Vatan ve Milliyet’te patron-yazar ilişkileri...

Haberin Devamı



Önceki gün Federasyon seçimleriyle ilgili “kulis” haberlerini aldığımda içimden “Tamam” dedim, “Yine sorunlar başlıyor... Yazmayacak mısın?.. ‘Hayır’ dedim yazacaksın... Çünkü sen gazetecisin... Görevin bu!..”

Konu Futbol Federasyonu seçimleri...

Olayın içinde elbette Beşiktaş Kulübü Başkanı olarak Vatan ve Milliyet gazetelerinin ortağı Yıldırım Demirören de var...

Geçenlerde Milliyet’in spor sayfasında “Aykut Kocaman teknik direktörlüğü bırakıp sportif direktör oluyor” diye bir haber çıkıyor...

Fenerbahçe internet sitesinden anında bir açıklama geliyor;

“Haberin arkasında kim var?..”

Milliyet’in Fenerbahçeli olan spor müdürü meslektaşım Cem Şengül cevabı veriyor:

“Kimse yok, muhabirimiz var...”

***


Amaç iki gazetede çıkacak her haberle “Gazetenin ortaklarından Yıldırım Demirören arasında zımni bir bağ kurmak...”

Dün bu köşede yayınladığım Federasyon Başkanlığı kulisi haberiyle ilgili de benzer şeyler olacağını hissediyordum ki dün Fatih Karaca tesadüfen telefonda, “Haberi Yıldırım Demirören mi yazdırdı?..” gibi bir iki yorum duyduğunu söyledi bana...

Fatih kardeşime telefonda söyledim...

Ancak sanırım daha doğrusu bu köşede herkese açıktan söylemek ve yazmak:

1) Haberi Yıldırım Demirören’den almadım...

2) Hiçbir haberi Yıldırım Demirören’den almıyorum...

3) Benim Yıldırım Demirören’le, hiçbir haber ve yazı ilişkim yok...

4) Telefonla bile konuşmuyoruz hiç...

5) Sadece arada bir mesajlaşıyoruz...

6) Telefon mesajıyla haber yazdırılmaz...

7) 32 yıllık gazetecilik hayatımda gazete ve televizyon sahipleriyle “Haber yazma ve yazdırma” ilişkisine hiç girmedim...

8) Bu konuda sırasıyla Milliyet gazetesi patronu Aydın Doğan, TRT Genel Müdürü Tayfuk Akgüner, Nokta dergisi sahibi Bülent Şemiler, Star televizyonları sahibi Cem Uzan, Hakan Uzan, Show TV sahibi Erol Aksoy, Akşam ve Show’un sonraki sahibi Mehmet Emin Karamehmet ve Murat Vargı, ATV ve Sabah’ın o günkü patronu Turgay Ciner, Kanaltürk’ün sahipleri Akın ve Tekin İpek, yeniden Vatan’da, Aydın Doğan, Zafer Mutlu ve şimdi de Yıldırım Demirören ve Ali Karacan canlı şahittirler...

9) Patronun gazeteciye haber yazdırdığı şayiası benim için “hakarettir...”

10) Yıldırım Demirören bir gün bile bana böyle bir imada bulunmadı...

11) Vatan’da ve Milliyet’te yayıncılık, gazeteciliğin evrensel koşullarına göre yapılır ve yapılıyor...

12) Bu haberde yer alan tüm bilgileri, o sırada Türkiye’de bile olmayan ve yurt dışında bulunan Yıldırım Demirören de bütün okuyucular gibi herkesle beraber okudu...

13) Bir meselesi olan varsa bana söylesin...

14) Benim yazdıklarım üzerinden hiçbir dahli olmayan gazete patronlarını kimse işe karıştırmaya kalkmasın...

15) Bir patron gazetesinde yayınlanan yazılardan ve haberlerden sorumlu olmaz... Haberin sorumluluğu muhabirin ve editörün, yazının sorumluluğu ise yazarındır...

16) İmzamın sorumluluğunu, başkalarına ihale edecek kadar küçülmedim ben...

17) Haberin ve kulisin hangi boyutunu konuşmak isteyen varsa, konuşuruz...

18) O haber ve kulis yazısı üç saatlik bir gazetecilik çabasının ürünüdür...

19) Onu çiğnemeyi düşünenler, üç saatlik uğraşı çiğnediklerini zannederler...

20) Oysa çiğnemeye çalıştıkları 32 sene artı üç saattir...

Herkese tarafsız, bütün kulüplere eşit uzaklıkta, adil ve verimli bir Federasyon dönemi dilerim...

*****


APO ÜZERİNDEN POLİTİKA YAPMANIN GETİRDİĞİ BELALAR...

Hayatımda hiç, kendim olsam zaaf göstereceğim bir konuda, başka birisini eleştirmeye kalkmadım...

Kendi yapamayacağım bir şeyi başkasından istemedim...

Kendi yapmadığı şeyi başkalarından isteyene de ifrit oldum...

Kendisini rol model zanneden, etrafa gider yapıp, racon kesen zibidilerden de haz etmemem bu yüzden...

Kendi hayatlarına bakmazlar...

Elaleme ayar vermeye kalkarlar...

***


Apo konusu da siyasilerin belagat şehvetinden yanıp tutuşup, birbirlerini en ağır sözcüklerle “yerin dibine batırdıkları” konu...

Apo öyle bir kişilik ki...

Üzerinden siyaset yapmak önce “çok sevimli geliyor, herkese...”

“Zamanında assaydınız ya... Biz olsak asardık.”

“Apo’yla utanmadan görüşüyorsunuz... Ülkeyi satıyorsunuz...”

“Apo’yla görüşenler vatanı bölüyorlar...”

“Mehmetçiğin kanını içenlerle, terörist başıyla rezilce pazarlık ediyorlar...”

