaları birer birer yürürlüğe soktu...”
15 yaşındaki bir kız çocuğunu, gazetelerde günlerce hedef haline getirip, bir tacizci, küstah ve şımarık bir ünlü, çocuk değil kıskanç bir cadı maumalesine tabi tutanlar, sonunda amaçlarına ulaştılar...
Sıcak çayı fırlattığı için, özür dilemesine rağmen, 15 yaşındaki Zehra 2 yıl üç ay hapis cezasıyla yargılanacak...
Savcı davayı açtı...
Umarım sabah evlerinden, müthiş egoları, ülkeyi yönetecek edalarıyla çıkan büyük gazeteci taifesi, evlerine döndükleri bir akşam, kendi çocuklarının, yaptığı bir çocukluk sonucu, 2.5 yıl hapis cezasıyla yargılanacağını öğrenmezler...
Allah’tan evren, gazeteci olan olmayan ayrımı yapmıyor...
Kötülük olarak yaptığınız her şeyi başınıza veriyor...
İyilikleri de elbet...
İSRAİL’İN ÖZRÜ BÖLGEYİ DEĞİŞTİRİR...
İsrail’in özrünü, çoğu kişi “İsrail’i nasıl da dize getirdik...” şeklinde görecek...
Oysa o özrün altında çok önemli gerçekler yatıyor...
Bölgede Türkiye ile İsrail yeniden işbirliğine giriyor...
Bu ittifak Gazze’yi çok olumlu etkileyecek kuşkusuz...
Ancak Esad’ın geleceğini tamamen karanlık bundan sonra...
İsrail’in özrü ve işbirliği, PKK meselesinde bu ülkenin “kaşıma faaliyetlerine” girmeyeceğinin göstergesi olabilir...
Böylece PKK’nın üzerindeki yabancı ellerden birinin devre dışı kalması söz konusu...
Türkiye’nin Kuzey Irak’tan enerji ve doğal gaz ihtiyacını karşılayacak olması da bu gelişmelere paralel bir sonuç...
Bu da Rusya ve İran’a enerji konusunda alternatifsiz mahkum olan Ankara’nın elini güçlendiriyor...
Kuzey Irak konusunda; İsrail’le uzun süredir devam eden rekabetin biteceğini söylemek de pek yanlış olmaz...
Hülasa... Özür olayı sadece bir bir özür olayı değil...
Çok sürpriz sonuçları olacak...
PAZAR NOTLARI...
İnsanlar çocukluktan sıkılırlar ve büyümek için acele ederler...
Ne var ki sonra çocukluklarını özlerler...
Para kazanmak için sağlıklarını yitirirler...
Sonra sağlıklarını geri alabilmek için para öderler...
Yarınlarından endişe ederken, bugünü unuturlar...
Sonuçta ne bugünü ne de yarını yaşarlar...
Hiç ölmeyecekmiş gibi yaşarlar...
Ancak hiç yaşamamış gibi ölürler...
Platon
Maddi hayata tapanlar, deniz suyu içenlere benzerler...
İçtikçe sussuzlukları artar...
Muhiddin-i Arabi...
Önemli olan hayatta en çok şeye sahip olmak değil...
En az şeye ihtiyaç duymaktır...
Platon
Bütün dünya bir oyun sahnesidir...
Kadın erkek bütün insanlar da oyuncu...
Her birinin giriş ve çıkış zamanları vardır...
William Shakespeare
Dünyaya geldiğin zaman sen ağlarken çevrendekiler gülüyordu...
Öyle bir hayat yaşa ki, öldüğünde çevrendekiler ağlarken, sen gülümseyerek ahirete gidesin...
Necmettin-i Kübra
Şu geçeni durdursam, çekip de eteğinden;
Soruversem; Haberin var mı öleceğinden?
Necip Fazıl
İYİ İLE KÖTÜNÜN MÜCADELESİ...
Yaşlı kızılderili reisi kulübesinin önünde torunuyla oturmuş, az ötede birbiriyle boğuşan iki köpeği izliyordu...
Köpeklerden biri beyaz, diğeri siyahtı...
Oniki yaşındaki çocuk kendini bildi bileli o köpekler, dedesinin çadırı önünde bağırıp dururlardı...
Dedesinin sürekli gözünün önünde tuttuğu, yanından hiç ayırmadığı iki iri köpekti bunlar...
Çocuk çadırı korumak için, bir köpek yeterli gözükürken, niyle ötekinin de olduğunu bir türlü anlamazdı...
Hem renkleri niye birbirinin tam zıttıydı...
Niye köpeklerin birisi silah, diğeri beyazdı?..
Günlerden bir gün sordu dedesine...
- “Neden birbirinin zıttı iki köpek besliyorsun dede?..”
- “Onlar” dedi, yaşlı kızılderili “Benim için iki simgedir evlat...”
- “Neyin simgesi?..” diye sordu çocuk...
- “İyilik ve kötülüğün simgesi... Aynen gördüğün şu iki köpek gibi, iyilikle kötülük içimizde sürekli mücadele eder durur...
Onları seyrettikçe ben hep bunu düşünürüm... Onun için yanımda tutarım onları...”
Çocuk dedesini dinlerken, içinden şöyle geçirdi...
İki köpek arasında mücadele varsa, bunların bir kazananı da olmalı...
- “Peki dede...” dedi, “Sence hangisi kazanacak bu mücadeleyi?..”
Bilge reis derin bir gülümsemeyle baktı torununa:
- “Hangisi mi evlat?..” dedi, “Ben hangisini daha iyi beslersem!..”

