Uğur Mumcu olayında sürpriz çıkış; araştırma komisyonu başkan vekili diker konuştu;

“Cinayet hakkında komisyondan bilgi sakladılar...”

Haberin Devamı

Uğur Mumcu suikastiyle ilgili yaşanan olayları, belgeleri ve anıları anlattığım üç günlük yazı dizisine hiç beklemediğim sürpriz tepkiler geldi...

Uğur Mumcu Cinayetini Araştırma Komisyonu üyesi Yüksel Yalova, bir süre önce aradı; “Seni kirli odakların oyunlarına kurban ettirmeyiz...” diye konuştu...

Yazar Adnan Berk Okan gazeteciler.com sitesinde, olayın üzerine giden ilginç bir yazı kaleme aldı...

Dün Yüksel Yalova’dan sonra ikinci milletvekili olarak, Uğur Mumcu Cinayetini Araştırma Komisyonu’nun Başkanvekili Tevfik Diker de, yazdığım yazılardan sonra Mumcu cinayetiyle ilgili şok edici açıklamalar yaptı ve sorular sordu...

Tevfik Diker “Meclis komisyonundan bilgi saklandı...” diyordu ve daha ötesine de giderek, “bizi yanlış yönlendirdiler...” diye açıklama yaptı...

***


“Ben TBMM 20. Dönem Uğur Mumcu Cinayetini Araştırma Komisyon Başkan Vekiliyim...

Komisyon raporunu ve tutanaklarını okuyanlar benim komisyonda ne kadar özverili olarak çalıştığımı göreceklerdir...

Uğur Mumcu cinayeti ile ilgili gelinen son noktada paylaşmak istediğim bazı tespitlerim var...

1- Komisyondan bilgi saklanmıştır.

2- Komisyon dezenformasyona tabi tutulmuştur.

3- Komisyona yönlendirilen bazı isimler vasıtasıyla cinayetin esas failleri korumaya alınmıştır..

4- Mumcu Ailesi cinayet konusunda fikir ayrılığı yaşamıştır... Bu ayrılık şimdi daha da derinleşmiştir...

5- JİTEM-CIA-MOSSAD-Baronlar Konseyi göz ardı edilmiştir...

6- Uzaktan kumanda sistemi üzerinde durulmamış, kontak anahtarı ve misina uydurmasının peşine takılınmıştır...

7- Genelkurmay, MİT, Emniyet başta olmak üzere devlet yardımcı olmamıştır...

8- Olmayan bir İslami Terör Örgütü yaratılmıştır...

9- Soruşturmayı yürüten iki savcı kalpten ölmüş ve otopsi yapılmamıştır...

10- Savcı Ülkü Coşkun, devleti; Yeşil de Jitem’i işaret etmiş olmasına rağmen üzerinde durulmamıştır...

11- Mumcu Ailesi tehdit edilmiştir...”

***


Uğur Mumcu Cinayeti Araştırma Komisyonu Başkanvekili Tevfik Diker’in dün 11 maddede açıkladığı çarpıcı noktalar böyle...

Birkaç kelime de benim için yazmış sağolsun... Gazetecilik yaptığım için, üzerimde yaratılan rezilane itibarsızlaştırma çabasını suçlayıcı;

“Gelelim Reha Muhtar’a.

Reha Muhtar, Uğur Mumcu gibi bir medya mensubu yani gazeteci yazardır...

Meslektaşının öldürülmesine elbette sade vatandaştan daha fazla üzülmüştür...

Reha Muhtar, Mumcu cinayeti ile ilgili çok ağır eleştirilere hatta suçlamalara maruz kaldı...

Komisyon çalışmalarında bunu açıkça gördüm...

Komisyon çalışma raporunda TRT’nin programı hakkında soruşturma istedik...

Bu soruşturma tamamlansaydı gerçek bütün boyutuyla ortaya çıkardı...

Soruşturmalar engellendi çünkü gerçekler ortaya çıkmamalıydı...

Birilerinin yazdığı resmi tez devam etmeliydi...

***


İlerleyen günlerde Uğur Mumcu Dosyası yeniden açılırsa gerçekler tüm çıplaklığıyla ortaya çıkacaktır...

Dosya açılır mı?..

Ülkemizde Özal dosyasını kapatmak için her numaranın yapıldığı bir konjonktür yaşıyoruz...

Ama henüz finalde değiliz...

Umulmadık zamanda umulmadık bilgi ve yeni belgeler ortaya çıkarsa kimse şaşırmasın...

Çünkü örtmek isteyenler kadar açmak isteyenler de boş durmuyor...

Her şeye rağmen bugün Reha Muhtar’a da yapılan kimi haksızlıkları dile getirmenin zamanı gelmiştir...

Çünkü Reha Muhtar TRT’deki programı yapmıştır ama program esnasında sözde tanığın bazı çelişkili ifadelerinden de kuşkulandığını beyan etmiştir...

Bu nedenle TBMM Faili Meçhulleri Araştırma Komisyonu Başkanı Sadık Avundukluoğlu tarafından ısrarla töhmet altında bırakıldığı iddiasıyla muzdarip olduğunu beyan etmiştir...

Bu durumu tüm açıklığıyla son günlerde Vatan Gazetesindeki yazılarında dile getirmiştir...

***


Reha Muhtar’a iki atasözüyle seslenmek istiyorum...

“Güneş balçıkla sıvanmaz.”

“Keser döner sap döner gün gelir hesap döner.”

Tevfik Diker...

***


Sevgili okuyucularım;

Bu olay 19 yıl öncesinin olayıdır...

