Yoksa beni mi kerizlemeye çalışıyorsunuz?

Haberin Devamı

Medya; olayları anı anına ve en çarpıcı şekliyle verir...

Habercilik refleksi gelişmiş olan “gazeteci ve medya mensupları, önemli olayları en hızlı, en çarpıcı, en kapsamlı izleyicilerine aktarabilmek için bütün güçlerini seferber ederler...”

Ben “deli” olarak adlandırılan bir haberciydim...

Hem gazetede çalışır, hem de televizyonda yayın yaparken...

Yunanistan’daki; Koridallos cezaevine fotoğraf makinesini sokup, orada tutuklu tutulan Bulgar Türk’ü üç mültecinin görüntülerini çektirip, İstanbul’a getirdiğimde, Milliyet’in yazı işleri masasında uzun süre kimse resmin gerçek olduğuna inanamamıştı...

- “Şunu bir anlat hele...” diyorlardı...

- “Türkiye’de cezaevine fotoğraf makinesi sokamazsın... Yunanistan’da nasıl soktun bu fotoğraf makinesini, üstelik Türk gazetecisisin... Tutuklanmaktan korkmadın mı?..”

- “Kolay oldu...” demiştim;

- “Bulgar Türkleri’nin aynı hücrede kaldıklarını öğrendim... Eşlerini ve çocuklarını ayarladım... ‘Kocanızı babanızı ziyarete gidin cezaevine... Buna hakkınız var’ dedim...

Onları ziyarete ikna ettim... Çocuklarından birinin eline küçük otomatik fotoğraf makinemi verdim...

- ‘Babalarınızla konuşurken düğmeye üç defa bas... Kimse uyanmasın, fotoğraf makinesini elinden alırlar... Yakalanmayacaksın, fakat üç defa siyah düğmeye basacaksın...’ dedim...

Sonra oturdum bekledim, cezaevi ziyaretinin bitmesini...

Stresten ömrümden yıllar yedim...

Çıktıklarında şimdi gördüğünüz bu hafif flu fotoğraflar elimdeydi...

Telefotoyla gönderme riskini alamadım... Atladım uçağa kendim getirdim...”

Gülümseyerek “deli” diye bana bakıyorlardı...

Mutluluk ve keyif içinde, manşete dokuz sütun nasıl çıkacaklarını konuştular fotoğrafları...

25 yıl önceydi...

***


Mudanya’dan canlı yayına Yıldız Hemşire’yi almaya çalıştığımızda ise, bizim SHOW TV’nin arabasını dört televizyon kanalı ile üç gazetenin araçlarıyla taciz ederek takip ettiğini söylediler...

En güvendiğim muhabirlerden biriydi Özgür Uzun...

Onu görevlendirmiştim...

- “Ne yapayım abi?.. Canlı yayın aracının oraya getiremeyiz... Arkamızda ve yanımızda toplam 7 araba var... Bizi sıkıştırıyorlar... Durduğumuz an canlı yayın konuğunu hepsi birden arabaya girip kaçıracaklar...” dedi...

Felaket bir durumdu...

- “Bursa’ya doğru tam gaz gidin ve benden haber bekleyin...” diye fısıldadım...

***


İnanılmaz bir gerilimdi...

Sonunda Mudanya’dan Cavit Çağlar’ı aramayı düşündüm...

- “Sizin Bursa’da bir Olay TV var Cavit Bey...” dedim...

- “Acaba oradan bir yayın gerçekleştirebilir miyiz?..”

- “Olur” dedi Cavit Çağlar, “Sen bizim Mustafa’yı (Çağlar) ara... Seni çok sever... Ona söyle ayarlar...”

Mustafa’yı aradım...

- “Mustafa’cığım” dedim;

- “Senden bir ricam var... Bizim bir araba gelecek içinde bir hanım var... Onu senin televizyonun bir odasından yayına bağlayacağız... O yayın İstanbul’a gidecek... Ben Mudanya’dan İstanbul üzerinden o hanıma soru soracağım... O Bursa’dan İstanbul üzerinden bana cevap verecek... Çok karışık bir yayın... Ancak yardımcı olursan halledebiliriz...”

- “Lafı mı olur abi?..” dedi... “Hemen...”

***


Can alıcı soruyu ve talebi en sona saklamıştım...

Karşılanması çok zor bir talepti...

“Hayır” dese ona kızamazdım...

- “Mustafa’cığım...” dedim, “Yalnız bir sorun var... Bizim aracın arkasında yedi araç daha var... Hemen arkasındalar... Bizim aracın arkasından sizin televizyona girecekler ve olay çıkartacaklar... Acaba bizim araç girdikten sonra televizyonun kapılarını kapatman ve onları almaman mümkün olabilir mi?..”

Mustafa; “Hayır” diyebilirdi, “Abi senin yüzünden dört televizyon kanalı ve üç gazeteyle papaz olamam” deyip reddedebilirdi...

Öte yandan kendisinden istediğim tek şey, bizim hakkımız olan yayının tacize uğramadan yapılmasıydı...

- “Olur abi...” dedi;

- “Demir kapıyı arkadan kapatırız... Siz yayınınızı yaparsınız...”

Telefonu kapatırken, Mudanya’daki canlı yayın aracının yanında gözümden bir damla yaş süzüldü...

***


Televizyon yayıncılığında, hiçbir deliliğe, sınırsızlığa, cesarete ve cüretkarlığa “hayır” demezdim...

