Yeter ki onursuz olmasın hayat!..

Haberin Devamı

Yılın televizyon starı Oscar’ını ilk aldığım o geceyi hiç unutmuyorum... Tüm belirtiler, o yılın televizyon yıldızı Oscar’ını benim alacağımı söylüyordu...

Yine de “gecenin ortasında rezil olmak vardı...”

Arkalarda bir masaya, geç saatte bir ekip arkadaşımla gidip, ilişmiştim...

Kapıya yakın oturmuştum;

“Ödülü alamazsam kimselere görünmeden sıvışırım” diye aportta bekliyordum...

O sene her gece yaptığım Ateş Hattı ortalığı kasıp kavurmuştu...

Her gece içimden;

-“Bu stüdyoda; bir Allah bir ben, bir de izleyicim var... Başka kimseler yok...” diye geçirerek yapıyordum programı...

Televizyonların bütün ratingleri altüst olunca, iki ay içinde biz Kanal D’den, Show TV’ye transfer olmuştuk...

Ratingler öyle inanılmaz bir hal almıştı ki, gelişmeler bununla da kalmamış, SHOW Haber’e geçmekten başka çarem kalmamıştı...

O sırada “haber merkezini ele geçirmek için” arkasını ulusal ya da uluslararası derin merkezlere bağlayan bütün operasyonel medya güçleri, yeni durum karşısında ne yapacaklarını şaşırmış; beni itibarsızlaştırmak için ellerinden geleni artlarına koymamışlardı...

Peter Sellers gibi etrafımda dönen şeylerin farkında değildim...

-“Bu adamların benimle alıp veremedikleri ne ola ki?..” diye kendime sormaktaydım...

Tek bulduğum cevap “ticari rekabetti...”

Oysa ticari rekabetin ötesinde, “medyadaki bütün siyasi bezirganların oyunlarını bozmaktaydım...”

***


Bunu anlamak için o olayların üzerinden yirmi yıla yakın bir süre geçmesi gerekti...

Yılın televizyon yıldızı Oscar’ını değil; “yirmi yıl sonra ancak medya onur ödüllerini” almam gerekecekti, oynanan oyunları, uygulanan senaryoları anlayabilmek için...

Hafta içinde Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi’nden aradılar...

2013’ün Medya Onur Ödülü’ne üniversite

öğrencileri beni layık görmüşlerdi...

Katılıp katılamayacağımı soruyorlardı...

Teşekkür ettim, ödül törenine katılmaya çalışacağımı söyledim...

***


TRT tarafından “televizyonların otuz yılına damgasını vuranlar” ödülünü aldığımda da, Siyaset Dergisinin “Medya Onur Ödülü”ne layık görüldüğümde de, hep aynı şeyi düşünmüştüm...

Medyada gerçekte ne olup bittiğini anlamak, aktif gazetecilik yaptığınız; “yılın televizyon ya da ana haber yıldızı ödülünü aldığınız” sıralarda mümkün olmuyordu...

O günlerde her şeyden habersiz; çalışıp, didinerek yaptığımız televizyon rating mucizesinin, Türkiye’de derin oyunlar oynayan siyasi kalantorlardan nemalanmış figüranların oyununu bozacağını, bizi yok etmek için ellerinden geleni ardlarına koymayacaklarını bilemezdim...

***


Nahiftim...

Aşk hayatımın bile, “bu korkunç itibarsızlaştırmanın bir parçası haline getirilmeye çalışılacağını” bilemezdim...

Gazetelerde boy boy “aşk haberlerimi” gördüğümde; “bu gazeteler kendi mensuplarının misli misli gerçek olan aşk hikayelerini neden yazmazlar da, allayıp pullayıp benden bir Brezilya dizisi yaratmaya çalışırlar?..” diye kendi kendime sorgulardım...

Oysa esas meseleleri seni gazeteci olarak göstermemekti...

“Bir magazin figürü”, “bir rating sihirbazı”, “ağırlığı olmayan bir sabun köpüğü” olarak göstermekti...

Ancak bu şekilde etkiyı kırarak “topluma şırıngalamaya çalıştıkları” manipültif ajandalarını kamuoyuna zerk edebilirlerdi...

***


O günler çoktan geldi geçti...