Bu ülkede gazetecilik yapmak, ya Uğur Mumcu, Abdi İpekçi, Çetin Emeç, Ahmet Taner Kışlalı gibi ölümlerden ölüm beğenilen bir meslek, ya da “onların katillerini açığa çıkarmaya çabalarken, kendini en ağır ithamların ve iftiraların ortasında savunurken bulmaktır...”

Tehdit, ölüm, iftira ve itham bu meslekte 33 yıldır hiç değişmeyen yazgımdır, yazgımızdır...

Sanmayın ki hayat bugün farklı, bunlar 19 yıl öncesinde kaldı... Tehditler de iftiralar da aynen devam ediyor, eder ve edecektir...

Benim çocuklarıma bırakacağım tertemiz onur ve haysiyet mücadelem de...

Rastgele...

*****


KIRMIZI KARANFİL...

John Blanchard oturduğu yerden doğruldu...

Üniformasına çeki düzen verdi...

Büyük istasyonda yolcuları bekleyen kalabalığı süzdü...

Kalbini çok iyi tanıdığı, ancak yüzünü hiç görmediği kırmızı karanfilli kızı aradı gözleriyle...

Kıza duyduğu ilgi yaklaşık 13 ay önce Florida’da bir kütüphanede başlamıştı...

Raflardan ilgisini çeken bir kitap almıştı...

Kitabın daha önce bir başkası tarafından okunmuş olduğunu görmüştü...

Sayfa kenarlarına kurşun kalemle notlar düşülmüştü...

John bu notların ardında asil bir ruhun, derin bir aklın var olduğunu hissetmişti...

***


Hemen kütüphane görevlisine gidip, kitabı daha önce alan kişinin kim olduğunu öğrenmişti...

Hollis Maynel adında bir kadındı...

Adresini aldı...

Eve döndüğünde ona bir mektup yazdı...

-”Bugün kütüphanede bir kitap okudum... Aldığınız notlar karşısında hayranlık duydum... Sayenizde kitabı daha iyi anladığım gibi, düşüncelerinizle de tanışma fırsatı buldum... On gün sonra asker olarak Kore’ye gidiyorum...

Tanışmak ve mektuplaşmak istiyorum...

Cevabınızı sabırsızlıkla bekleyeceğim...”

***


Çok geçmeden Hollis’den sıcak bir cevap geldi...

John ikinci mektubunu Kore’den yazdı...

Savaş günleri boyunca mektuplar sürekli gidip geldi...

Her gün yeni mektupta birbirlerinden biraz daha etkilendiler, kalplerini birbirlerine biraz daha açtılar...

John’un terhis zamanı gelmişti...

Amerika’ya dönmeye hazırlanıyordu...

Kare’den yazdığı son mektupta Hollis’e kendisini görmek istediğini söyledi...

-”Seni tanıyabilmem için bana bir resmini gönder lütfen...” diye bir not düştü mektubuna...

Hollis buluşmayı kabul etti fakat resmini göndermedi...

-”Resmin ne önemi var ki?..” dedi... “Bizi ilgilendiren kalplerimiz değil mi?..”

Yine de küçükcük bir not ekledi mektubuna...

-”Seni karşıladığım gün, yakamda kırmızı bir karanfil olacak... Böylece beni kolayca tanıyacaksın...”

***


Günler birbirini kovaladı...

John ülkeye dönüyordu...

Trenden inerken, garda gözleri kırmızı karanfilli kadını arıyordu...

O sırada hiç ummadığı bir şey oldu...

Genç, güzel, uzun boylu bir kadın kalabalığın içinden kendisine doğru yürümeye başladı... Sarı saçları omuzunu süslüyor, mavi gözleri bir okyanus gibi derin derin kendisini süzüyordu...

Üzerindeki mavi elbiseyle kararlı bir edayla John’a doğru yürümeye başladı... John ona bakarken, son anda kadının yakasında kırmızı karanfil olmadığını fark etti...

Kadın iyice yaklaştığında sıcak bir tebessümle seslendi John’a:

-”Seninle tanışabilir miyiz denizci?..”

***


Tam o sırada güzel kadının yakınında, yakasında kırmızı karanfil olan bir kadını gördü John...

Kısa boylu şişman sayılacak bir kiloda, gri kısa saçlı tozlu uzun pardösülü ve kalın bilekleriyle öylece duruyordu...

John şaşkındı...

Az önce hayatında gördüğü en reddedilemeyecek kadınlardan birinden tanışma teklifi almıştı... Ancak biraz ilerde ise kalbine aşık olduğu kadın duruyordu kırmızı karanfiliyle...

Tereddütü kısa sürdü...

Kendini toparladı ve yanındaki dünyalar güzeli kadına aldırmadan ilerledi...

***


Elinde Hollis’le birbirlerini tanımalarını sağlayan kitap vardı... Kitabı biraz daha sıkıca kavrayıp kırmızı karanfilli kadına yaklaştı...

-”Merhaba Hollis...” dedi gözlerinin içi gülerek...

-”Pardon...” dedi kadın, yüzünde halden anlayan bir tebessümle...

-”Ben Hollis değilim... Az önce buradan geçen sarı saçlı, mavi elbiseli genç hanım, benden bu karanfili yakama takmamı rica etti... Bana da Hollis diye hitap eden olursa, kendisini istasyonun karşısındaki pastanede beklediğini söylememi istedi...“

Ne demek istediğini anlamadım...

Ama giderken kulağıma “Bu bir sınav” diye fısıldadı...

(Dr. Yaşar Ateşoğlu’nun Bilgelik Öyküleri kitabından...)

DİĞER YENİ YAZILAR