Türkiye metaforik değil, fiili olarak işgal edilirse...

Haberin Devamı

İlkokul üçüncü sınıftan beri her 10 Kasım’da bütün okula Atatürk’ün Gençliğe Hitabesi’ni okudum ben...

9 yaşından 17 yaşına kadar sürdü bu ritüel...

Lisedeyken, önünde okuduğum geniş öğrenci kitlesinin içindeki ilkokul ve ortaokul öğrencileri benden küçüktüler.

Küçüklere karşı hitabeyi okumak çok sorun teşkil etmiyordu...

Fakat ilkokul dördüncü sınıf öğrencisiyken, bütün bir ilkokul, ortaokul ve liseye Atatürk’ün Gençliğe Hitabesi’ni okuyor olmak, strese sokardı beni...

Bütün gözlerin üzerinde olduğunu hissetmek parmak kadar çocuk için fazla heyecan verici bir seremoniydi...

***


Atatürk’ün gençliğe hitabesini okurken, “dahili ve harici bedhahların, gaflet ve dalalet içinde olanların”, İstanbul’un işgali esnasında bir imparatorluğun yıkıldığı günlere karşılık olarak söylendiğini bilirdim...

“Fakr ü zaruret içinde harap ve bitap düşmüş milletin”, Birinci Cihan Savaşı’nı izleyen günlerde Anadolu’da bitap düşmüş millet olduğunun farkındaydım...

Doğrusu, o kadar yıl içinde hiçbir gün halihazırda yaşamakta olduğum iktidarlara bir gönderme haline getirmedim Atatürk’ün Gençliğe Hitabesi’ni...

***


Aklı başında olan hiçbir kişi; o gün yaşanmış bir tarihi, bir diriliş döneminin ve Kurtuluş Savaşı’nın rehber sözlerini, demokrasiye geçmiş bir ülkenin siyasi iktidarlarına, ilanihaye referans yaptırıp, kendi milletini de 21. yüzyılda fakr ü zaruret içinde bitap düşmüş halde görmez, göstermezdi...

Atatürk bir Kurtuluş Savaşı’nı anlatmış, onun felsefesini gelecek kuşaklara aktarmıştı...

Aklı fikri düzgün çalışan hiç kimse “Türkiye’nin sürekli Kurtuluş Savaşı vermek zorunda olan bir ülke olmayacağını” bilirdi...

***


Atatürk’ün Kurtuluş Savaşı’ndan birkaç yıl sonra söylediği Gençliğe Hitabesi’ni tartışmaya açmak, bugünün Türkiye’sinin 1927 Türkiye’siyle arasında zımni bir beraberlik olduğunu düşünmek izlenimi verirsiniz...

Bugün Türkiye metaforik olarak değil, fiili olarak işgal edilirse, Atatürk’ün Gençliğe Hitabesi’nde söylenenler hayata geçecektir...

Bundan nem kapmak hayra alamet bir durum değil...

*****


Atatürk’ün Gençliğe Hitabesi

Ey Türk Gençliği!

Birinci vazifen, Türk istiklalini, Türk Cumhuriyeti’ni, ilelebet, muhafaza ve müdafaa etmektir.

Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegane temeli budur. Bu temel, senin en kıymetli hazinendir. İstikbalde dahi, seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek, dahili ve harici bedhahların olacaktır. Bir gün, İstiklal ve Cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetin imkan ve şeraitini düşünmeyeceksin! Bu imkan ve şerait, çok namüsait bir mahiyette tezahür edebilir. İstiklal ve Cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler. Cebren ve hile ile aziz vatanın bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şeraitten daha elam ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde iktidara sahip olanlar gaflet ve dalalet ve hatta hıyanet içinde bulunabilirler. Hatta bu iktidar sahipleri şahsi menfaatlerini, müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler. Millet, fakr ü zaruret içinde harap ve bitap düşmüş olabilir.

Ey Türk istikbalinin evladı! İşte, bu ahval ve şerait içinde dahi, vazifen; Türk İstiklal ve Cumhuriyeti’ni kurtarmaktır! Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur!

*****


GÜNÜN ANLAMLI SÖZÜ

KÖTÜLER İYİLERİ YENERKEN!..

Robin Sharma’dan Deepak Chopra’ya kadar bilgelik noktasına gelen bütün yaşam gurularının bir yaşam felsefesi ve kuralı olarak benimsediği çok önemli bir düşünceyi Robin Sharma’nın ağzından vereceğim bugün...

