Yıllarca aldatmışlardı beni...

Dışarıda sahici gibi görünen hayat örtülü başka gerçeklerin "sanal bir yansıması"ydı aslında...

Ortaokuldayken edebiyatı sevmiştim...

Üniversitede gazeteciliği seçtiğimde; "bu mesleğin gerçekler üzerine kurulduğunu sanmış", gerçek olduğunu sandığım hayatın içinde onlarca yılı şizofrenik bir yanılsamayla geçirmiştim...

***

Gerçek sandığım gazetecilik; "koskoca bir yalan", edebiyat dediğim duygu seli, "baştan sona gerçek"ti aslında...

Hayatın ironisi "kurmaca sandığım edebiyatın tamamen gerçek", gerçek sandığım gazeteciliğin ise tamamen "kurmaca" olduğuydu...

***

Beni fena halde aldattılar...

Aldattıkları yavaş yavaş ortaya çıkınca; bu sefer psikolojik linçlerle, öldürmeye çalıştılar...

Katillerimi biliyorum...

Sadece bilmekle kalmadım onları paylaştım...

Bu saatten sonra onlar sonsuza kadar "katil" kalacaklar...

Kendilerini nasıl satmaya çalışırlarsa çalışsınlar, katil olarak yaşayacak, katil olarak ölecekler...

***

Bense "gerçek" diye satılmaya çalışılan bir "sahte kurmaca oyunu" oynamayacağım artık...

Kurmaca gibi görünen "gerçek"le sanatla ilgileneceğim...

Bugün Cemal Süreya'nın ölüm yıldönümü...

1990 yılının 9 Ocak'ında çok genç yaşta öldü Cemal Süreya...

***

Onun dizelerine yansıttığı aşk; bize gerçekmiş diye sunulmaya çalışılan "yönlendirilmiş algılardan" çok daha gerçek...

İki şiirinden "aşkı anlatan dizeler"i seçtim Cemal Süreya'nın...

*****

UZAKTAN SEVİYORUM SENİ

"Uzaktan seviyorum seni!

Kokunu alamadan,

Boynuna sarılamadan.

Yüzüne dokunamadan,

Sadece seviyorum!

***

Öyle uzaktan seviyorum seni!

Elini tutmadan...

Yüreğine dokunmadan...

Gözlerinde dalıp dalıp gitmeden,

Şu üç günlük sevdalara inat,

Serserice değil; adam gibi seviyorum...

***

Öyle uzaktan seviyorum seni,

Yanaklarına düşen iki damla yaşını silmede,

En çılgın kahkahalarına ortak olmadan,

En sevdiğin şarkıyı beraber mırıldanmadan...

***

Öyle uzaktan seviyorum seni!..

Kırmadan,

Dökmeden,

Parçalamadan,

Üzmeden,

Ağlatmadan uzaktan seviyorum...

***

Öyle uzaktan seviyorum seni;

Sana söylemek istediğim her kelimeyi,

Dilimde parçalayarak seviyorum...

Damla damla dökülürken kelimelerim,

Masum beyaz bir kağıtta seviyorum."

*****

BU BİZİMKİ

"Yıkıcı bir aşk bu,

Yıkıyor milletin ortasına

Tutku yükünü.

***

Bölücü bir aşk

Ekmeği suyu bölüyor

Günde üç öğün.

***

Hain bir aşk bu,

Sizin eve hırsız girer

Onunkine polis.

***

Yasadışı bir aşk bu,

Evlenmeyi

Hiç mi hiç düşünmüyor.

***

Soyguncu bir aşk bu,

En sıradan ezgilerden

Sevinçler devşiriyor

***

Kökü dışarda bir aşk,

Dante ile Beatrice'inkine

Fena öykünüyor.

***

İşgalci bir aşk bu,

Samanlık sevişenin diyor

Başka şey demiyor"

*****

MUCİZE...

Uzun bir süredir erken kalkma mucizesini kendi hayatımda yaşıyorum...