Piyasa bilirdi bunu...

Bizim girdiğimiz canlı yayın işini bizim elimizden alamazdı kimse...

Onu da bilirlerdi...

Bizim muhabirler de bu gerçeğin farkında bir psikolojik üstünlükle giderlerdi canlı yayına...

Ancak bunca deliliğe, sınırsızlığa, cesarete karşın, son günlerde bazı televizyon kanallarında yapılan ‘gün boyu olay çıksın da canlı yayında bağlanalım’ türü bir yayıncılığı hiç yapmadım...

Televizyonlar olayı ilk günlerde vermediler...

Büyük bir yayıncılık ayıbıydı bu yaptıkları...

Koskoca olay sanki hiçbir şey olmamış gibi “görülmüyor”, yayın kendi halinde ve akışında manzara görüntüleriyle devam ediyordu...

Sonra haklı olarak izleyicilerinden özür diledi televizyonlar...

***


Fakat bu sefer de gördüğümde inanamadığım başka bir olay gerçekleşmeye başladı...

Bazı kanallar, gün boyu ve akşam ve gece yayını boyunca her çıkan arbedeyi, kavgayı, gürültüyü, protestoyu canlı yayında bağlanarak vermeye başladılar...

Stüdyoda televizyon tartışmaları devam ederken, habire meydanlarda olaylara canlı yayında bağlanılmaya başlandı...

Oysa dürüst yayıncı bir ahlak bilirdi ki, “devam eden olaylar, eğer haber bülteni bitmişse ve yayın akışını tamamen altüst edecek bir gelişme yaşanmıyorsa, canlı bağlantıyla kesilmez...”

Çünkü her canlı yayın bağlantısı, aslında “olayların fitilini ateşleyici bir etki yaratır...” Eğer habercilik ve yayıncılık namusunuza sadık kalarak yayın yapmak istiyorsanız, saat başı haber bültenlerinde muhabirden canlı görüntüler eşliğinde 1-2 dakika durum hakkında bilgi alırsınız...

Gün boyu çıkan olayları da, görüntülerini montajlayıp, üzerine perfore okuyup, normal bir haber gibi dili geçmiş zamanla sunarsınız...

Rugby maçı değil bu olaylar...

Tribünden futbol maçı da seyretmiyoruz...

Bu olaylar bir toplumsal şiddeti de içine alıyor... Haberi verme sorumluluğunu baştan göstermediniz...

Peki şimdi yaptığınız nedir?..

Canlı yayın araçlarını ve canlı bağlantıları alert tutup, oradaki olayları acaba taze tutmaya çalışıyor olabilir misiniz?..

Yaptığınızın somut sonucu bu değil mi?.. Farkında değil misiniz yoksa?..

Ya de beni mi “kerizlemeye” çalışıyorsunuz?..

AMERİKAN CNN’İN HATAY’DA İŞİ NE?..

Batı Trakya’da olayların çıktığı günlerdi...

Batı Trakyalı Türkler, Yunan polisinden şiddet görüyordu...

Olaylar çıkmış bitmek bilmiyordu...

Gazeteden aradılar...

- “Batı Trakya’ya gitmeyi düşünüyor musun?..” dediler...

- “Yarın sabah 8’de orada olacağım...” dedim...

- “Öğleden sonra dörde kadar, röportajları yapar, resimleri çeker, haberleri yazmak için bulabileceğim bir otele geçerim...”

- “Tamam” dediler...

***


Ertesi sabah 06’da uçağa bindim...

07’de Gümülcine’deydim...

Elimde telefoto makinesi, önce Gümülcine sonra İskeçe’de resimler çektim, röportajlar yaptım...

Resimleri tab ettirdim, işimin bir bölümünü bitirip telefoto geçip haberleri yazmak üzere otele geçtim...

Çevreden, “Ne olur” dediler “kalın burada, nasıl olsa haberi geçersiniz... Siz meydanlarda kalın... Sizi görsün halk... morali yerine gelsin...”

- “Beni gören gördü...” dedim...

- “Benim maalesef bir gazeteci olarak halka moral verme gibi bir görevim yok... Resimlerimi çektim, haberimi hazırladım, benim görevim gazeteye haberi ve resimleri yetiştirmek... TRT’ye bildirmek... Bu benim görevim...”

***


Fark etmiştim ki; Batı Trakya halkı TRT yayınlarından beni çok iyi tanıdığından, bazıları meydanlardaki “görüntümden” başka şekillerde istifade etmek istiyor...

Benim işim değildi bu...

***


Önceki gece baktım Hatay’dan CNN International sürekli canlı yayında...

Gece 23.30-24 sularında bağlandılar...

Bir kaç kez daha bağlandılar...

Ne zaman?..

22 yaşında bir gencin Hatay’da öldürülmesinden hemen sonra...

İki gün boyunca devam ediyorlar canlı yayınlara...

CNN International ülke çapında yayın yapan bir televizyon kanalı değil...

Dünya çapında yayın yapıyor...

Dünyada yüzün üzerinde ülke, binlerce merkez, on binlerce olay var...

Hatay’da muhabiri olacak, kamerası, ekibi olacak elbette...

Fakat Hatay’dan niye sürekli “canlı yayın” yapılıyor acaba?..

Nedir Hatay’da olması düşünülen, gerçekleşmesi beklenen?..

Anlayamadım; efendim?..

DİĞER YENİ YAZILAR