Yurtsan’ın oğlu için biriktirdiği anılar kumbarası...

Haberin Devamı

Eskiden cenazelere pek gitmemeye çalışırdım...

Bedensel hayatın bitiş anıyla yüz yüze gelmemeye çaba harcardım...

“Niye cenazelere gitmediğimi” soranlara, zaafımı göstermezdim:

-”Oralarda merhumla ilgisi olmayan bir sürü adam kendini gösterip, iş bağlamaya çalışır... Benim işim olmaz oralarda...” cevabını verirdim...

Gerçekte ise “bedensel hayatın ölüm adı verilen bitiş anıyla” yüzleşmekten kaçardım...

***


Elli yaş beni değiştirdi...

Hayatın, derinden yüzleşmekten kaçındığım tüm yönleriyle “yüzleşir oldum...”

Onlardan kaçmanın, hayattan kaçmak olduğunu anladım...

Yüzleştiğim şeyler bana çok acı veriyorlar...

Ne var ki “gerçek” onların hepsi...

Onlarla yüzleştikçe, hayatı daha çok ellerimle tutuyorum...

***


Yurtsan’ı sanırım dostluğumuz “gizli ve bize özel” olduğu için sevmiştim...

Televizyonların parıltılı dünyasından ayrılalı çok olmuştu...

Kendime yeni ve özel dünyalar kurduğum sırada, hayatıma girivermişti Yurtsan...

İki dost, iki arkadaş gibi saatlerce konuşur, yaşamdan, gustodan, şaraplardan, dünyanın değişik mutfaklarındaki spesiyalitelerden bahsederdik...

Kimseciklerin bilmediği bir dostluğumuz vardı...

Hep ikimiz buluşurduk...

Kimseler olmazdı civarımızda...

Dün Lale’yi gördüm ilk kez...

Eşini, onun cenazesinde...

Sarıldığımda “Hep senden bahsederdi” dedi bana...

Hayret ettim!..

Neden benden bahsetmişti ki acaba?..

O ikili derin sohbetlerimiz duygu dünyasında nasıl bir etki bırakmıştı ki, benden söz etmek ihtiyacını duymuştu karısına?..

***


Lale’nin babasını gördüm...

Yurtsan’ın kayınpederini...

O da “sizi çok severdi” dedi bana...

Belli belirsiz utanıverdim...

Bir “ölüm”ün veda merasiminden rol çalıyormuşcasına utandım, sıkıldım...

Gözünden yaşlar akan kayınpederi, Yurtsan’ın son günleriyle ilgili çok önemli bir gerçeği o anda açıklayıverdi...

Yurtsan aylar öncesinden ağır hastalığını biliyordu...

Uzun yaşamayacağının farkındaydı...

Kimselere hastalığıyla ilgili bir şey söylettirmiyordu...

Hayatı hasta değilmişcesine, istediği ve arzu ettiği gibi yaşıyordu...

Hastalığıyla ilgili dostlara da bir şey söylenmemesini tembihlemişti...

***


Oğlu Tibet’i almış ve hayatının son demlerinde ona “anı biriktirmeye” başlamıştı...

Tibet’i ağır hasta haliyle ta Amerika’lara Los Angeles’a, San Fransisco’ya götürmüştü...

Onunla oynamış, onu bağrına basmış son aylarda yanından hiç ayırmamıştı...

Bebek’e götürüyor, parklarda birlikte oynuyor, hasta haliyle uçaklara biniyor, onu deniz aşırı dünyalara götürüyordu...

Belli ki dokuz yaşındaki oğluna mütevazı “anılar biriktiriyordu...”

Veda etmeye hazırlandığı hayatında kalan bütün zamanını, “çocuğuna anı biriktirmekle” geçirdi...

Nakıs kalacağını bildiği “babasıyla anılar” demetinden, mütevazı bir kumbara yapmıştı Tibet’e...

***


Şimdi göklerde muhtemelen çocuğuyla birlikte biriktirdiği anılar kumbarasına bakıyor Yurtsan...

San Fransisco, Bodrum, Los Angeles...

Yerlerde yuvarlanmalar, hiç ayrılmayacakmışcasına sarılmalar...

Kısıtlı zamanında Los Angeles’a niye özellikle götürdü acaba Tibet’i?..

“Melekler Şehri”ni göstermek için olmasın?..

-”Ben yakında Melekler’in arasına taşınıyorum oğulcuğum... Meleklerle birlikte olacağım sen büyürken... Arada bir beni düşünürsen, Los Angeles’ı hatırla, beraber gezdiğimiz Melekler Şehri’ni” diyebilmek için mi?..