***


Kabul bu sözlerin etkisi ve şehveti fazla...

Doğrudur...

Bu sözleri söylediğin kişiyi fena halde köşeye sıkıştırıyorsun...

Ne yapacağını bilemez hale getiriyorsun...

Savunmasız bırakıyorsun...

Fakat “kimsenin bu konuda birbirine söyleyebileceği fazlaca bir şey yok ki?..”

Bunu millet bilmiyor mu?..

Apo MHP hükümetteyken yakalandı...

Ve MHP de o gün bastıramadığı için Apo’nun asılması söz konusu bile olmadı...

Çünkü onu paketleyip Türkiye’ye teslim edenler zaten bunu şart koşmuşlardı...

Aksi halde teslim etmeyeceklerdi...

Teslim etmeyeceklerinden Apo zaten cezaevinde olmayacaktı...

***


Sonrasına gelelim...

Apo yakalandığı günden itibaren, gerek askeri yetkililer, gerekse MİT temsilcileri ile görüştü...

Bir devletin, bir hükümetin, bir iktidarın, yakaladığı terörist başıyla görüşmesi değil, görüşmemesi ters...

Elbette kamuoyunun gözlerinden uzak, kapalı kapılar ardında gizli görüşmeler yapılacak, stratejiler belirlenecek, gerekirse PKK’ya oradan bazı talimatlar Apo kanalıyla verilecek...

Bunları yapan bir devlet değil, yapmayan bir devletten korkarım ben...

Vatandaşın can güvenliğini sağlamak, ülkede barış ve huzuru tesis etmek, sadece dağlarda terörist öldürmekle olmaz...

Gerektiğinde görüşmeler yaparsın, siyasi çözümlerin önünü açmak için, ateşkeslere girersin...

Bunlar vatanı satmak ya da bölmek, veya terörist başıyla pazarlık etmek anlamana gelmez...

Devlet gerektiği yerlerde, taktiksel ateşkesler, stratejik yakınlaşmalar yapar...

***


Bunları herkes bilir...

Her istediğin anda herkesi idam edemeyeceğini, her kararın bir bedeli olacağının da farkındadır insanlar...

Apo’yla “devlet birimleri” elbette görüşüyorlar...

Zaman zaman ateşkes yaptırıyorlar, zaman ve zemin kazanmaya çalışıyorlar...

Bunları söyleyip “Siz terör örgütüyle pazarlık yapıyorsunuz” demek ne kadar tehlikeliyse, “Siz niye zamanında asmadınız” demek de o derece tehlikeli...

Terör örgütü üzerinden yapılan siyaset ile hamasi nutuklar bir süre sonra atanın elini yakar...

Herkes birbirini biliyor...

Herkes şartları da biliyor...

Kendi yapamayacağınız şeyden dolayı başkasına belden aşağı vurmayın...

Yarın aynı belden aşağı darbeyi sizin yemeniz söz konusudur çünkü...

*****


TARAF GAZETESİNİ CANLI YAYINDA YIRTAN SPİKER ARKADAŞ!..

Murat Şahin isimli gençten bir spiker arkadaşı izledim dün internette...

Büyük havalarla Taraf gazetesinden bir yazının ilk üç kelimesini okuyor.

İlk üç kelime şöyle:

“Türkiye Türklerindir saçmalığının...”

Genç arkadaş arkasından melodram tadında bir rol kesmeye başlıyor...

Elini alnına götürüyor...

Hüzünlü ve kabul etmez!!! Bir ifade takınıyor...

Büyük ve radikal bir tepkinin, sessiz çığlıkları duyuluyormuşcasına saniyeler geçiyor...

Ve Murat arkadaş “Gazeteyi alıp ben bunun nesini okuyayım” diyerek gazeteye yırtıp atıyor...

***


Eminim ki içinden müthiş bir şov yaptım diye de geçiriyordur...

Oysa yazık bir durum yaptığı...

Bir kere “Türkiye Türklerindir saçmalığı” diye başlayan cümle hiç de saçma bir cümle olmayabilir...

Eğer Türk kelimesini “etnik” bir bakış açısıyla alıyorsanız, Türkiye Türklerindir ırkçı bir yaklaşımı sergiler...

Çünkü Türkiye sadece etnik olarak Türklerin değil, üzerinde yaşayan ve kendisini Türkiyeli hisseden her insanın ülkesi...

Eğer Türk sözcüğünü Türkiyeli anlamında kullanıyorsanız, yine Türkiye Türklerindir sözü çok anlamlı değil...

Çünkü bu ülkede Musevi, Rum, Ermeni azınlıklar da var...

Onların da herhalde kendilerini Türk hissetmelerini beklemiyoruz...

Ayrıca kendisini Kürt hisseden birisine “Sen neden kendini Türk hissetmiyorsun” diye metazori bir yaklaşımı benimseyemeyiz...

***


Neresinden bakarsanız bakın, Türkiye Türklerindir sloganı en azından bugünün gelişmişlik düzeyinde ırkçılılığı çağrıştıran bir slogan...

Le Pen’in Fransa Fransızlarındır sloganına benziyor...

Elbette genç spiker Murat Şahin arkadaşın bu derece derin bir sorgulama yaptığını zannetmiyorum...

Sanıyorum o “Türkiye Türklerindir saçmalığı” kelimelerinin ne kadar da kolay vurularak, üzerinden prim yapılacak ifadeler olduğunu düşündü...

Çiğ ve çok ucuz bir şova imza attı...

Çok yazık bir durum...

İyi ki benim spikerim değildi...

Bir daha ekranı zor görürdü o genç arkadaş...

Hata yaptığı için değil...

Taammüden insanları karaladığı için...

DİĞER YENİ YAZILAR