Sıfırlamaya çalışsalar da, itibarsızlaştırma, karakter suikasti, sansür ve yıldırmayla, toplumun doğal gündemini yok edip, kendi manipülatif ajandalarını şırıngalamaya çalışszalar da, sonunda ne ben, ne de hayat onlar karşısında pes etti...

Namusla ve onurla yapılan meslek, yine hiçbir etki altında kalmadan kendi isteğimle aktif gazetecilik olarak sonlandırıldı...

Şu sıralar aktif gazeteciliği bırakmış olmamın, ne kadar isabetli olduğunu düşündüğüm olayları yaşıyorum...

Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi öğrencilerinin Medya Onur Ödülü, tam bugünlere denk geldi...

Sanırım “yalnız başıma dik durmaya çalıştığım meslek yaşamının, boşa gitmediğini, heba olmadığını” anlatan bir onur ödülü bu...

Çarşamba günü kısmetse gidip ödülü alacağım Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi öğrencilerinin elinden...

Onlara hayatta hep dik durmalarını söyleyeceğim...

Onurlarından ve kişiliklerinden taviz vermemelerini salık vereceğim...

Hoşgörülü ve uzlaşmacı olmalarını, ama sahtekar ve yalancı olmamalarını öğütleyeceğim...

Sanal değil gerçek ve sahici olmalarını tavsiye edeceğim...

Hesapla değil, niyetle hareket etmelerini isteyeceğim...

Gün gelecek, ya onlar da benim gibi bir üniversitenin “onur ödülü”ne sahip olacaklar...

Ya da onurlu olmalarının gururunu çocukları onlar adına yaşayacak ve yaşatacaklar...

***


Önünde sonunda, hepsi hepsi bir “onur” değil midir, her nerede yaşanıyor ve yaşatılıyor diye aramakta olduğumuz...

Onur ödülü, benim için “yılın gazetecilik ve televizyonculuk ödüllerinden çok daha kıymetli...”

Gazeteciliği bir türlü başaracağım ve sonunda yılın gazetecisi olabileceğim belliydi...

Ama “onurlu” kalmak, bunca karakter suikastinin ve itibarsızlaştırmanın ortasında, 35 seneden hala onurunla çıkabilmek...

Bu çocuklarına bırakabileceğin bir gurur...

Levent Yüksel’i anmanın zamanıdır şimdi:

“Yeter ki onursuz olmasın aşk!..”

YANINDA NİYE BİR TEK ADAM BİLE YOK?..

Ağustos ayından beri, “seçimlerle birlikte gelen korkunç savaşın” hiçbir yerinde hiçbir tarafında bulunmayacağımı söyledim..

Bu olayları hangi tarihten geçerli kılarsanız, ona göre bir yorum ortaya çıkacağından, insani
meselelere yardımcı olmak dışında özellikle hiçbir yorumda bulunmuyorum...

Sonuçta bu olaylardan çok önce, aktif gazetecilik yapmamaya karar verdim...

Bu karara saygı göstermeye devam ediyorum...

***


Ancak ortada “çok acayip” bulduğum bir nokta var...

Muhalefet, Cemaat, iş dünyasından önemli bir kesim ve cenah ve uluslararası örgütler, dernekler, siyasetler güçlü bir muhalefet yapıyorlar AKP’ye karşı...

Koskoca iktidar partisi ise, “tek ama sadece tek bir kişiyle savunmada...”

Sanki AKP’de Recep Tayyip Erdoğan’dan başka kimsecikler yok...

Miting yapan o...

Televizyonda canlı yayında soruları cevaplayan o...

Twitter’la kavga eden o...

Eski polis müdürleriyle tartışan o...

Allah için, 12 yıllık siyaset, kader ve yol arkadaşlarından bir tek kişi bile olmaz mı yanında?..

Birisinin de tek bir kelime ettiğini duymuyorum onun yanında ondan başka...

Siyaset böyle bir şey midir?..

Böyle yalnız kalınan bir vaka mıdır?..

Bunca insan onunla siyaset yapmadı mı?..

İkbal ve itibar kazanmadı mı?..

Tek bir kişi bile çıkmaz mı araziye uymayan?..

Nasıl bir şeydir bu?..

DİĞER YENİ YAZILAR