Yaşadığımız felaketler ve medya...

Reha Muhtar ile Buluşmalar; Eylem Doğan

Haberin Devamı

Reha Muhtar’la bu Pazar şehitlerimiz, deprem felaketi ve yaşadığımız dayanışma duygusunu ve medyanın bu konudaki konumunu konuştuk... Başbakan, medya patronlarını ve yöneticilerini terör zirvesinde topladı...
Deprem felaketine karşı tüm televizyonlar ortak yayın yapıp para topladılar... Buna karşın sosyal sitelerde canlı yayında yapılan hatalara karşı çok ağır eleştiriler yer aldı... Bazı televizyoncular özür dilediler... Reha Muhtar’la tüm bunları konuştuk...

* Dizileri, “şehit veya gazi veren ailelerin dramlarından öykü yaratmak yerine “ahlaksız tekliflerden” ibaret senaryolarından dolayı ağır eleştirdiniz... Televizyon programlarını kabız olarak ilan ettiniz... Niye?
Televizyonculuk bir yaratıcılık mesleğidir... Bir tekniker meslek değil... Onun için televizyonlarda milyonlarca dolar para dönüyor... O inanılmaz paralar “yaratıcılığa veriliyorlar, kabızlığa değil...”
24 şehit vermişsiniz, 500’den fazla insanı depremde kaybetmişsiniz...
Depremde sakat kalanlar, terörde yaralanıp uzuvlarını kaybedenler... Türkiye’nin insanı hayatı boyunca inanılmaz dramlarla karşı karşıya kalıyor... “Hayatı roman” denir ya, aslında bunlara senaryo yazmaya bile gerek yok.
Hayatı bire bir yazsanız yeterince dram var. Fakat ne yapıyorlar arkadaşlar. “Paranı bir gecede ödeyebilirsin” türü ucuz, libidoya yönelik bel altı muhabbetlerle rating almaya çalışıyorlar... Rating almaya çalışmakta bir sakınca yok... Elbette televizyoncu olduklarına göre işlerinin gereğini yapacaklar... Ne ki televizyonculuk bu kadar ağır dramların yaşandığı bir toplumda, bu dramları hiç öyküleştirmeden, ucuz Hollywood taklitçiliğiyle yapılacak bir iş değil... Ya da televizyon programcılığı, milyon dolarlar kazanırken, terör olunca programları iptal edelim mi etmeyelim mi demek hiç değil... Siz akademisyen değilsiniz arkadaş... Ayda üç beş bin liraya düşünce egzersizi yapmıyorsunuz...
Yüz binlerce dolar alıyorsunuz... Bu paralar yaratıcı olun diye veriliyor size. Akademi tartışması yapın diye değil. Değiştirirsin televizyon programının akışını, durumun ve hayatın gerektirdiği yayını yaparsın. Bunun için kabız olmamak ve üretmek gerek tabii ki...
* Şehit öykülerinden, gazilerin dramlarından öykü mü yaratırdınız?..
Öykü yaratmaya gerek yok... Öykü zaten hayatın içinde duruyor. Şehit olan o gencin, sevgilisi evinde ağlıyor. Terörün kurşunundan ölen mühendisin çocuğu babasına ağlıyor. Babasız kalan çocuk, kocasız kalan kadın, evlatsız kalan anne, oğlu sakat kalan baba hayata nasıl devam ediyorlar...
Onlar için hayat bitiyor mu... Bitmiyor devam ediyor. Peki bu hayatın dramasından daha çarpıcı bir şey olabilir mi hayatımızda? Aklıma ne öyküler geliyor... Fakat söylemeye gerek yok... Bunu yapabilmek için hissetmek lazım... O insanları sevmek lazım. Depremde giden hayatlara yakın olmak lazım... Bizde “yakın olmayı geçtim” onlar da şöyle yapmışlardı “oh iyi oldu” diye iç geçirenler var...
* Müge Anlı ve ile Duygu Canbaş’tan söz ediyorsunuz sanırım...
Müge’yle, Duygu’nun söyledikleri “duyarsızca söylenmiş sözler...” Fakat bu ülkede “Onlar da böyle yapıyordu... Oh oldu başlarına geldi” mantığını yapan o kadar çok kişi, çevre ve zümre var ki...
“Belasını buldu” diyenler mi ararsın, “Allah hak ettiklerini verdi” diyeni mi bulursun, “Onlar da çok azmışlardı” diyenlere mi rastlarsın, artık bahtına ne çıkarsa. Bu toplumda etnisite, din, ideoloji, vatanseverlik, yurtseverlik adına, her şey yapılır... Her bela okunur... Her felaket “bir hesap görme” havasına sokulur...
Bu ülkede faşizmin yaşam alanı, sadece etnik faşizmden ibaret değil... Her düşüncenin zorba faşizm sahası var...
* Türkiye’de bir ilk gerçekleşti ve tam 19 yayın kuruluşu ortak yayın yaptılar Van’daki depremzedeler için ve tam 62 milyon TL topladılar. Televizyon tarihindeki bu ilki nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bu ülkede tabandan başlayan kampanyalar, sivil inisiyatifler gelişmemiş gelişmiyor...
Bize sivil dendiğinde aklımıza asker olmayan her şey geliyor...
Oysa o televizyon ortak yayınının fitilini “Başbakan’ın iradesi” ateşledi...
Başbakan insani yardımlar konusunda çok hassas olunca, iş başa düştü, herkes yardım eylemine girişti...
Çok olumlu bir gelişme...
Fakat bunlar Başbakan iradesiyle, tetiklemesiyle, devletin tepelerinden esen rüzgarla, yapıldığında “sivil inisiyatif olmuyor...” Devlet eksenli inisiyatif oluyor...
Biz ne zamanki “güç odaklarına güzel, hoş ve sempatik görünmek için yapmayız” bu davranışları o zaman o zaman “insancıl ve demokratik bir standarda” kavuşuruz...
* Ortak yayına katılmayan kanallar için ne söyleceksiniz?..
Hiçbir şey söyleme hakkına sahip değilim... Televizyonculuk özel bir alan... Herkes ortak karara uymak zorunda değil...
Show TV o karara uymadı, önce Muhteşem Yüzyıl’ı...
Sonra da Ne Giyinelim gibi bir şov programını yayına soktu...
Bu hak sonuna kadar onların hakkı...
Fakat ben olsam, böyle bir günde, farklı bir yayın akışı yapsam da, özellikle gece vakti “Ben ne giysem” türü bir programı yayınlamazdım...
Normal günlerde “evet...”
Fakat o gün öyle bir programı yayınlayarak kanal programın sunucularını da topun ağzına attı... O programın sunucuları bu programın “depreme karşı ortak yayın yapılacağı gün” yayınlanacağını bilmiyorlardı... Öyle bir günde millet tüm ünlüleriyle seferber olmuş üç kuruş beş kuruş yardım toplarken, “Ben ne giysem” gibi bir yayın izleyicinin yoğun tepkisine yol açar...
Üstelik o yayın banttan...
Ve elbette sunucular, katılımcılar bunun böyle bir gecede yayınlanacağını bilmiyorlar... Bir sürü sıradan espriler yapıyorlar... Yayıncılık bir sosyal matematik ve empati işidir...
Bu hatalarını tez elden telafi etmeli o arkadaşlar...

DİĞER YENİ YAZILAR