Haberin Devamı
Kadınların deyimiyle “Kıvama gelmiş bir adamdı...”
36 yaşında, şöhret “atlamaya” başlamıştı...
O güne kadar varolan şöhreti, o günlerde ülke çapında bir başka boyuta kanatlanıyordu...
Popüler kültürün zirvesine doğru yol almaktaydı...
Para, pul, şan, şöhret; dışardan her şeyi var görünüyordu...
Ünlüydü...
Çok popüler bir iş yapıyordu...
Ve yapmakta olduğu popüler işte en popüler figürdü...
Henüz zengin sayılmazdı...
Ama zenginler düzeyinde yaşamakta olduğu bir hayatı vardı...
15 yıllık geceli gündüzlü bir çalışma meyverelerini vermiş görünüyordu...
Bir akşamüstü cep telefonu çaldı...
Bilmediği bir numaraydı...
Karşıdan bir kadın sesi geliyordu...
“Ben .... ....” dedi...
“Güzeller güzeli, seksi ve çok çekici bir kadındı...” arayan...
Kendisini birebir tanımıyordu, ismini biliyordu ve güzelliği dillere destandı...
“Güzel kadın” onu çok beğendiğini söyleyerek konuşmasına başladı...
Kadınlarla ilişkilerde “Üniversite eğitimimi çok ünlü bir ülkede aldım” dediği uzak diyarlardan gelse de, ruhunun içindeki “naif”lik, onu “tecrübeli ve kaşer erkekler” sınıfına sokmuyordu...
Hele hele o zamanlar, “şöhretli aşklar ve birliktelikler” konusunda iyiyce çömez sayılırdı...
Güzel kadınla konuşmaya başladılar...
Güzel kadınla buluşmaya karar verdiler...
Bir akşam, şehrin kenarda, köşede kalmış bir deniz kıyısı balıkçısında buluştular...
Akşam saatleriydi...
Restorana erken gitti...
“Ne olur ne olmaz resimlerindeki gibi değildir... Tanımam rezil olurum...” diye düşündü ve kapıyı gören köşe masalardan birine yerleşti...
Bir süre sonra güzel kadın, etrafında huzme yaratırcasına restorandan içeri girdi...
O kadar dikkat çekiciydi ki, genç adam tedirgin oldu, “Şimdi herkesin gözleri buraya dikilecek” diye içinden geçirdi...
Evli değildi, yaptığı bir kaçamak falan da değildi...
Gizli bir sevgili korkusu da yoktu...
Ne ki, gazete sayfalarında boy boy resimlerinin çıkmasından o günlerde de daha sonra da hep tedirgin olacaktı...
Yazık ki gazete sayfaları onun bu talebini hiç tınmayacak, o günlerde ve onu izleyen günler ve yıllarda, genç adamı sayfalarına sıkça baştacı edeceklerdi...
O geceden sonra, sık sık buluştular...
Birlikte oldular...
Bir ilişki yaşıyorlardı yaşamasına ama, nasıl bir ilişki yaşadıklarını tam oturtamıyordu adam...
Genç kadın içki ve sigara kullanmıyordu...
Spor yapıyordu, gayet fit bir vücudu vardı...
Kendisine bakıyor, sağlıklı besleniyor ve birlikte oldukları zamanlarda, genç adama hep “sağlıklı beslenme” üzerine öğütler veriyordu...
Bazen ton balıklı kepekli makarna gibi, yemekler yapar, adama yedirirdi...
Güzel kadın, hayatta çok şey yaşamıştı...
Manşetlerden kolay kolay inmemişti...
Kadın o sıralarda tam 35 yaşındaydı ve 15 yıldır manşetlerin ortasındaydı...
Adam 36 yaşında, henüz o dünyalarla tanışmamıştı...
Sağlıklı beslenme ve yaşama günlerinden çok uzaklardaydı...
Acayip stres dolu, rekabetçi bir işi vardı...
Başarıya odaklı bir hayat yaşıyordu...
“Sağlıklı yaşam” onda o sıralarda, masal etkisi bırakmaktaydı...
Afra tafra da yapsa erkekler, bir süre sonra beraber oldukları kadının gizli yörüngesine girerler...
Genç adam bir süre sonra ilk günlerdeki tedirginliğini bıraktı...