Eskiden gece iki üçte yatarken; birkaç yıl önce sabah 5'de 6'da kalkmaya başlıyorum...

Önceleri sabah erken kalkma; günü büyük ölçüde kazanma anlamına geliyor benim için...

***

Günün ortalarına geldiğimde, başkalarının güne daha henüz başlamamış ya da yeni başlıyor olduklarını fark ediyorum...

Bu; önemli bir avantaj teşkil ediyor...

Günü daha uzun yaşıyorum; daha çok şey yapıyorum...

***

Fakat esas değişiklik sabahın çok erken saatlerinin mucizesini yakalamamdan sonra gerçekleşiyor...

Sabah saatlerinde "kendi iç barışıklığın ve huzurunla geçireceğim yarım saat kırkbeş dakika; mucizevi etkiler yaratıyor üzerimde..."

***

Huzur ve dinginlik içinde kendinle, beyninle ve evrenle kurduğun iletişim, önündeki bütün engelleri teker teker yok ediyor...

Şifreli görünen bütün gerçeklerin üzerindeki örtüyü kaldırıyor...

Sanki birkaç göz daha ekleniyor sana;

Sanki beynin birkaç misli daha yüksek bir voltajla çalışıyor...

İnanılmaz şeyleri bulup çıkartıyor insan beyni sabahın erken saatlerinde...

***

Bunun için, gece onbuçuk onbir gibi uyumak gerekiyor...

Alkollü ya da en azından fazla alkollü olmayacak bir beyin, iyi dinlenmiş bir vücut ve dingin bir ruh hali gerekiyor...

Sonra...

Mucizevi bir beyin fırtınası sizi bekliyor...

Bu sürecin sonunda sabah saatleri biterken kötüler kaybediyor, iyiler kazanıyor...

Kanserli hücreler, deşifre oluyor...

BİR ve BÜTÜN sağlıklı biçimde hayatına devam ediyor...

*****

CEMAL SÜREYA'NIN ADINDAKİ TEK Y...

Cemal Süreya'yı yazarken tek y ile yazılıyor...

Çünkü Cemal Süreyya (çift y'li iken Süreyya) hayatı boyunca çok sevdiği iddialardan birine tutuşmuştu bir arkadaşıyla...

İddiayı kaybedince ismindeki y'lerden biri uçtu gitti...

***

İddiayı kaybetmesi halinde Süreyya ismindeki y'lerden

birinin çıkartılmasını kabul etmişti...

İddiayı kaybedince Süreyya'daki çift y'den biri gitti...

Cemal Süreya kaldı...

Dün yazıyı yazdıktan sonra yazı işlerindeki arkadaşlar aradılar "Cemal Süreya'yı tek y ile yazıyoruz siz çift y ile yazmışsınız" dediler...

-"Peki" dedim...

-"Siz tek y yapın... Ben niye çift y'den tek y'ye döndüğünü yazıyla anlatayım..."

Bu yazı öyle çıktı...

*****

ERKEN KALKMANIN MUCİZESİ...

"Erken kalkmak kendinize verebileceğiniz bir armağandır...

Erken kalkma alışkanlığı gibi, hayatınızı değiştirebilecek güce sahip sadece birkaç öğreti bulunur...

***

Sabahın ilk saatlerinin çok özel bir tarafı vardır...

Zaman sanki yavaşlamış gibidir...

Ve hava yoğun bir huzurla doludur...

"Saat Beş Kulübü"ne katılmak, günün üzerinizdeki kontrolünü alıp, size gününüzü kontrol etme gücü verir...

"Yatakla savaş"ı kazanmak, ve "zihninizi yatağın üzerinde tutmak", sizi günün en önemli zaman diiminde daha baştan en azından sessiz bir saat kazandıracak...

Eğer akıllıca kullanırsanız, gününüzün geri kalan kısmı olağanüstü bir hal alacak..."

Robin Sharma

DİĞER YENİ YAZILAR