Kim bilir?..

Annesi oğlunun tabutuna sarılmıştı...

Usulca tabuta dokundum, son bir dokunuştu o Yurtsan’a...

Çıktım ve yürüdüm sonra bir süre...

Bir başıma...

Levent Camii ve çevresi dün öğlen Los Angeles’a benziyordu...

Sanki İstanbul Melekler Şehri olmuştu dün...

*****


KONFÜÇYÜS’E GÖRE HAYATTA SAKINMAMIZ GEREKEN ÜÇ ŞEY...

Konfüçyüs 70-80 yıllık insan yaşamının üç temel evreye bölünebileceğini söyler...

Gençlik, olgunluk ve yaşlılık...

Konfüçyüs “yaşam enerjisinin tam yerleşmemiş olduğu gençlikte dişil güzelliğin çekimine karşı dikkatli olunması gerekliliğini” söyler...

Gençler fevri davranışlara çok yatkın olurlar...

Romantik sorunlardan kaçınmaya çalışmalılar...

Liseli ve üniversiteli gençler sık sık duygusal sorunlar nedeniyle bunalıma girerler...

Yaşamın bu evresinde, iyi arkadaşlarımız, bize üçüncü bir gözle, tarafsız ve berrak bir bakış sunarlarsa çözemediğimiz çetrefil sorunları çözebiliriz...

***


Konfüçyüs’e göre bu tuzağı geçtikten sonra orta yaşa varırız...

Üstat bu evrede “kavgacılıktan uzak durmamız” gerektiğini öğütler...

“İnsan orta yaşa geldiğinde aile hayatı istikrarlıdır...”

Mesleği oturmuştur...

Bu durumda aklı en çok, “etki alanını genişletme arzusuna ve kendine yer açma” duygusuna takılır...

Bu durum ise başka insanlarla çelişki ve çatışmalar yaratmaya yol açar...

Bundan her iki taraf da zararlı çıkar...

Bu nedenle Konfüçyüs orta yaşta en önemli şeyin insanın çatışmalardan kaçınması olduğunu söyleyerek, insanları uyarır...

Ona göre, başkalarıyla kavga etmektense, insanın kendisiyle mücadele ederek kendini düzeltme yollarını bulması evladır...

Dolayısıyla bu dönemde sakin ve soğukkanlı insanlarla arkadaş olmanızda yarar vardır...

Onlar geçici zaferler ve yenilgilerden uzak durmanıza, ruhunuzun huzura ermesine ve hayatta soluk almanıza yardımcı olacaklardır...

***


Daha ilerki yaşlarda ise “gözün doymazlığına karşı” dikkatli olmak gerekir...

Yaşlılıkta insan zihni yavaşlama ve sukunete erme eğilimindedir...

Yaşamın bu evresinde insan mal varlıklarıyla ve başarılarıyla makul biçimde baş etmesini öğrenmiş olmalıdır...

Gençliğimizde hepimiz hayata birşeyler ekleyerek yaşarız...

Fakat belli bir noktaya eriştikten sonra, bir şeyleri çıkartmayı da bilmeliyiz...

Toplum size dostluklar, para, insani bağlar ve başarılar vermiştir...

İleri yaşa geldiğinizde tıpkı bir evde zamanla biriken eşyalar gibi, siz de pek çok şeyi toplamışsınızdır...

Eğer yüreğiniz topladığınız şeylerle tıklım tıkış dolmuşsa, onlar eninde sonunda sizi durduracaktır...

***


Yaşlı arkadaşlarımız toplanınca ne konuşurlar acaba?..

Çoğu zaman konuşma homurtu şeklindedir...

Evlatlarının onlara ayıracak zamanları olmadığından yakınarak, ‘Seni büyüteceğim diye canım çıktı... Bezini değiştirmekten altını yıkamaya kadar senin için yapmadığım kalmadı... Şimdi beni görmeye gelmeyecek kadar meşgulsün...’ derler...

Toplumdaki haksızlıklardan yakınırlar...

‘Benim zamanımda bizler devrim yapmakla meşguldük...

Elimize topu topu üç dört yüz yuan geçerdi...

Şimdi torunumun eline ayda üç dört bin yuan geçiyor...’ şeklinde yakınırlar...

Bu gibi sözler söylerseniz zevk alınabilecek şeylerde acı bulursunuz...

Sizi aşağı çeken gizli bir yüktür bunlar...

Bu zamanda sizi hayatla barıştıracak bu sıkıntı ve rahatsızlıklardan uzakta tutabilecek arkadaşlar bulmanız gerekir...”

DİĞER YENİ YAZILAR