Bir gün şehirden biraz uzakta bir deniz kenarına kasabasına gitmişlerdi...
Sahilde otururken, bir kadın geldi, “Ah” dedi “Ne güzel sizi görmek... Beraber bir resim çektirebilir miyiz?..”
Adam uyanmamıştı, “olabilir”miş gibi bakıyordu...
Oysa “Güzel Kadın” bir atmaca gibi atladı...
“Hayır” dedi, “Resim çekmeyin lütfen...”
Talepte bulunan kadın öylesine kaldı, ısrar etmedi ve hemen uzaklaşıverdi...
Sezon bitiyordu, yaz geliyordu...
İşinde çok başarılı bir sezonu geride bırakmıştı adam...
Altı haftalık bir tatil almıştı...
“Hadi yürü gidelim” dedi, “Burada rahat yaşayamıyoruz ilişkiyi...”
Kendisi de çok zor günler geçirmiş, dünyayı keyfince dolaşıp, tadını çıkarmayı çok özlemişti...
Paris’ten başlayacaktılar, New York’a gideceklerdi...
Hatta sonrası için Atina ve Londra’yı da düşünmüştü genç adam...
Nasıl olsa İstanbul’da rahat rahat görüşemiyorlardı, dışarısı daha rahat olacaktı...
Paris, New York sonra yeniden Paris...
Adamın tam da yerli yerine oturtamadığı ilişkileri başlayalı birkaç ay olmuştu...
New York’ta yolda rahat yürüyebildikleri söylenemezdi...
“Hayır” tanındıkları için değil...
Herkes “kadın”a bakıyordu...
Erkek kadın herkes...
O derece alımlıydı kadın New York caddelerinde...
Kendisine öyle bakılmasına haliyle alışkındı...
Hatta biraz bu durumu oyuncak haline getirmiş oynuyordu...
“Güzel bir kadının, imkansız olan her şeyi yapabileceğine” o tatilde kanaat getirdi adam...
Daha önceki çok güzel sevgilisi, bu oyunu bu kadar açıktan oynamazdı...
Güzel kadın herhangi bir garsonu, yoldan geçen bir adamı, oteldeki bir görevliyi, tek bir bakışıyla altüst ediyordu...
O bu oyunu sırf “eğlenmek için” oynuyordu...
Yanındaki erkeğin bu durumda iki yolu vardı...
Ya pek de sevmediği bu oyuna istemeden katılacak...
Ya da içinden sinirlenip dışına taşırmayacak...
Genç adam, Fransız erotik film fantazyalarını çağrıştıran bu tür oyunlardan pek zevk almazdı...
Bu durumda yapacak tek bir şey kalıyordu...
Sinirlense de fazla dışarı taşırmayacaktı...
O da öyle yaptı...
Genç kadın “eğleneceli oyununu istediği zamanlarda oynuyordu...”
O akşam çok kalabalık ve geniş bir kafe-bar’a oturduklarında saat 19 sularıydı...
Masalarda değil ama, bar üstünde sigara içilebiliyordu o sıralarda New York’ta...
Kadın bara oturduğunda zaten barın müdavimleri, barmenler herkes ilgiyi bu ikiliye çevirdiler...
Günlerdir devam eden bu ilgi artık adamın canını sıkmaya başlamıştı...
Tepki vermiyordu, çünkü bunu “salakça” buluyordu...
Ne ki, tepki vermemesi durumdan hoşnut olduğu anlamına gelmiyordu...
Orada o anda sonradan ettiğine pişman olacağı sözcükler sözcükler çıkıverdi ağzından:
“Bak sevgili ....” dedi, “Sen çok güzel bir kadınsın...
Hayatının zirvesini yıllardır yaşadın ve yaşıyorsun...
Şimdi 35 yaşındasın ve zirvede herkesin ilgisinin odağındasın...
Bense bir erkeğim... Hayat merdivenlerini daha yeni yeni çıkmaktayım...
Şimdi zirveye yaklaşmaktayım...
Bundan sonra erkek olarak benim yıllarım başlayacak...
Sen yıllar içinde düşüşe geçeceksin...”
Cin gibi bir kızdı...
Gözlerinin içi parıldadı bir an, şeytanca bir gülümseme yayıldı yüzüne...