“Hayatın değişmeyen hakikatlerinden biri şu şekilde ifade edilebilir...

Kendinizi düşünmekten sıyrılıp, başkalarına yürekten hizmet vermeye başladığınızda yaşamınızda bir başarı patlaması olması kaçınılmazdır...”

***


Annelerimiz, babalarımız ve eğitimcilerimiz, bize hayatta başarılı olmanın yolunun, “çok çalışmak, kariyer yapmak, hesabını bilmek, parayı tutmak, fırsatları değerlendirmek, göze girmek” gibi değerlerden geçtiğini söylediler...

Daha kötücül olanlar ise bizim gibi iyi niyetli ve hakkaniyetli değil, daha fırsatçı ve üçkağıtçıydılar...

Onlar da başarılı olmanın formülünü şöyle çizmişlerdi:

“İnsanları gammazla... Onların sırtına binerek kazanmaya bak... Köprüyü geçene kadar ayıya dayı de... Rekabet ederken, karşındakinin gözünü oy... Belden aşağı vur... Kötü ol... Sana karşı çıkanı ez... Yaşatma...”

***


Hayatı uzun zaman bu ikilem içinde yaşadım ve çerçeveleştirdim...

Ben kendimce “birinci kategorideydim...”

Seviyordum...

Aşık oluyordum...

Arkadaşlığın ve dostluğun kıymetini biliyor, arkadaşlarımı ve dostlarımı satmıyordum...

Çok çalışıyordum, kariyer yapmaya uğraşıyordum...

Para tutamasam da, hesabımı pek bilmesem de, göze girmeye ve fırsatları değerlendirmeye uğraşıyordum...

Böyle yaptığım zamanlarda, hep ikinciler “yani kötücül” olanlar kazanıyordu...

Çünkü biz adil olmaya uğraşırken, onlar “gammazlayarak, belden aşağı vurarak, köprüyü geçene kadar ayıya dayı diyerek, rekabet ederken karşıdakinin gözünü oyarak, karşı çıkanı ezerek ve yaşatmayarak” bizi yeniyorlardı...

***


Hayat böyle devam ettiği müddetçe, kural dışına sapanlar, kurallar içinde hayatı yaşamaya çalışanları her zaman yenecekti...

Serbest güreşen, grekoromen güreşeni hep yenecekti...

Kötüler ve kuralsızlar her daim kazanacaktı...

Bu formül değişmeliydi...

Hayatta iyiler, daha doğrusu iyilik kazanmalıydı...

Öykülerde, romanlarda, filmlerde, tiyatrolarda hep iyilik kazanmıyor muydu ki?..

Ne olacaktı, nasıl olacaktı da, bu kural dışı oyunda, kurallara uyanlar kazanacaktı?..

İşte bunun tek formülü Robin Sharma’nın, Deepak Chopra’nın ve tüm yaşam bilgelerinin söylediği, evrenin basit gerçeğinde yatıyor:

***


“Kendinizi düşünmekten sıyrılıp, başkalarına yürekten hizmet vermeye başladığınızda yaşamınızda bir başarı patlaması olması kaçınılmazdır...”

Evrene iyilik gönderin...

Başkalarıyla empati kurun ve onlara iyilik yapmaya çalışın...

Kendi egonuzun sınırlarını aşın...

Hayatı kendinizden ibaret görmekten vazgeçin...

Evrenin bütünlüğünü hissedip, o kütlesel enerjinin iyiliği için uğraşın...

Göreceksiniz hiç tahmin etmediğiniz bir yerde, hiç tahmin edemeyeceğiniz bir dönüşle mucizeler yaşayacaksınız...

***


O zaman göreceksiniz ki başkalarını gammazlayarak başarı kazanmaya çalışanlar, belden aşağı vurarak öne geçmeye uğraşanlar, kötülük yaparak popülerlik peşinde koşanlar, birer birer yok olacaklar...

Sevmeden seviyormuş gibi görünenler, aşık olmadan aşk yaşıyormuş popülerliğine saplananlar, önemsemeden önemsiyormuş gibi hareket edenler, inanmadan büyük fikirlerin sahibi gözükenler, sahneden birer birer düşüp gidecekler...

Bir süredir hayatın bana bahşettiği mucizeleri, yaşamak, hissetmek ve özümsemekle meşgulüm...

Ne kadar mucizevi bir deneyim olduğunu sizlere anlatamam...

DİĞER YENİ YAZILAR