Anlamıştı adamın ne dediğini!..
İtiraz etmedi hiç...
Genç adam bu işlerde toy sayılırdı...
Güzel kadının oynamakta olduğu oyunu, “Hayatın kadın erkek arasındaki farklılık gerçeğiyle” eşitlemeye çalışıyordu...
Çok kırıcı değildi...
Zaten güzel kadın da önemsemedi, güldü geçti...
New York’ta çekişmelerle dolu tatilleri bitti, Paris’e geçtiler...
Paris’e indikleri gün genç kadın “Benim İstanbul’da işlerim var... Yetişmem lazım... Bugün hemen gidelim İstanbul’a gitmeliyiz...” dedi ısrar etmeye başladı...
İsteği aniydi ve ben bunun niye olduğunu genç adam anlamamıştı...
O birkaç gün daha kalmak istiyordu, hayallerinin şehri Paris’te...
Çok çalışmış, zor bir sezon geçirmiş, bir süre daha gözlerden uzak dinlenmeyi planlamıştı...
Kadın ise “Bugün gidelim, bugün gidelim” diyordu...
Genç erkek “kadının ani gelişen travmatik yörüngesine” girmeyi reddetti;
“Senin biletini değiştirelim, akşama alalım...” dedi... “Seni bırakırım... Ame ben kalacağım Paris’te...”
Paris’te -bilenler bilir- ayrılığın da başka bir tadı vardı...
Şöyle bir Pont Neuf’e (Dokuzuncu Köprü’ye) gider, üzerinden Saint nehrinin bulanık akan sularına dalar giderdiniz...
Genç adam da öyle yaptı ve ışıl ışıl bir Paris gecesinde, köprü üzerinde Saint nehrinin bulanık akan sularına daldı gitti bir süre...
Yıllar belki de on yıl geçti bu olayın üzerinden...
Bir gün çok sevdiği bir kız arkadaşıyla oturmuş yemek yiyor ordan burdan sohbet ediyordu adam...
Artık 36 değil, 46 yaşına gelmişti...
Köprülerin altından çok sular akmıştı...
O günlerde yaklaşmakta olduğu popüler kültür zirvelerinde uzun yıllar kalmış, sonra çok başka mecralara yelken açmıştı...
Sevdiği kız arkadaşının telefonu acı acı çaldı...
Arayan bir gazeteciydi ve “Çok Güzel Kadın”ın, kriz geçirdiğini ve acele hastaneye yatırılması gerektiğini söylüyordu...
Kaldıracak kimse yoktu...
Kızı hastaneye yatmaya ikna edecek kimse olmadığı gibi...
Arayan da “Adam”ın yardım edebileceğini düşünmüştü...
Telefonlar etti tanıdığı doktorlara Adam...
Çok Güzel Kadın’la ertesi günü konuşup, ikna etmeye çalıştı onu doktora gitmeye...
İstemiyordu ve bir şeyinin olmadığına inanıyordu çünkü...
O gece derin bir üzüntü duydu adam...
Vicdanı sızlıyordu...
On yıl önce bir New York kafe-bar’ında, güzel kadının erkeklerle oynadığı eğlencelik oyuna tepki duymuş, “Artık senin değil, benim yıllarım başlıyor” mealinde sözler söylemişti...
Sanki o sözleri söylediği için, Çok Güzel Kadın, şimdi çok kötü durumdaydı...
Sanki o sözler müssebbibiydi, güzel genç kadının izleyen yıllardaki zikzaklarının...
Yalnızlığının, mutsuzluğunun...
Kim söylemişti şimdi hatırlamıyordu:
“Kadınlar 40’ına kadar güzellikleriyle hayat merdivenlerinden çıkarlar...
40’ından sonra ise sadece kendileriyle...”
Vicdan azabı duyuyordu adam?..
O günden sonra, hep 35 yaş ve sonrası kadın güzelliklerini, muhteşemliğini irdeler oldu adam...
O muhteşem cazibeleri yazdıkça, 15 yıl öncesinin vicdanındaki yara kapanmaya yüz tutuyordu...
Adı kadar emindi ki şu anda...
Genç ve çok güzel kadın, yine çok güzeldir...
Üzerine muhtemelen bir de cazibe eklemiştir...

